Bu coğrafyada doğup büyümüş ve Osmanlı Devleti ile beraber Türkiye Cumhuriyetinin kaderini etkilemiş en önemli kişilerden bir tanesi Sabetay Sevi’dir. Fakat ne üniversitelerimizde ne düşünce ve araştırma kurumlarında bu kişi ile ilgili doğru dürüst bir tek çalışma bile yoktur.
Bunun sebebi ise aynı Masonlukta olduğu gibi Sabetay Sevi; faaliyetlerini gizli olarak yapmış ve bunu kendine bağlı olan kişilerinde aynı şekilde yapmasını istemiş olması nedeniyledir. Öyle ki; Sabetay Sevi’nin yolunda gidenler; Müslüman olmadıkları halde Müslüman ismi alıp hatta Cuma namazlarına giderek kendilerini gizlemeye çalışmışlardır.
Sayıları yüz binleri bulmuş bu topluluk Yahudi olarak kabul edilmemektedir. Çünkü kendisini ve inançlarını gizlemek Yahudi dininde de yoktur. Bu nedenle Sabetaycıların İsrail’e gitmeleri engellenmektedir. “Gündüz külahlı gece silahlı” deyiminde olduğu gibi çift kişilikli bir yapıda doğup büyüyen bu insanlar gerçekten de araştırılması gereken çok önemli bir insan topluluğudur.
Fakat en başta Sabetaycıların liderleri buna izin vermemektedirler. Zira yüz kızartıcı tutum ve davranışları nedeniyle neredeyse dünyanın bütün toplumları arasında ayıplanıp aşağılanmaktadırlar. Hâlbuki gizlilik ve kendi aralarında kurdukları işbirliği sayesinde hem olağanüstü bir güç kazanmış hem de devlet yönetiminde çok üst düzey noktalara kadar yükselebilmişlerdir. Örneğin Osmanlı ve Türkiye devletinde hariciyede çok ağırlıklı olarak bulunurlar. Generallerin birçoğu bunlar arasından seçilip askeri darbe gibi her türlü fitne fesat işlerinde kullanılırlar.
FETÖ örgütü de Sabetaycıların çalışma usul ve yöntemlerini benimsemiştir. Sinsi ve gizli bir şekilde çalışırlar. Birçok fitne ve suikastın altında hep bu grubun imzası vardır. Sadece insanları öldürmekle kalmazlar aynı zamanda itibar suikastı da yaparlar.
Sabetaycılar hakkında en özgün ve ciddi çalışmayı yapanlar arasında Ilgaz Zorlu vardır. Şemsi Efendi okullarının kurucusu Şimon Zivi’nin torunlarından olan bu araştırmacı hakkında çok büyük baskılar yapılmıştır. Sonunda Yahudi dinine giren Zorlu, bu sayede Sabetaycıların hışmından kısmen de olsa kurtulabilmiştir. Zorlu’nun en büyük suçu Sabetaycılar hakkında çalışmalar yapıp bunları yayınlamış olmasıdır.
Sabetaycılar; Kapani, Karakaşi ve Yakubi olarak üç gruba ayrılmıştır. Her bir grubun kendine ait farklı bir yapılanması hatta Mason Locası vardır. Bunlar arasındaki kavgalar ise inanılmaz derecede şiddetlidir. Güç ve makam elde etmek için acımasızca birbirlerini öldürmüşlerdir. “Karakaşi-Kapani Kavgaları” başlıklı makalem belki de bunlar arasındaki kanlı bıçaklı savaşlardan bahseden tek çalışmadır.
Umarım Türkiye tarihi üzerinde bilimsel çalışma yapan kişi ve kurumlar bu çalışmalardan istifade ederek özgün eserler üretirler. Eğer bunu yapmıyor veya yapamıyorlar ise tarihçi olarak ortada görünmemeli ve kendilerini bu sıfatla tanıtmamalıdırlar.
Hem tarih kurumu ve inkılap tarihi enstitüsü olacaksın hem de Sabetaycılık hakkında bir tek çalışma yapmayacaksın. Bu ne derece çirkin ve onursuz bir durumdur? Buna anlam vermekte güçlük çekiyorum. Evet, belki bazı kişi ve gruplar engel olabilir. Lakin onurlu ve haysiyetli bilim adamları ve tarihçileri bu kişiler korkutup yıldırmamalıdır.
Sabetaycılık hakkında ölmez kalırsam daha çok makale yazmaya devam edeceğim. Çünkü maalesef bunu yapan neredeyse bir elin parmakları kadar az kişi vardır. Konuya ilgi duyanları Yeni Akit gazetesi arşivlerinde yayınlanmış sayısız makaleme havale ederek Cumhuriyet Tarihindeki ilk Sabetaycı ve Müslüman evliliği ile ilgili bir hikâyeyi aktarmak istiyorum.
