Zenginliğin üç temel yolu vardır. Bunlar ziraat, ticaret ve profesyonel mesleklerdir. Profesyonel mesleklerden kasıt doktorluk, mühendislik, avukatlık, marangozluk gibi belirli bir sanat ve meslekte uzmanlaşmayı gerektiren işlerdir.
Fakat Osmanlı devletinden aldığımız kötü bir miras ile insanlarımız memurluğu geçim kaynağı ve zenginleşme aracı olarak görmektedir. Halkımızın büyük bir çoğunluğu maişet için devlet kapısına göz dikmekte ve memur olmak için çaba sarf etmektedir. İşte bu nedenle ülke ekonomisi istenildiği gibi hızlı bir şekilde gelişip güçlenememektedir.
Eğer memurluk geçimden ziyade vatana hizmet ve büyük ideallerle yapılırsa o takdirde anlamlıdır ve saygı duyulan bir meslektir. Yok eğer “aç kalmayayım, kimseye karşı muhtaç ve perişan olmayayım!” denilerek yapılıyorsa çok büyük bir yanlışlık ve mantık hatası yapıldığı anlaşılabilir.
Ayrıca bu tutum acizlikten başka bir şey değildir. Zira memur olan insanlar kısa bir müddet sonunda aldıkları maaş ve ücret yetmediği için eşini çalışmaya zorlamaktadır. Bunun sonucunda da evliliklerin neredeyse yarıya yakın bir bölümü boşanma ile sonuçlanmaktadır.
Devletimiz sayısı milyonlarla ifade edilen çalışanlar yüzünden çok hantal bir duruma gelmiştir. Memurlar vatandaşlara hizmet etmesi için maaş alırken önemli bir kısmı “ne yapsam da vatandaşın işini zorlaştırıp engel olsam” mantığı ile hareket etmektedir. Hepimiz devlet dairelerinde kırk dereden su getirten memurlar ile çok karşılaşmışızdır. Bu işe yaramayan memurlar yerine rüşvet almayan bilgisayarlar işe alınsa çok daha yararlı olacaktır. Bu nedenle detaylara girmiyorum.
Dedim ya! Osmanlı’nın kötü mirası olan bu memurluk hevesi çok ileri seviyelere varmıştır. Örneğin bir vatandaşımız kızını evlendireceği zaman memur birisini tercih edecek kadar sakat bir mantıkla hareket etmektedir. Örneğin daha işini yeni kurmaya çalışan bir esnafa veya serbest meslek çalışanına kız vermek yerine fabrikada işçi olarak çalışan veya memurluk yapan birisini tercih etmektedir.
Memur ile evlenen kadınlar da eğer ailesi ekonomik yönden yardım etmiyor ise eşleri tarafından çalışma hayatına katılmaya zorlanmaktadır. İş hayatına atılan kadınları ise yüzlerce sevimsiz ve kötü bir çalışma ortamı beklemektedir. Çocuklarına ve kocasına hizmet etmek yerine hiç tanımadığı ve sevmediği insanların yanında köle gibi çalışmak kadınlık onuruna aykırı bir durumdur.
Çünkü kadına en çok yakışan meslek; anneliktir. Dünyanın en kutsal mesleğidir. Fabrika mamulleri yerine kâinatın en değerli varlığı olan insan yetiştirmektedir. Bir çocuğun saygı ve sevgiyi annesinden başka daha iyi öğreneceği hiçbir öğretmen yoktur. “Cennet anaların ayağı altındadır” diyen Hazreti Peygamber Aleyhissalatü vesselam, kadınların çalışma hayatı yerine anne olarak yuvasında kalmasını tavsiye etmektedir.
Elbette İslam dininde kadınlara çalışma yasağı yoktur. Hazreti Hatice annemiz kervan sahibi zengin bir kadındı. Muhammedül Emin’e (ASM) kervanlarını emanet etmiş büyük paralar kazanmıştı.
Bununla birlikte bir erkeğin evli olduğu kadını çalışma hayatına girmeye zorlaması İslam dininde yasaklanmıştır. Evin geçim yani maişeti erkeğin üzerindedir. Kadın isterse çalışır isterse çalışmaz. Bunun için kocasının onu zorlaması çok çirkin bir durumdur.
Kocasının vefat etmesi veya sağlık sorunu nedeni ile çalışmak zorunda kalan kadınların durumu ayrıdır. Bu durumda olan kadınların çocuklarının geçimini sağlamak için çalışma hayatına girmesi saygı duyulacak bir durum olup kimsenin itiraz etmeye hakkı olamaz.
Uzun lafın kısası: “Bir kadının rahat ve mutluluğu yuvasındadır”. Zira kadına gösterilen saygının en önemli sebebi yaratılıştan gelen güzellikleridir. Günahtan kaçınmak; kadının en cazip ve erkeğe güzel gelen tarafıdır. İster çalışsın isterse çalışmasın iffetsiz bir kadın ne kadar güzel olursa olsun erkeklerin saygı ve sevgisini kazanamaz, güzel görünemez. Daima aşağılanıp hakarete uğrayacaktır. Bu nedenle hayâsını muhafaza ettiği ölçüde kadın; güzel, değerli ve saygındır.
