Ülkemizin en önemli problemlerinden birisi trafik kazalarıdır. Her yıl bir ilimizdeki insan kadar kişiyi trafikte kurban ediyoruz. Konu üzerinde tartışma ve katkılar sunan bir okuyucumun yardımı ile bu ciddi sorunu gündeme taşımak istiyorum.
Konuyu küçümsememek ve değersiz bulmamak gerekiyor. Çünkü “ateş düştüğü yeri yakar” demiş atalarımız. Her yıl binlerce insanımızın başına gelen kazalar Allah korusun bizim de başımıza gelebilir. Bu konuda diğer başarılı icraatları ile daima dua ettiğim İçişleri Bakanımızdan konuya daha çok ilgi göstermesini istirham ediyorum.
Son Kurban Bayramını akraba ziyaretleri nedeniyle İsviçre’de geçirdim. Denizcilik mesleğim sayesinde de bir çok Avrupa kentini gezmek görmek imkanım da olmuştu. Bu nedenle Batı Avrupa ülkelerinin ülkemizden bir hayli gelişmiş olan trafik kuralları uygulamanın ne derece önemli olduğunu bizzat görmüş bulunuyorum. Herkesi ilgilendiren ve kanamakta olan bu acil yaraya çözüm getirmek amacı ile okuyucularımın da ilgi göstermesini beklerim.
Emniyet Genel Müdürlüğünden gelen telefon mesajında “Ölümle sonuçlanan her 3 trafik kazasından birisinin aşırı hızdan kaynaklandığını biliyor musunuz?” diye uyarı bulunmaktadır. Yani sürücüler uyarılmaktadır. Madem her 3 trafik kazasından 1’inin suçlusu hız ve sürücülerse, diğer 2’sinin suçlusu kimdir? İşte bu soruya özellikle duble yolların teknik yeterliliği konusu üstünde durarak cevap arayacağız. Çünkü sürücü eğitiminin ayrı bir başlıkta değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Özellikle şu beş hususa dikkat çekerek tedbir alınması gereklidir. Yazının uzun olması nedeniyle vakit bulamayanlara özetle bu maddeleri okumalarını öneririm. Zaten diğer hususlar bu maddelerin derinlemesine analizini yapmaktadır.
İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, 2018 Kurban Bayramı tatilinin ilk 6 günündeki 87 can kaybının yaşandığı 69 ölümlü kazanın oluş türleri incelenmiş şu sonuçlar tespit edilmiştir:
En fazla kazanın 27 ile tek taraflı yoldan çıkma, devrilme, savrulma, engelli cisme çarpma, 25 kazanın yandan çarpma, arkadan çarpma ve karşılıklı çarpışma, 17 kazanın ise yayaya çarpma şeklinde meydana geldiği görülmüştür.
Bu istatistikten de anlaşılacağı üzere, trafik kazalarının en büyük nedenlerinden biri de standartlara uygun inşa edilmeyen duble yollardır. Ve araştırıldığında görülecektir ki, bu kazaların büyük çoğunluğu otoyollarda değil duble yollardan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Karayollarını inşa eden ve gerekli inşa faaliyetlerini kontrol edemeyenlerin birinci derecede suçlu olduğu yakın zamanda meydana gelen iki ölümcül trafik kazasını örnek verilebilir. Birisi 15 Ağustos 2019 trafik polisinin kullandığı motosiklet, Sancaktepe Anadolu Otoyolu Samandıra Gişeler bağlantı yolunda, çim sulama fıskiyelerinden yola akan su nedeniyle devrilmiştir. Ağır yaralanan sürücü, tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. Diğeri Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı ve araştırmacı Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, bulunduğu aracın yoldaki mıcır nedeniyle kayıp şarampole uçması sonucu vefat etmiştir.
40 yılda trafik kazalarında Yalova'nın nüfusu kadar insanımızı kaybetmiş durumdayız. Bu kazalar büyük ölçüde standartlara aykırı şekilde inşa edilen duble yollarımızdan kaynaklanmıştır.