Selahattin Galip’in “Türkiye’de Dönmeler ve Dönmelik” isimli kitabından aktaracağım bazı bölümler Sabetaycıların ülkemizde daha yakından tanınabilmesi için oldukça güzel bilgiler sunmaktadır.
Kitaptaki bu bölümün kahramanları, Türkiye’nin meşhur komünistlerden Zekeriya ve Sabiha Sertel’dir. 1950 yılında Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan bu ailenin evliliği gerçekten de ilginçtir.
Kitapta geçen bazı bilgileri düzeltmek gerekiyor zira bu evlilik Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetinde bir ilk değildir. Her ne kadar Kapani ve Karakaşi gruplar aile dışından evliliklere izin vermezken Yakubi gruplar çok farklı etnik kökenden kişilerle evlenerek Sabetaycılığın katı kuralları yıkmışlardır. Fakat sonunda Yakubi kolu neredeyse tamamen asimile olmuştur.
Yabancılarla evliliğin neden yasaklandığı ve niçin engel olunduğu konusunda yazının baş kısmındaki bilgiler elbette yeterli değildir. Bunu bir başka yazıma bırakma ihtiyacı hissediyorum. Aksi takdirde yazı hacmi çok büyük olacaktır. Fakat kitaptan yaptığım alıntılar yine de okuyuculara bir parça fikir verebilir.
Selahattin galip’e göre Sabetaycıların başka ailelerle evlilik yapmaması an'anesini ilk defa Zekeriya-Sabiha Sertel çifti bozmuştur. Bunun nasıl olduğunu kitaptan takip edelim:
“Sanırım, birçok kimsemin aklının ucundan dahi geçmeyecektir. Konuyu fazla uzatmadan hemen bildirelim. Bir Müslüman Türk ilk ile ilk defa evlenen dönme şimdi mezarı Rusya'da olan tanınmış aşırı solculardan yazar Sabiha Zekeriya Sertel'dir. Evet. Sabiha Sertel bir dönme idi... Ve kendisiyle aynı fikirleri ilerde paylaşacak olan, bu satırların kaleme alındığı sırada halen sağ bulunan, Türk hükümetinin merhameti sayesinde Fransa'da yaşadığı menfa hayatından yurda dönen meşhur solcu Zekeriya Sertel, şimdi mezarı Rusya topraklarında olan Sabiha Zekereya'nın bir dönme olduğunu, kendisinin de bu zümreden kız alabilen ilk Müslüman Türk olduğunu " "Hatırladıklarım" adlı kitabının 77 ila 81 . sayfalarında, ‘Nasıl Evlendim’ başlığı altında aynen şöyle yazıyor:
Günlerden bir gün, Selanik'te hukukta okurken evinde kaldığım pansiyon sahibi kadın geldi. Hoşbeşten sonra evlenip evlenmediğimi sordu. İhtiyar kadınların önüne geçilmez bir merakıdır bu. Gençleri evlendirmek isterler. Sanki kendileri evlilik hayatında mutlu olmuşlar gibi, başkalarının da başını yakmaktan zevk alırlar.
Hala bekâr olduğumu öğrenince, şöyle yüzüme baktı:
-Sen, dedi, vaktiyle Selânik'li bir kızı istemiştin, bugün o kızı bulsam, onunla evlenmeğe razı mısın?
Bu, damdan düşer· gibi yapılan teklifi beklemiyordum. Zaten ben o kızı çoktan unutmuştum. Aradan seneler geçmişti, şimdi onun nerede olduğunu, ne yapıp ne ettiğini bilmiyordum. Meğer, Selanik'in Yunanlılar tarafından işgalinden bir süre sonra onlar da ailece İstanbul’a göçmüşler, şimdi buradaymış. O da hala evlenmemiş. Bu bilgiyi verdikten sonra,
- Eğer istersen bir aralık soruşturayım, dedi. Önem vermeyerek ‘olur’ dedim.
Üzerinden bir hafta geçti geçmedi, bizim ‘Anne hanım’ (Bu kadına biz bütün pansiyonerler anne derdik) çıkageldi. Büyük bir iş yapmış gibi sevinçli bir hali vardı.
- Müjde, dedi, kız hazır!
- Yani? dedim.
- Yani, kızla görüştüm, o seni hala unutmamış. Senden söz açılınca heyecanlandı, sevindi, kızardı. Sonra fikrimi açtım, önce utanıp önüme baktı, sonra boynuma sarıldı. Şimdi söz senin.
Şaka derken iş ciddiye binmişti.
