Türk Silahlı Kuvvetleri, 15 Temmuz darbesi sonucunda profesyonel mevcudunun neredeyse yarısını kaybetti. Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması da ister istemez bu sayının azalmasına sebep oluyor.
Bu durumda yeni personel alımları söz konusu olacak. Peki, bu nasıl yapılmalı ki her 10 yılda bir yapılan darbeler tekrar etmesin?
Aslında bunun cevabını vermek çok kolaydır. Darbecilerin izlediği yolu takip ederek önlem alınırsa bir daha darbe marbe olmaz. Bu konuyu biraz açalım.
Türkiye Cumhuriyetine darbe yapanlar daima dindar askerleri ordudan temizlemeye çalışmışlardır. Bunlardan bir tanesi de benim. Bahriye Mektebinde yani Deniz Harp Okulunda soruşturmalara tabi tutuldum. Bana askeri okul öğrencilerine namaz kılmaları için baskı yaptığım iddia edildi. Bu suretle sorgulandım ve yüzlerce kayıtlara geçti.
Sorgu deyince aklınıza “birkaç soru sorup geçiyorlar” gelmesin. En az Öğrenci Alay Komutanının da bulunduğu 5-6 kişi huzurunda, baskı yaptığım iddia edilen öğrencilerle yüzleştirilerek, sorgulandım. Önce öğrenciler konuşuyor sonra bana da “doğru mu?” Diye soruyorlardı.
“Kazık kadar adam nasıl baskı yapayım, fakat namaz kılmayı tavsiye ediyordum” diyerek cevap veriyordum. Hiç unutmuyorum bir ramazan günü oruçlu iken böyle sorgulamışlardı. 2007 Yılında yayınladığım “Bahriyede 15 Yıl” isimli kitabımda bunları anlatmıştım. Bu kitabı ve yazdığım makaleleri okuyanlar orduda ne dümen çevrildiğini çok iyi anlamışlardı. Aslında herkes ne olup bittiğini az-çok biliyordu. Çünkü darbeci ve faşist generaller fütursuzca konuşur dine dindara saldırmayı vazife bilirdi. Amerikalı paşa babaları onlara ne bellettiyse yapar sonra da ensemizde boza pişirirlerdi.
Nitekim Deniz Harp Okulundan 1987 yılında en başarılı öğrencilerin 7’sini birden attılar. Daima “Komutan Onur Listelerinin” başında yer alan bu öğrenciler arasında Deniz Lisesi birincisi de vardı. Gerçi suçları büyüktü, çünkü namaz kılıyorlar oruç tutuyorlardı. Bu ne cüret! Darbeci Kenan Evren her gün “irtica tehlikesinden” dem vursun sen kalk namaz kıl. Tiz boynu vurula!
Peki, seni niye atmadılar? Sorusu aklınıza gelebilir. Çünkü ben öyle çok çalışkan ve başarılı bir öğrenci değildim. Sınıfımızın orta sıralarında yer alırdım. Biraz da kavga eder o zamanlar mangalda kül bırakmayan “komünist” öğrencilerle fazla dalaşırdım. Askeri okul öğrencisi olmama rağmen yaka paça defalarca kavga etmişimdir. Bir iki defa dudağım şişse de genellikle altta kalmaz hatta üste çıkardım. Geleceğimiz parlak değildi yani…
Bir de şu husus var ki ben namazımı kılarken gizleme gereği duymazdım. Bu yüzden bölük komutanlarının hedefi de olurdum. “Söyleyin Vehbi’ye dua etsin” diye aklınca benle dalga geçen komutanlar vardı.
Öğrenci iken atılmış olmamanın diğer bir nedeni de yalnızdım. Birinci sınıfta birkaç arkadaşım namaz kılardı lakin bu Feto iti, bunlara musallat olmuş “aman namaz kılmasınlar” diye baskı yapmaya başlamışlardı. Bu yüzden olsa gerek Türk öğrencilerden benden başka açıktan namazını kılan bir öğrenciye rastlayamıyordum. Bir arkadaşım son sınıfta namaza başlamış ne sevinmiştim, lakin donanmaya çıkınca yani teğmen olduktan sonra bırakmak zorunda kalmıştı.
“Türk” öğrenci dediğim için şaşırmış olabilirsiniz. Zira o yıllarda askeri okullarda hatırı sayılır bir yabancı öğrenci vardı. Libya’lı bu öğrenciler genellikle son sınıfta namaz kılmaya başlarlar fakat oruçlarını daima tutarlardı. Bize yasak onlara serbestti, oruç. Bir iki tane namazını hiç aksatmayan dahi vardı. Allah selamet versin “Salim” isimli bu arkadaşı hiç unutamam. Salimle beraber namazımızı açıktan kılar bu konuda kimseyi takmazdık.