Ak Parti iktidarı vatanın dört bir yanını kara, hava ve deniz yolları ağıyla ördü, örmeye de devam ediyor. Fakat otoyollarımız uluslar arası standartlara göre inşa edilirken, duble yollarımızın manzarası içler acısı durumdadır. Eski Türkiye’nin devletçi ve yağmacı anlayışında takılıp kalmış, dört duvar arasındaki makam odasından dışarıya çıkmamış, çıksa da “görmeyen, duymayan, hissetmeyen” karakterindeki memurlar, millete hizmet için inşa edilen yolları hiç görmemektedir.
Ülkemizde her 8-10 yılda bir yapılan darbeler, PKK terörü, Gezi kalkışması ve FETÖ darbesi ekonomimizi sarsmasaydı, bugün otoyol ve hızlı tren ağıyla buluşmayan bir tek ilimiz bile kalmayacaktı. Bu ihanetlerden dolayıdır ki, şehirlerimizi ancak duble yollarla birbirlerine bağlayabildik. Ne yazık ki ülkemizin her tarafında otoyol olmadığı için, bu duble yollar otoyol (otoban) vazifesi görmektedir. Fakat şehirleri hatta ülkeleri birbirine bağlayan transit yol olarak kullanılan duble yollarımız; il, ilçe ve köylerimizin ortasından geçmektedir. Bunun insan hayatı açısından ne derece tehlikeli olduğu yeterince tartışılmamaktadır.
Coğrafyamızı hem sömürüp hem kan gölüne çeviren Batı Avrupa ülkelerinde, şehirlerarası transit yollar; yerleşim yerleri içinden geçmez ve o yollarda traktörler, bisikletler ve diğer küçük araçlar seyir yapamaz. Yolun kenarındaki emniyet şeridinde yayalar yürümez, insanlar veya hayvanlar karşıdan karşıya geçmez. Fakat yukarıda sayılan nedenlerden dolayı ülkemizin duble yollarında bu geri kalmışlık manzarası ve trafik katliamları; sıradan olaylar arasında görülmektedir.
Halbuki birçok Avrupa ülkesinde kavşaklar, refüjler, giriş çıkışlar bakımından böylesine iptidai yol düzenlemesi görülmez. Fakat ülkemizde kontrolsüz, sinyalizasyonsuz kavşaklar bulunmaktadır. Bir kısmı ise tehlikeli ve yetersizdir. Işıksız yaya geçitleri ki; bu kavşak ve yaya geçitlerinde insanların paramparça olduğu, yürek dağlayıcı kazalara şahit oluyoruz. Bütün vatan sathı emniyetli otoyollarla örülene kadar, duble yollarla idare etmeye mecbur kalsak bile; acil olarak bazı düzenlemelerin yapılması şarttır.
Keza ülkemiz otoyol ağlarıyla örüldükten sonra tıpkı Avrupa’da olduğu gibi, otoyollara paralel olarak duble yollar yine önem arz edecektir. Bu duble yollar; elden geldiğince insanların emniyetini sağlayacak şekilde rehabilite edilmelidir. Otoyolları teknik bakımdan uluslararası standartlara uygun olarak inşa eden Karayolları Genel Müdürlüğü, duble yollara da aynı önemi vermek zorundadır.
Gördüğümüz duyduğumuz yanlışlara kayıtsız kalmamamız gerekir. Duble yollardaki katliamlarla ilgili herkes kendi ölçeğinde mücadele etmelidir. CİMER bu konuda her vatandaşa müracaat ve şikayet hakkı tanımaktadır. Devletimizin kurduğu bu geri besleme araçlarını etkin bir şekilde kullanmamız gerekiyor.
Bir ilçemizde; 2012 yılında şehri ortadan ikiye bölen karayolunun ilçe merkezinden tecrit ettiği iki mahalleyi temsilen bir grup vatandaş “karayolunun ilçe içinden geçen kesimlerinde hız denetimi yapılması ve yeterli sayıda güvenlik kurallarına uygun sinyalize yaya geçitleri” yapılmasıyla ilgili imza kampanyası düzenler. 600’ün üzerinde imza toplayarak dilekçelerini Kaymakam Bey’e arz ederler. Fakat insanı, hayvanı, tabiatı küçük gören sevgisiz devletçi bürokrasiye karşı feryatlar beş para etmez.
