Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Güvenlik Konseyindeki ABD vetosunu büyük bir çoğunlukla delerek yeni bir dönemin müjdesini verdi. Evet, artık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi “Dünya 5’ten Büyüktür” sözü dünya kamuoyunda da kabul görmüştür. Bundan sonra ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’ya ait veto gücü eskiden olduğu gibi pervasız bir şekilde kullanılamayacaktır. Aksi takdirde ABD’nin rezil rüsvay olması gibi bir tehlike bu ülkeler içinde geçerli hale gelmiştir.
Önce Güvenlik Konseyinde 14’e 1 ve sonra da BM Genel Kurulunda 128’e karşı 9 oyla almış olduğu karar; yıllardır sürdürülmekte olan İslam düşmanlığına da (İslamofobi) büyük bir darbe vurmuştur. Dünya ülkeleri “Medeniyetler Çatışması” adı altında yürütülen ve Batı Ülkelerinin bir çeşit hastalığı olan bu tehlikeli durumdan etkilenmediğini çok açık bir şekilde göstermiştir. İşte bu yazıda İslamofobi’nin bir hastalık olarak nasıl doğup geliştiğini anlamaya çalışacağız.
Aslında dünyadaki bütün insanlar, Batı’nın zihniyet dünyasını yansıtan kavramların esareti altında yaşamaktadır. İslamofobi, radikal İslâm, siyasal İslâm, ılımlı İslâm ve cihadizm, Batı’nın icat ettiği kavramlardır. Aslında bu sözleri kendi suçlarını gizlemek ve komünizmden sonra yeni bir düşman meydana getirmek için kullanıyor insanlığın beyinlerine kazımak istiyorlardı.
Batı dünyası, kendisine tehdit olarak algıladığı her şeyi “radikal” diyerek ötekileştirmiştir. Böylesine kendi kültür ve inançlarına ters bir anlayışı kabul edip benimsemek biz Müslümanların önemli açmazlarından bir tanesidir. İslâm’ın aslî kaynaklarını “radikallik problemi üreten” unsurlar olarak gören anlayışı sorgulamak gerekiyor.
Aynı şekilde Batı’da İslâm’la ilgili olarak yaygınlaşan durum olarak sözü edilen “İslamofobi”, İslâm’dan değil Batı’nın dine ve özelde İslâm’a bakışından kaynaklanan bir hastalıktır. Kendi çıkar ve menfaatlerinin gelişen dünya ulusları ve özellikle de Müslüman toplumlar lehine bozulmasından endişe eden Batı dünyası, “ne yapıp etsek de elimizdeki çıkarları kaybetmesek” telaşı ile İslam’dan korku üretmeye çalışmaktadır.
Hâlbuki İslam kelime kökü itibarı ile de barış, huzur ve esenlik anlamına gelmekte olup bu anlayışın neredeyse 180 derece tersine bir inanç sistemidir. İslam kelimesi Arapça “silm” köküne dayanır ve şiddet ve savaşın tam zıddı bir anlam içerir. Selamlaşma ve selam kelimesi de “İslam” kelimesinden türetilmiştir. “Allah’ın selamı üzerine olsun” ve karşılığında da “Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi senin üzerine de olsun” anlamlarını içeren selamlaşma İslam’da çok önemli bir davranıştır. Hatta selam vermek sünnet ise almak ise vaciptir. Yani selam veren birisine karşılık verme mecburiyeti vardır.
O halde Batı’nın uydurduğu bazı kelimeler ve İslamofobi üzerinde biraz durup bu hastalıklı anlayışı izah etmeye çalışalım.
İslamofobi, sosyolojik bir realite olmaktan önce psikolojik bir meseledir. Batı, kontrol edemediği, teslim alamadığı bir güç olarak gördüğü için İslâm’a karşı korku üretmektedir. Batılı medya ve kamuoyunda üretilen ve İslâm’ı terör ve şiddetle özdeşleştiren algı, çok güçlü olup Batı’nın sömürü ve menfaat çarklarının sona ermemesi için elde kalan son çare olarak görülmektedir.