İşte bu şartlardan olsa gerek arada bir iki tane “çürük mamul” olsa da olur. Belki ileride düzelir umudu ile bahriye mektebinden mezun olmuştum.
Fakat daha 4-5 ay geçmeden sorgu sual başlamış Deniz Harp Okuluna çağrılarak benden hesap sormaya başlamışlardı. Fakat nasıl olduğuna bende şaşırıyorum Öğrenci Alay Komutanına adeta patlamış askeri terbiyeye aykırı olarak bağırıp çağırmaya başlamıştım. Hoş, bunu hak etmişti komutan. Çünkü kendi aklınca benle dalga geçmeye çalışıyordu.
Soruşturma için odasına girince sinsi sinsi gülüyordu.
“Seni niçin çağırdık biliyor musun?” diye sordu. Bende “soruşturma yapıyorsunuz onun için” diye cevap verdim. Biraz ciddileşerek “galiba sen bir şeyler biliyorsun” diyerek tekrar sordu. Cevaben “evet, okulda aşırı solcu faaliyetler var” dedim. Bu cevaptan hoşlanmadı “anlamadım” deyince “okulda komünistlik yapılıyor” dedim.
Bana “saçmalama be!” dediği zaman işte “elektrik devresinin şalteri atar, sigortalar patlar ya” işte aynen bu şekilde bağırıp çağırmaya başladım. Siz ne biçim komutansınız? Hiç mi bir şeyden haberiniz yok? Gidip teneffüshanelere (öğrencilerin dinlenme odasıdır) dahi bakmaz mısınız? Her yerde Zülfü Livaneli’nin şarkıları çalıyor”.
Şimdi rahmetli Zülfü Livaneli sizi şaşırtmış olabilir. Bunu açıklamak lazım. Komünistler o tarihte Zülfü’yü ilahi dinler gibi dinlerlerdi. Aşırı solcular kendilerini bu şekilde gösterirler o zamanın usullerince bu şekilde komünistlik propagandası yaparlardı. Günümüz insanı için gülünç gelebilir lakin o zamanlar darbe yıllarında kimse açıktan konuşamaz sanatçılarla olan tercihlerine göre değerlendirilirdi. Ne günlerdi yahu…
Bu sözüm üzerine Komutan odayı terk edip gitti. Kuvvetle muhtemeldir ki Okul Komutanının yanına gitmişti. Mosmor bir şekilde döndü. Öğrencileri karşıma dizip “namaz kılmak ve dini kitap okumak konusunda baskı yaptığımı” ispatlayacak şekilde öğrencileri konuşturdu. Garibanlar mahcup bir şekilde “evet öyle yaptı” diyorlardı. Ben de “yahu bunları tavsiye etmiş olabilirim, niçin baskı yapayım. Hem okulun durumu belli” diyerek cevap vermeye çalışmıştım. Bunları 50 sayfadan fazla çeken bir tutanağa yazıp bana da imzalattılar.
Eh artık şimdi kolayca defterimi dürebilir çok sevdiğim ordudan atabilirlerdi. Alay komutanı, oruçlu olup olmadığımı sordu. Oruçluyum deyince “söylesene” diyerek asker karavanından yemek getirtti. Fakat iki lokmanın boğazımdan geçmesine müsaade etmiyor devamlı soru soruyordu.
Sabahtan akşama kadar sorgulanmıştım. Halim kalmamıştı aynı şeyleri söyleyip cevap vermeyince bu sefer utandı ve sustu. Sonra da bana gidebilirsin dedi.
“Ha bu gün oldu ha yarın” diye ordudan atılmayı beklerken nedense birileri insafa gelmiş olsa gerek, beni bahriyeden atmadılar. Ta ki 28 Şubat 1997’ye kadar. Bu sefer “başörtüsü” büyük suç olmuştu ve eşi örtülü olanlara ağır bir baskı vardı.
İlginçtir bu baskıyı neredeyse kırıp bu faşist generalleri yenmek üzereydik. Zira komutanlarımızı; “gözünün üstünde kaşın var” misali “eşinin üzerinde başörtüsü var” diye suç olur mu? Diyerek ikna ediyorduk. Diyanet İşleri Başkanlığı da “başörtüsü dini bir emirdir” diyerek lehimizde karar çıkarmış tam da bu kalleş oyunu bozmak üzere idik.