İşte trafik lambalarının olmadığı bu kavşakta karşıdan karşıya geçerken bir bisikletliye TIR çarpar ve sürücü feci şekilde ölür. Merhumun ailesi şikayet edememektedir zira kendisine “oğlunun 8'de bilmem kaç suçu vardır” demişlerdir. Oysa bu bir kazadan çok trafik cinayetidir. Fakat devlet gerçek faillerden hesap sormamayı alışkanlık haline getirmiştir.
Yine aynı ilçede dönerli kavşak düzenlemesi yapılırken, yolun mevcut şerit çizgilerinin üzeri siyah boya gibi bir maddeyle kapatılmış ve 1 metre civarı yön değiştirmeyle yeni şerit çizgileri çizilmişti. Gece vakti aydınlatma ışıklarının parlattığı boyalı şeridi yolun şeridi sanıp takip eden sürücü, döner kavşağa girip aydınlatma direğine çarpmıştı.
Bu kazada bir kaymakamın anne babası ve aracı kullanan öğretmen kardeşi vefat etmişti. Kaymakamlığı devreye sokarak Özel Kalem Müdürüyle görüşüldüğünde Karayollarını dava edecek avukat bulamadıkları söylenir. Kaymakam Bey ise devletin başka kurumlarıyla mücadele edip düzenleme yapılmasını dahi istememiştir.
Uluslararası transit yolun ortasında hayvanların otladığı meralar ise bir başka sorundur. Yolun ortasındaki çelik bariyerler kesilip yerine bordür taşları örülerek refüj yapılır. Refüje büyük miktarda toprak doldurulup çim ekilir, ağaç dikilir. Çimler büyüyünce yolun ortasında kilometrelerce uzunluğunda devasa mera alanı meydana gelir. Bu arada başıboş dolaşan yılkı atları yolun ortasındaki merada yani refüjde otlamaya başlarlar. Hatta bu refüjde bazı köylüler ineklerini otlatıp sonra o ineklerden sağdıkları sütü gidip pazarda satarlar.
Özellikle gece vakti “yol ile ilgili her türlü güvenlik tedbiri alınmıştır” diye düşünen insanlar yolda seyrederken; yolun ortasında otlayan bu yılkı atları aniden yola çıkarak kazalara sebep olur. Sabah gün ışıyınca yol adeta mezbahaneyi andırmaktadır. Sonuçta takla atarak veya yol kenarındaki su kanalına uçarak ölen masum insanlar, telef olan hayvanlar bulunmaktadır.
Bu konuyla ilgili olarak kazadan sonra yolun ortasındaki refüjde otlayan yılkı atları belediye tarafından toplanıp uzak bölgelere bırakılır. Ancak daha sonra bu atlar yine gelip refüjde otlamaya devam ederler.
Bu işin çözümü teknik olup aslında çok basittir. Çim refüjün ortadan kaldırılması, yolun ortasına çelik bariyer yapılması ve refüjden kazanılacak alanla, emniyet şeridinde yürüyen köylülere yaya kaldırımı yapılmasıdır. Bu refüjlerin toprak ve taşına, refüjdeki çim ve ağaçların bakımına harcanan paralarla köylüler için yaya kaldırımı yapılabilir. Önemli bir husus da şudur ki, yolun ortasında çelik bariyer değil de bordür taşlarıyla örülü refüj olduğu için, kaza yapan araçlar çok kolay refüjü aşıp karşı şeritteki araçlara çarpmaktadırlar.