Bu korku stratejisinin aşılması için, Müslümanlar kadar Batı’nın da çaba göstermesi gerekmektedir. Kendilerini sömüren ve aldatan “kapitalizm” gibi materyalist düşüncenin tuzağına düşmek artık yeter. İslam’ı asli kaynaklarından öğrenerek zihinlerinde meydana getirdikleri bu “canavar” kavramından kurtulmaları kendi ruh sağlıkları açısından önemlidir. Hem enerji ve para yüzünden terör üretip dünyanın tamamının başına bela olacaksın sonra da kalkıp Müslümanlara “şiddet içeriyorlar” diyerek çamur atacaksın. Olmaz böyle şey. Artık kendilerini kandırmaktan kurtulmaları ve akıllarını başlarına almaları gerekiyor. Şiddet, ırkçılık, menfaat, savaşmak, arzu ve hevesleri peşinde koşmak Batı felsefesinin bir ürünü olup İsla’a ve Kuran medeniyetine tamamen zıttır. Bunu bir çok yazı ve makalede konu ettiğim için burada kısa kesiyorum.
İslâm dünyası içinde çıkan ve bir kısmı şiddete başvurun müfrit ve aşırı unsurların, Müslüman dünyanın ana çizgisini temsil ettiklerini kimse söyleyemez. Suçun şahsiliği söz konusudur ve bir insan veya bir toplum bir kötü insan yüzünden toptan suçlanıp ötekileştirilemez. Kuran’daki “hiçbir günahkâr başkasının günahına ortak edilemez” mealindeki “Vela taziru vaziretin vizra uhra” ayetini dikkatle ele almak gerekir.
Batının düşmanca tutumu yetmiyormuş gibi bir de bazı grupların tekçi ve tekfirci çizgileriyle, İslâm’ı şiddet dini olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Tarihte her toplumun içinde ortaya çıkan şiddet eğilimli gruplar daima var olagelmiştir. Haricîlik gibi akımlar, sergilemiş oldukları barbarlıkları ile zihniyet problemini yansıtmışlardır. Fakat 1. ve 2. Dünya savaşlarında görüldüğü gibi hiçbir şiddet Avrupa’nın gösterdiği vahşetten daha büyük olamaz. Çoluk çocuk demeden şehirleri dümdüz edip sivil katliamlarını gerçekleştiren Batı dünyası önce kendisi ile yüzleşmeli sonra diğer toplumlarda çoğu zaman kendi unsurlarınca gerçekleştirilen şiddeti eleştirmelidirler. Türk atasözünde olduğu gibi “önce iğneyi kendine batırmalı sonra çuvaldızı başkasına sokmalıdır”.
Batı’nın İslâm dünyasına yönelik ikiyüzlü, sömürgeci, baskıcı ve zalimce tutumundan dolayı meydana gelen sadece Müslüman toplumlarda değil dünyanın her yerindeki terör olaylarını bir de bu açıdan ele almak gerekir. Sömürgecilik bitmiş lakin sömürü düzeni sona ermemiştir. Batının acımasızca operasyonları dünya kamuoyunda büyük bir tepkiye yol açmaktadır. Terör unsurları da bu tepkiden beslenmektedir.
Elbette bu tepkisel akımların ürettiği terör İslâm’a ve diğer inanç sistemlerine yüklenemez, mal edilemez. Zaten terör İslam’ın temel değerleri itibarıyla asla meşru değildir. “Masum bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir” mealindeki ayet şiddetin önündeki en büyük engeldir.
Batı dünyasının ikiyüzlü tutumu, sömürü ve zalimce politikaları, bu yöndeki öfkenin beslenerek büyüttüğünü unutmamalıdır. Bu nedenle “İslâm terörü reddeder” gibi ifadeler doğru ama eksik ifadelerdir. Söz konusu problemin aşılması, terör kadar, onu doğuran veya ona meşruiyet üreten zulüm, işgal ve haksızlıklara karşı da kararlı bir duruş gerektirmektedir.
İslâm tarihi içinde ortaya çıkan aşırılıkların, öncelikli olarak “itikadi” bir zeminden üremediğine bilhassa dikkat edilmesi gerekir. Haricîlik, Şîa, Cebriye, Mu’tezile gibi fırkaların oluşumu, esasen “siyasî” düzlemde yaşanan bir ihtilafın “itikadî” bir zemine yerleştirilmesi sürecini bize göstermektedir. Bu durum ise siyasî tavır alışları “itikadî” bir çerçeveye oturtmama konusunda uyarı niteliğindedir. Dinin meşrulaştırma gücünün siyasî meseleler için âlet edilmesine müsaade etmemek gerekir.
Ümmet içerisinde sıkıntı ve problem odağı olmuş, küresel kamuoyu nezdinde İslâm hakkında olumsuz ön yargılar oluşturulması için de “fotoğraf” sunan yapılara baktığımızda, bu yapılarda hakikati kendi tekelinde gören, kendisi gibi düşünmeyen kişi ve grupları ise “dalâlet” hatta “küfür” ile itham eden bir din diline sahip oldukları görülmektedir.