Fakat bu Feto haini orada da devreye girdi. “Başörtüsü fürüattır” diyerek Yaşar Nuri Öztürk ile beraber “dinde başörtüsü yoktur” diyerek bütün eşi başörtülü askerleri ordudan atmaya başladılar. Bugün bu sayının 1600 kişisinin Yüksek Askeri Şura kararı (YAŞ) ile 2500 civarında bir sayının da “üçlü kararname ile re’sen emekli edildiğini” biliyoruz. En az 5 bin civarında asker ise “emekli ol kurtul bak seni de ordudan atmak için yazı yazdık, iyisi mi bizi günaha sokma” diyerek emekliliğini istemek zorunda bırakmışlardı.
Bende 1996 Aralık YAŞ kararı ile ordudan atıldım. İşte o tarihlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Recep Tayyip Erdoğan vardı. Bize iş verdi. Müdür yardımcısı olarak çalışmaya başladım. İyi de hizmet ettik, belediye susuzluk, yolsuzluk ve tarafgirlik ile anılırken bu sefer hizmet ve kalite ile öne çıkmaya başlamıştı. Zaten Erdoğan’ın çıraklık dönemi burasıydı ve buradaki başarılarından dolayı onu önce Başbakan sonra da Cumhurbaşkanı olarak gördük.
Gerçi Ali Müfit Gürtuna denilen darbe işbirlikçisi Belediye Başkanı “ordudan atılan memurluk yapamaz” diyerek bizi belediyeden attı. Rızkımızı denizlerde aramak durumunda kaldık.
Lakin bu olaylardan çıkarılması gereken dersler vardır. Yeri gelmiş iken bunlara değinmekte yarar var.
Şimdi bütün ordumuz gibi bahriyemiz de yeniden yapılandırılıyor. Burada imanlı, inançlı öğretim görevlilerine ve tarihini iyi bilen askerlere, denizcilere ihtiyaç var. Özellikle Deniz kuvvetleri son darbeden dolayı ağır yara aldı. Neredeyse amiral mevcudunun yarısı darbecilikten içeri alındı. Deniz Lisesi ve Deniz Harp Akademisi kapatıldı. Deniz Harp Okulu ise mezun veremeyip yeniden yapılandırma için üniversite şekline dönüştürüldü. Hava ve Kara Kuvvetlerinde de benzer bir durum var. Üstelik ordumuz Suriye’de “Fırat Kalkanı” operasyonunu yürütüyor.
İşte Erdoğan’ın 28 Şubat 1997 döneminde yaptığı gibi ordudan dindar olduğu için atılmış 10 bine yakın askerden faydalanmak gereklidir. Çünkü bu insanlar “darbe olduğu zaman karşı çıkabilirler” düşüncesi ile ordudan atılmışlardı. Yoksa başörtüsü diye bir suç olur mu? Buna kargalar bile güler…
İşte şimdi hükümet ve bakanlara mühim bir görev düşüyor. Benim gibi sırf Allah’tan korkup faşistlerden korkmadıkları ve dininden inancından taviz vermediği için askeriyeden atılan binlerce vatanseveri, yeniden orduya almak gerekir. Bu iş para-pul, iş-aş meselesi değil vatanı koruma meselesidir. Aksi takdirde mesuliyet büyüktür. Yeniden 15 Temmuz 2016 darbesini görmek istemiyor isek bu konuda acil eylem yapılması gerekiyor.
Yahu “sen ve arkadaşlarınız artık yaşlandı, bu işi beceremezsiniz” denilmemelidir. Çünkü hayatının 30 yılını denizde geçiren benim gibi bahriyeli zabitlerden ve kara-hava subaylarının tecrübelerinden öğretmen olarak veya başka şekillerde istifade edilebilir. Yeniden darbe olur mu? Diye telaş edenlerin kulakları çınlasın…
Evet, silahlı kuvvetlerdeki bahriyedeki en önemli sorunumuz; eğitim kurumlardaki dinimizden ve tarihimizden uzaklaştıran kahpe sistemdir. Kendi tarihine yabancı, Batı hayranı zabitlerden ne beklenebilir ki. Elbette faşist darbe yapıp Amerikan efendilerine şirin görünmeye çalışacaklar. Yıllar boyu süren faşist eğitim sonucu iğfal edilen ve devlete, millete sadakat göstermesi gerekirken Amerikan köpeklerini dinleyen zavallı askerlerimizi ancak bu şekilde kurtarmak mümkündür, vesselam…
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)