Çalışma konusunda erkekler ile kadınlar arasında çok büyük farklar vardır. Özellikle aile içerisinde çok güzel bir işbirliği vardır. Erkekler dışarıda zor ve pis işlerde çalışırken kadınlar ev işlerinde çalışırlar. Bir kadının annelik kadar zevkle yapabileceği daha güzel başka bir iş yoktur.
Erkekler fiziksel olarak kadınlardan daha güçlü olarak yaratılmışlardır. Kadınların fiziği daha narin buna mukabil şefkat duygusu çok güçlüdür. Bu nedenle toplumun çekirdeği olan ailelerde çalışma konusunda bir iş bölümü yapılmıştır. Normalde erkekler para kazanıp ailenin geçimini sağlarken kadınlar onlardan daha fazla evde çalışıp çocukları büyütmekte ve aile ekonomisini ayakta tutmaktadır. Yüzyıllarca süren bu gelenek son yüzyılda ne yazık ki değişmiştir.
Günümüzde tüketim toplumu meydana getirmek için adeta bütün insanlık ücretli köle haline getirilmek istenmiştir. Ailenin ortadan kalkmasına yol açacak şekilde kadınların çalışma hayatına atılması teşvik edilmektedir. Öyle ki bunun bir tuzak olduğu dahi anlaşılamamıştır.
Yıllar önce bazı yazarların “İki Gelir Tuzağı” yani “The Two Income Trap” kitabını tercüme ederek kadınları çalışma hayatına sokmanın ne derece tehlikeli olmaya çalıştığını anlatmaya çalışmıştım. Fakat bu gayretlerim hala görünmezlikten gelinmiştir. Fakat yine tekrar anlatayım:
Vahşi kapitalistler tüketim ekonomisi yolu ile kadınları çalışma hayatının ağır, pis ve kirli işlerine sokup ev hanımlığını kötülemişlerdir. İşin daha kötüsü üniversiteler, devlet ve kapitalist toplumun ileri gelenleri el birliği ile kadınları yuvasından çıkarmak için büyük çabalar harcamış ve halen de devam etmektedirler.
İlginçtir ülkemizin ihtiyaç duyduğu çok önemli sağlık ve kalkınma projelerine tek kuruş destek vermeyen Avrupa Birliği kuruluşları; kadınları çalışma hayatına sokmak için milyonlarca dolarlık fonları devreye sokmaktadırlar.
Yapılan sadece bu kadarla kalsaydı iyiydi. Bu kurum ve kuruluşlar ev hanımlığını da değersizleştirmek için her türlü çirkin propagandayı da yapmaya başladılar.
Ev hanımlığını küçültmek, bu kurumların yaptığı bir psikolojik savaş taktiğidir. Kültürel olarak her çeşit eylem yapılmaktadır. Bu savaş aynı zamanda uzun vadeli ve stratejiktir.
Bu tuzağa karşılık olarak ev hanımları işlerini, dünyanın en iyi mesleği gibi görmelidir. Nasıl evdeki kıyafetle dışarıdaki kıyafetler farklıdır; aynı şekilde ev hanımının da farklı rollere bürünmesi ve talip olması gereklidir.
İslam emir ve hükümlerini yok sayan feminizm, kadının özgürleşmesini evden çıkıp iş hayatına atılması gibi absürt bir mantığa bağlamıştır. Bunun sonucunda da ev hanımlığı meslek olarak değersizleştirilmeye çalışılmaktadır.
Ev hanımlarının bu konuma gelmesinin ana nedeni modernizmin getirdiği tezlerdir. Kapitalist sistemde insanın “üretim yaptığı kadar değerli” olduğu, safsatasını geliştirmiştir. “Kadın çalışırsa özgürdür, üretime katılmalıdır” tarzındaki düşünceler ev hanımlığını değersiz görmektedir.
Ev hanımlığı ve çocuk yetiştirmek; iş olarak benimsenmemiştir. Modernizm, çalışmayı; öğretmenlik, mühendislik veya sekreterlik yaparak üretime katılmak olarak görmüştür. Bu nedenle değişen anlayışlar sonucunda kadının özgürleşmesinin çalışmayla eşdeğer olduğu anlayışı ön plana çıkmıştır.
Ev hanımlığı işinin böyle bir durumda vazgeçilmesi gerektiği ve ev hanımlarının “evinde oturup hiçbir işe yaramayan” bireyler olarak görüldüğü bir büyük yalan ortaya atılmıştır. Öncelikle “çalışan kadın” sözünü doğru anlamamız gerekiyor. Eğer yoğurdunuzu, peynirinizi, kışlık konservenizi kendiniz yapıyorsanız; siz zaten çalışan bir kadınsınız. Çocuğunu yetiştiren, onların okullarını takip eden, evinin alışverişini yapıp yemeğini pişiren bir kadın da zaten çalışan bir kadındır, emek vermekte ve iş üretmektedir.