Yol yapımında yapılan diğer bir yanlış da şudur: Yolun sağına ve soluna örülen bordür taşları, yağmur sularını yola hapsetmektedir. Mevcut minicik mazgallar çok yetersiz kaldığı için yol yüzeyi adeta gölleşmektedir. Özellikle gece vakti; yoldaki gölleşmeyi fark edemeyen araçlar suda kızaklayıp (Aquaplaning) takla atmaktadır. Refüjdeki toprak, yağmurla birlikte yola akıp yolu kayganlaştırmakta ve araçların takla atmasına ayrıca ikinci bir sebep olmaktadır.
Bu tuzağın bir başka acı örneği, Şehid Trafik Polisi Ali Ulaş ile meydana gelmiştir. Gerçi kaza bordur taşlarından dolayı yolda gölleşme meydana getiren su ile değil; fakat sebep olan şey çim sulama fıskiyelerinden yola akan su nedeniyle oluyor. Motosiklet devriliyor ve ağır yaralanan Ulaş, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybediyor.
Yine yaya kaldırımı olmadığı için iki metre genişliğindeki emniyet şeridinde yürüyen birçok vatandaş, kendilerine çarpan araçlarla çelik bariyerler arasında sıkışarak can vermektedir. Halbuki çelik bariyerin öte tarafında bu insanlar için yaya kaldırımı olsaydı, çelik bariyer araçların yayaya çarpmasını engelleyecek ve birçok insan kaza geçirmeyecektir. Vızır vızır araçların geçtiği yolda, yaya kaldırımı olmadığı için insanlar; genellikle yolun kenarındaki emniyet şeridinde yürür, alt geçit olmadığı için tek başına veya hayvanlarıyla yolun karşısındaki tarlasına geçerken hayvanlarıyla birlikte araba altında kalıp feci şekilde can verirler. Bu tür kazalar sonucu sayısız masum köylü vatandaşımız vefat etmiştir.
Elbette bu acıklı manzaranın suçlusu, Cumhuriyet tarihi boyunca 6 bin km bölünmüş yapılmışken, son 17 yılda 25 bin 200 km bölünmüş yol inşa eden Ak Parti İktidarı değildir. Ancak ülkemizde öyle bir memur bürokrasisi vardır ki, ilgisiz kişiler yüzünden bu yollar standartlara uygun inşa edilememektedir. Duble yollarımız inşa edilirken, yolun ortasındaki refüje harcanan paralar, vatandaşlar için yaya kaldırımı ve köy sapaklarında alt geçit için harcandığı takdirde işte o zaman; hakiki manada hizmet verilmiş olacaktır.
Avrupa’da düşük hızla gidilmesi zorunlu olan şehir içlerindeki yollardaki kavşaklar hariç; otoyol, karayolu, çevre yolu, hiçbir yolda kontrolsüz kavşak yoktur. Fakat zaruretten dolayı otoyol olarak kullandığımız devasa bir trafik yükü olan bizim duble yollarımızda, il ve ilçe merkezlerindekiler hariç, geri kalan bütün kavşaklar hem kontrolsüzdür, yani sinyalizasyon yoktur. Bunlar genellikle döne (döner) kavşaklardır.
Bu kavşakların kontrolsüz olmasından dolayı, kavşaktan ana yola aniden çıkan araçlardan dolayı sürekli feci kazalar olmaktadır. Bu kavşakların dönel kavşak olmasından dolayı ise, yuvarlak bir ada meydana getirildiği için, dümdüz olan yol, kavşak nedeniyle bir anda keskin virajlı olmakta ve özellikle gece vakitlerinde düz olan yolda belli bir hızda seyreden sürücüler, bu virajı fark edemeyip direkt kavşağa girerek kaza yapmaktadırlar.
Ayrıca dönüş yapmak için dönel kavşağa giren araçlar, özellikle TIR ve otobüsler, kavşak alanı yeterli olmadığı için kimi araçların arka kısmı yolda kalıp akan trafik için tehlike arz etmektedir. Yine, dönel kavşaktan dönüş yapmak isteyen araçlar, hız şeridi olan sol şeride geçip yavaşlamaktadır. Arkadan gelen araçlar, hız şeridinde oldukları için hızlı seyretmekte ve yavaş giden bu araçlara arkadan çarpmaktadır.