Bu inhisarcı yani her şeyi kendi tekeline alan ve tekfirci anlayışa karşı, Ehl-i Sünnet’in “Ehl-i secde tekfir edilmez” ve “Tevil varsa tekfir yoktur” diyerek geliştirdiği kuşatıcı ve muvazeneli yaklaşım, mü’minlerin istikamet çizgisini teşkil etmektedir.
Ehl-i Sünnet’in bu itidal çizgisi, her türden aşırılığa karşı, dün olduğu gibi bugün de ümmetin ana eksenidir. Bu eksenin muhafazası için, İslâm dünyası ve Türkiye’de yakın zamanda yaşanan bazı olayları Ehl-i Sünnet omurgaya, özelde bu omurganın taşıyıcısı olagelmiş usule, geleneğe, kurumlara, cemaat ve tarikatlara fatura ederek Ehl-i Sünnet’i kriminalize etme yönündeki fırsatçı propagandaya karşı özellikle dikkat edilmelidir.
Ehl-i Sünnet’in bu kuşatıcı ve kucaklayıcı istikamet çizgisinin bir temsilcisi olarak Risale-i Nur, ittihad-ı İslâm idraki içinde İslâm’ın ana caddesinde mü’minlerin ortak yürüyüşünde bir muvazene ve itidal örneğini teşkil etmektedir. Bu noktada Bediüzzaman’ın hayatı ve eseriyle ortaya koyduğu örneklik ve ölçülerin, hem gereğince anlaşılıp hem de uygun bir üslupla geniş Müslüman kamuoyuna mal edilmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede, kendilerini “özne”, sair kişi ve grupları ise “nesne” olarak gören problemli bir anlayışa karşı Müslüman dünya içindeki bütün kişi ve grupların uzak durması beklenmelidir. Ümmetin sair fertlerini dalâlette, kendisini ise kurtarıcı olarak gören bütün yaklaşımlar tehlikelidir. Müslümanlar, “hakikatin bir olmakla birlikte, çok renkleri ve veçheleri olduğu” gerçeğinden hareket eden bir ihtilaf ahlâkıyla hareket etmelidir.
İnsanların anlam ve aidiyet ihtiyacı hissetmeleri fıtrîdir. Bu ihtiyaçları suiistimal eden müfrit ve marazî yapıların mevcudiyeti, onların fıtrî ihtiyaçlar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Problemli olan, bu fıtrî arayış ve bağlılığın marazî bir bağımlılığa dönüşmesidir. Dolayısıyla yapılması gereken, bu iki ihtiyaca cevap veren sıhhatli mecralara sahip çıkılması, bu ihtiyacı suiistimal eden yapılara karşı da bir uyanıklık ve dikkatin geliştirilmesidir. Bunu anlamada temel bir ölçü, insanların aidiyet ihtiyacına cevap veren yapıların mensubu olan kişilerin akıl ve iradesine kapı mı açtığı, yoksa akıl ve iradesine ipotek mi koyduğu; muhakeme ve müzakereye mi, yoksa körü körüne bağlılığa mı davet ettiğidir.
Kendini ümmetin ortak aklının murakabesine kapatan her türden eğilim, tehlikelidir. Kur’ân, sünnet ve İslâmî miras ile ilişkinin niteliği bu noktada büyük önem arz etmektedir. Bu temel kaynaklardan beslenen her yapı ve her yaklaşım makbulümüz olmalıdır. Bu kaynakları kendi duruşuna “meşruiyet üretmek” üzere “kullanan” yapı ve yaklaşımlara karşı ise tedbir gerekmektedir.
Önemli bir kısmı şiddete de başvuran aşırı yapı ve yaklaşımların Müslüman toplum içinde hangi kesimlerde kendisine zemin bulabildiğine dair ciddi sosyolojik ve psikolojik çalışmalar yapılması gereklidir. Bu aidiyetlerle FETÖ örgütündeki gibi “seçilmişlik” ve “kurtarıcılık” misyonu edinmenin cazibesi, hayata bu şekilde anlam bulma, dağılmış veya problemli bir aile ortamının bu yönelişteki etkisi, özellikle gençlerle iletişimde yaşanan meseleler bu çerçevede özellikle incelenmelidir. Fert olma ve ümmet içinde daha geniş bir bütünün mensubu olma arasındaki dengenin temini, mesafe ve yakınlığın doğru tespitini gerektirir. Memlekete hizmet için yakınlık, eleştirel düşünüş ve muhakeme için ise mesafe gerekir. Mesele, bu ikisi arasındaki dengeyi tutturabilmektedir, vesselam…
Vehbi Kara
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)