Düşündüm. O zaman İstanbul’da bekârlık canıma tak demişti. Ben derli toplu bir adamdım. İçkiye düşkün değildim. Küf kokan yabancı pansiyonlarda sürünmekten bıkmıştım. Yalnızlık ve bekârlık çekilir şey değildi. İşte önüme bir fırsat çıkmıştı, bu fırsattan yararlanmalıydım
Fakat ben daha kızı görmemiştim. O zamanki koşullar da buluşup görüşmemize pek elvermiyordu. Piyango çeker gibi tanımadığım bir kızla evlenmek de hoşuma gitmiyordu. Anne hanımın verdiği bilgiye gö¬re kız güzeldi, okumaya meraklıydı, babası annesinden ayrıldığı için ağabeylerinden birinin yanında yaşıyordu.
- Anne hanım, dedim, bu kızı görmek, görüşüp, tanışmak mümkün değil mi? Sen böyle bir tanışma sağlayamaz mısın?
· Kadın güldü:
- Öyle şey olmaz, namuslu bir aile kızı tanımadığı bir erkekle görüşmez. Ama sen kızı istersin, ağabeyleriyle temas edersin. Belki onlar sizi buluşturmaya razı olurlar.
Gene önemsemeyerek pekiyi demiştim.
Bizim anne hanım gidip kıza müjdelemiş, o da ağabeylerine açılmış benimle evlenmeğe razı olduğunu bildirmiş.
Günün birinde telefon çaldı:
- Ben avukat Celal Derviş, sizinle görüşmek istiyorum.
- Buyrun efendim, dedim.
- Yok, sizinle önemli bir meseleyi konuşmak zorundayım. Bugün saat beşte filan yerde buluşabilir miyiz?
- Hay hay!
Telefon kapandı. iş ilerliyordu. Celal Derviş, genç kızın büyük ağabeyi idi. Demek işe o el koymuştu.
Kararlaştırılan saatte buluştuk. Karşılıklı oturduk.
Celal Derviş bir yandan beni süzüyor, bir yandan da yüzünden, tebessümü eksiltmeyerek konuşuyordu:
- Siz kardeşimle evlenmek istiyormuşsunuz. Bu konuda ne dereceye kadar ciddi olduğunuzu öğrenmek istiyorum.
Meğer hakkımda bilgi toplamışlar, bir defa benimle görüşmeğe ve beni yakından görmeğe karar vermişler. Çünkü verecekleri karar çok önemliydi. Hatta tarihi bir nitelik taşıyordu. Kız bir Dönme ailesine mensuptu. Dönmeler ortaçağda İspanya’daki engizisyon zulmünden Osmanlı imparatorluğuna sığınan ve Selanik'e yerleşen bir avuç Yahudi idi. Bunlar Osmanlı imparatorluğuna döndükten sonra Müslüman olmuşlardı. Dinlerini değiştirmekle beraber Müslümanlığı da tam benimsemiş sayılmazlardı.
Çevrelerinden de mukavemet görmüşlerdi. selamlığın hiç bir kuralına uymazlardı. Namaz kılmaz, oruç tutmaz, İslamlarla ve Türklerle kaynaşmazlardı.
Bir kast halinde yaşarlardı. Zeki, becerikli ve sevimli insanlardı. Fakat kendi kabukları içinde yaşar, Türk topluluğuna girmez, Türklerle kız alıp vermez, kendi dar varlıklarını öylece sürdürüp giderlerdi. Daha çok ticaretle uğraşırlardı. Bu nedenle Avrupa ile sıkı ilişkileri vardı.
Bu durum, onların yaşayışları üzerinde de etkisini gösteriyordu. Kazançları iyi, yaşama düzeyleri öteki topluluklarınkinden yüksekti. Selanik’ten İstanbul’a göç ettikten sonra çoğunlukla Nişantaşı ve Şişli semtlerine yerleşmiş, yine kendi topluluk hayatlarını kurmuşlardı.
Çocuklarını da Türk okullarına vermemiş olmak için Feyziye Lisesi ve Şişli Terakki Lisesi adında iki okul açmışlardı. Çocuklarını resmi okullara göndermez, bu okullarda okuturlardı. İşte benim evlenmek istediğim kız, bu topluluğa mensuptu. Ailesi razı olursa, ilk kez bir dönme kızı bir Türk’le evlenecekti.
Celal Derviş, İstanbul’da hukuk öğrenimi yapmış, ufku genişlemiş, bu eski geleneklerin gereksizliğini anlamış bir adamdı. Zaten İstanbul’a göçtükten sonra Dönme topluluğunda sarsıntılar başlamıştı. Kast, birliğini az çok yitirmişti. Şimdi Türklere karışmağa karar vermeleri, kastın kabuğunu kıracak ve bu topluluğun tamamını bozacaktı.