Duble yollarımız otoyol vazifesi gördüğü için, her kavşağa trafik ışığı yerleştirilmesi mümkün değildir. Bu durumda yapılması gereken, duble yollardan dönel kavşakların kaldırılması ve bunun yerine hem araçların hem yayaların geçebileceği giriş-çıkış cepli alt veya üst geçitlerin yapılmasıdır.
Avrupa’da saat 22.00-06.00 arası, insanlar huzur içinde istirahat etsinler diye, mesela saatte 50 km olan azamî hız sınırı 30 km olarak uygulanmaktadır. Ülkemizde ise gece saat 23.00’dan sonra şehir merkezlerindeki kavşaklarda bulunan trafik ışıkları işlevsiz hâle getirilmektedir. Şehir içinden geçen duble yollarda trafik canavarlarını yavaşlatan tek unsur olan trafik ışıkları da iptal edilince, karşıdan karşıya geçmek çok tehlikeli bir hâl almaktadır. Üstelik şehir içinden son sürat geçen araçların neredeyse jet uçağı gibi çıkardığı ses, yol kenarındaki evlerde oturan insanlar için her gece kabus olmaktadır. Oysa Avrupa'da otoyol kenarlarındaki mahallelerde oturan insanlar yolun gürültüsünden rahatsız olmasın diye, yol ile mahalle arasına yüksek bitkisel çitler veya beton duvarlar inşa edilmektedir.
Biz de de duble yolun şehir içlerinden geçen kısımlarında insan emniyetine ve sağlığına uygun şekilde inşa edilmiş sinyalizasyonlu kavşaklar inşa edilmelidir. Maalesef yeterli yaya geçitleri olmadığı için, bu kavşaklarda da bir çok yaya hayatını kaybetmektedir.
Özellikle duble yollardaki trafik kazalarının tek suçlusu sürücüler değildir. Fakat medyaya sürekli servis edilen kaza görüntüleriyle en önemli suçlunun sürücüler olduğu algısı yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa bu suça önemli oranda Karayolları ve trafik ekipleri de ortak olmaktadır.
Yapılan istatistiklerden de anlaşılacağı üzere, trafik kazalarının en büyük nedenlerinden biri de standartlara uygun inşa edilmeyen duble yollardır. Ve araştırıldığında görülecektir ki, bu kazaların büyük çoğunluğu otoyollarda değil duble yollarda meydana gelmiştir.
Tek taraflı olarak yoldan çıkma, devrilme, savrulma, engelli cisme çarpma, yayaya çarpma şeklinde gerçekleşen trafik kazalarının nedenleri şöyle olsa gerektir:
İşte tek taraflı yani çarpışma olmadan yapılan kazalar çoğunlukla bu saydığımız nedenlerden meydana gelmektedir. Ayrıca neredeyse her yol çalışmasında trafik kazaları olmaktadır. Çünkü çalışma yapılırken gerekli emniyet ve güvenlik önlemleri alınmamaktadır. Sürücülerimiz çok dikkatli ve yetenekli olsa da sayılan bu nedenlerden dolayı trafik kazaları kaçınılmaz olacaktır.
Birbiri ile uyumlu olmayan çelişkili hız tabelaları da kazaları arttıran bir etkendir. Duble yollardaki hız sınırı tabelaları yolun durumuna göre değil, tek tip olarak belirlenmiştir. Oysa hız sınırları yolun durumu ve çevresine göre belirlenmelidir. Üstelik ülkemizde duble yollar, otoyol vazifesi gördüğü için, hız limitleri sürücüleri sık sık şaşırtmaktadır.
Özellikle meskûn mahallerde yaşayan insanların hayatına değer verecek şekilde hız sınırları düzenlenmelidir. Duble yolun meskûn mahal dışındaki bölgelerinde makul hız sınırlaması olmalıdır. Örneğin saatte 50 veya 70 km. yazan hız tabelalarına sürücülerin uyması mümkün değildir.
Karayolu üzerindeki kontrolsüz yaya geçitleri de kazalara yol açmaktadır. Duble yolların köy kesimlerinde sinyalizasyonsuz yaya geçidi çizgileri vardır ve saatte 50 km azamî hız tabelaları yer almaktadır. Maalesef uluslararası transit bir yolda bu yaya geçitlerinin hiçbir anlamı yoktur. Akan trafikteki hiçbir araç o geçitlere yaklaşınca yavaşlamaz zaten. Genellikle 50 km tabelası; yaya geçidi çizgileri geçildikten sonra fark edilmektedir. Zaten iş işten geçmiş olmaktadır. Bu konuda bir başka hata; eğer yol binlerce insanın yaşadığı şehirlerin içinden geçiyorsa, o yol duble yol da olsa, burada üstünlük araçların değil yayalarındır. Fakat bu konuda hem yaya hem de sürücü eğitimimiz çok zayıftır.
Sinyalizasyonlu yaya geçitleri yerine çoğunlukla yaşlıların, bebek ve pazar arabalı kadınların çıkamayacağı üst geçitler inşa edilmektedir. Ayrıca bir insanın yolun karşı tarafındaki komşusuna veya mahalle bakkalına gidip geri gelmesi için yüzlerce metre yürüyüp o üst geçitlerden geçmesi istenmektedir. Halbuki bundan üşenen vatandaşlar üst geçidi kullanmayıp şehir içinde hiçbir hız denetiminin olmadığı vızır vızır geçen araçların arasından geçmektedir. Elbette trafik kazaları kaçınılmaz olmaktadır. Mahalle ortamının olduğu meskûn mahal içinden geçen duble yola üstgeçit kurulması yanlıştır. Çünkü burada öncelik ve üstünlük araçların değil, şehirde mukim olan insanların olmalıdır. Buna göre yol boyunca ihtiyaç sayısınca sinyalize yaya geçitleri yapılmalı, araçların her ışıklı yaya geçidinde durmasının önüne geçen yeşil dalga sistemini kurularak trafiğin akışı sağlanmalıdır.
TEDES (Trafik Elektronik Denetleme Sistemi) tepkiler üzerine iptal edilmişti. Zira sürücüleri canından bezdiriyor ve adeta bir rant kapısı gibi insanların binlerce lira ceza ödemesine sebep oluyordu. Ne yazık ki belediyelerin bu uygulama için aldığı radar cihazları çürümeye terk edilmiştir. Halbuki TEDES sistemi; özellikle duble yolun şehir içinden geçen kısımlarında sürücüleri mağdur etmeden, şehirde ikamet eden insanlara ve yayalara emniyetli bir şekilde geçiş sağlamak için vardır ve çok önemlidir.
Bu radarların şehirlerin uygun yerlerine monte etmeleri gereklidir. Zira duble yolların şehir içlerinden geçen kısımlarında hız denetimi yoktur. Trafik ekipleri maalesef binlerce insanın yaşadığı şehir içinde hız denetimi yapmamaktadır. Şehir dışında ıssız yerlerde radar kurmaktadır. Halbuki yolun kenarında oturan insanlar, yaşlılar, çocuklar yolun karşısındaki bakkala veya komşusuna gitmek için vızır vızır geçen araçlarla adeta dans etmektedir. Anne babalar duble yolun diğer tarafında olan okullara giden çocuklarını her gün endişeyle gönderiyor, endişeyle beklemektedir.
Bu noktaya kadar yanlışları ve hataları nedenleri ile birlikte dile getirmeye çalıştık. Elbette bilmediğimiz, düşünemediğimiz birçok neden daha vardır. Bunları ilgililere havale ettikten sonra kısaca çözüm önerilerine de değinmek gerekir ki bunları uygulamak çok zor değildir:
Kısaca söylemek gerekirse otoyollarımızdaki kurallar ve yapılaşma ne ölçüde modern ve gelişmiş ise duble yollarımız da imkânlar elverdiğince bu şekilde düzenlenmelidir, vesselam…
Vehbi KARA
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)