Görüşmemizden bir hafta sonra, Celal Derviş, beni evine yemeğe davet etti. Ben, görücüye çıkmış bir kız durumundaydım. İleride hayat arkadaşım olacak kızla ilk defa o gün tanıştım. Önce fotoğrafını bile görmemiştim. O gün beraber yemek yedik. Bu, bir biçim nişanlanma sayıldı. O günden sonra haftada bir gün ziyaretlerine giderdim. Fakat bizi yalnız bırakmazlardı. Yanımıza mutlaka aileden bir kadın takarlardı. Benim bir Dönme kızıyla evlenmek üzere bulunduğumu İttihad ve Terakki Genel Merkez Komitesine duyurmuşlar. Bir gün bu komitenin ünlü üyesi sayılan Doktor Nazım beni çağırdı. Tebrik etti. Yaptığım işin önemini bilip bilmediğimi sordu:
- Sen belki farkında değilsin, dedi, fakat yüzyıllardan beri birbirine yan bakan iki toplumun birleşip kaynaşmasına yol açıyorsun. Dönmelik kastına ölüm yumruğu indiriyorsun. Biz bu olayı gereği gibi değerlendirmeli ve Türklerle Dönmelerin birleşmesini bu vesile ile kutlamalıyız. Bunu milli ve tarihi bir olay gibi değerlendirmek gerek.
Şaşırdım.
- Yani ne yapalım, efendim, dedim.
- Yani, nikâhınızı biz kıyacağız. İşi gazetelere duyuracağız. Bu nikâhı bir aile olayından çıkarıp milli olay haline getireceğiz.
Nikâhımız Şehzadebaşında Suphi Paşa Konağında yapıldı. O vakit yalnız dini nikâhı yapılırdı. Nikâhı bir hoca kıyardı. Nikâh sırasında dahi kızla erkek yanyana gelmezlerdi. Nikâh için her iki taraf kendilerine birer vekil seçerlerdi. Bizim nikâhımızda da kız tarafının vekili ve zamanın Başbakanı İttihat ve Terakki'nin en nüfuzlu adamı Talat Paşa idi. Benim vekilliğimi de Atatürk'ün dışişleri bakanlığını yapan Tevfik Rüştü Aras üzerine almıştı. İttihat ve Terakkinin belli başlı kodamanları da nikahta hazır bulunuyorlardı. Kız harem dairesinde, ben erkeklerin yanındaydım. Talat Paşa gülerek ve şakalaşarak,
-Biz kızımızı bedava vermeyiz, bin lira isteriz, dedi.
O vakit nikâh için böyle bir ağırlık, para, vaat etmek adetti. Bana sordular:
-Kız tarafı bin lira istiyor ne dersin?
O dakikada cebimde 10 lira bile yoktu. Bütün nikâh masrafını ittihatçılar görmüşlerdi. Bol keseden ‘veririm’ dedim. İmam, duasını okudu. Bizleri tebrik ettiler. Lokumlar yenildi, resmen nikâhlanmış olduk. Ertesi gün bütün gazeteler bu haberi önemle verdiler. O günden sonra bizim evlenmemiz ‘Dönme’ toplumu arasında bir örnek oldu. Arkamızdan kız-erkek Türklerle evlenenler çoğaldı. Ve böy¬lelikle dönmelik kastı yıkılıp tarihe karıştı”.
İşte kitapta geçen “dönmelik gerçekten tarihe karıştı mı?” sorusuna cevap vermek için çok sayıda çalışma yapılması gerekiyor.
Üsküdar Bağlarbaşındaki dönme mezarlığında acaba kimler yatıyor? Müslümanlar mı? Haşa... Hıristiyanlar mı? Olamaz? Yahudiler mi? Kafalarını kesseniz yatmazlar orada! O halde kimler yatıyor ve kimler gömülüyor bu mezarlığa?
Bunun gibi çok sayıda soruya hala ikna edici cevaplar verilememiştir. Çünkü Sabetaycılar arasında bilgi sızdırmak çok ağır bir suçtur. Özellikle Müslümanlara her ne suretle olsun bilgi verilmemelidir.
Kitabın içeriği; Sabetaycılar hakkında oldukça önemli bilgiyi verirken birçok konuda ise sınırlıdır. Çünkü yazar dâhil birçok araştırmacıda aile sırlarını açıklayacak bilgi ve belge yoktur. Bunlar hala çok sıkı bir biçimde saklanmaktadır. Fakat gözü pek ve gerçeklerin peşinde koşan araştırmacıları hiçbir güçlük yıldıramaz, vesselam…
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)