Bu konuda yine bir ABD ailesinden örnek vermek istiyorum. Zira en güzel çalışmalar Batı ülkelerinde yapılmaktadır. Çünkü çalışma hayatının en acı ve üzücü yönlerini Batılı kadınlar daha çok yaşamaktadır.
İşte, Steven ve Glory üç yıllık evlidir ve bu çiftin oğulları Esra doğduktan sonra anne Glory işinden ayrılmıştır. Artık tüm vaktini çocuğunun bakımına ayırmaktadır. Yakın bir zamanda karısının ne kadar özverili davrandığıyla ilgili bir yazı yayınlayan Steven, karısının emeklerini asla karşılayamayacağını söyleyerek aslında bizdeki deyimi ile “yuvayı dişi kuşun yaptığını” söylemektedir. İnternetteki yazısında şöyle demektedir:
“Eşim her gün evde kalıp oğlumuzla ilgileniyor. Bezini değiştiriyor, onu besliyor, onunla oynuyor, onu uyutuyor ve sıkıntılı olduğunda onu rahatlatıyor. Bunlar sadece yaptıklarının minimum ifadesi. Tabi ki oğlumuza bakıyor olmak ebeveyn olmanın doğal bir sonucu ama aynı zamanda bu durum ciddi bir miktar paranın elimizde kalması demek”
Amerikalı Steven, karısının evde yaptığı tüm işlerin bir yıllık parasal karşılığını şu şekilde hesaplamış: Tam zamanlı çalışan bir dadının yıllık ücreti 36.660 $, evin temizlenme masrafı (yıllık) 5.200$, kişisel aşçının yıllık ücreti 12.480$, faturalar ve bütçe ile ilgili yardımcı olan bir finans asistanının yıllık ücreti 3.900$, kişisel alışveriş elemanının yıllık ücreti 13.520$, profesyonel davetlerde size eşlik edecek bir asistanın bir yıllık masrafı 900$, yıllık çamaşır servisi ücreti 1.300$. Toplamda 73.960 dolarlık bir yıllık paradan bahseden Steven, bunu karşılayamayacağını itiraf ediyor ve diyor ki:
“Tabi ki çocuğumuzun bakımın dışında kendi harcamalarımız da oluyor ve karım kendisi için alışveriş yaptığında kendini suçlu hissettiğinde çok utanıyorum. Aslında hak ettiği çok çok daha fazlasıdır. Karım beni seviyor, oğlumuzu seviyor, ailemizi seviyor ve yaptığı her şeyi sevgisiyle yapıyor. Bunu biliyorum ve onu ne kadar takdir ettiğimi herkesin bilmesini istiyorum”
Steven, aile içinde annenin rolünü parasal analiz yaparak belirtmeye çalışmış. Aslında ailenin devamında ve güçlü kalmasında annenin o kadar büyük bir etkisi vardır ki atalarımız “yuvayı dişi kuş yapar” derken boşuna bu sözü söylememişlerdir.
Çocukların sağlam karakterli olmasından tutun da şefkat ve merhamet duygularının yerleşmesi açısından annenin rolü kelimelerle anlatılamayacak kadar büyüktür. Kreş ve anaokullarında merhamet görmeyen bir çocuğun şefkatli olmasını beklemek mümkün müdür?
İşte bunun gibi ev hanımı olmanın önemini yıllar önce gören Amerikalı kadınlar kitaplar yazıp bunu halka anlatmaya çalışmışlar. Konu ile ilgili olarak “İki Gelir Tuzağı” isimli eseri ile meşhur olmuş Elisabeth Warren ve Suzanne Venker isimli yazarlar bundan tam 15 yıl önce kitaplar yazmışlar. Moda dergilerini kaçırmayıp haftalık tercümesini yaparak yayınlayacak kadar gelişmiş basınımız ve akademik camia nedense bundan zerre kadar haberleri yoktur.
Amerikalı kadınların bu çalışmalarının binden biri ülkemizde maalesef yapılmıyor.
Prof. Dr. Elizabeth Warren, kadınların çalışma hayatına atılması ile birlikte ortaya çıkan sorunları yıllar boyu süren çalışma ve analizleri ile ortaya koymuş hatta “İki gelir Tuzağı” isimli eseri ile meşhur olmuştur. Yale Üniversitesinde Profesör iken onun bu konudaki çalışmalarından dolayı Demokratlar, siyasete atılması için çaba sarf etmişler nihayet senatör olarak parti politikalarında öncü roller vermişlerdir. Şu anda Biden hükümetinde önemli görevler üstlenmiştir.
Suzanne Venker ise yine aynı isimle yayınladığı kitabında daha kapsamlı ve geniş analizler yaparak kadınların çalışma hayatına atılmasını, bir tuzak olarak ele almıştır. ABD’nin çeşitli eyaletlerinde seminerler vererek Amerikan kadınları üzerinde oynanan oyunları boşa çıkarmaya çalışan bu kadınları destekleyen devlet kurumları ve birçok Amerikalı sivil kuruluş vardır.
Fakat ülkemizde bu fikirleri ele alıp söylemek cesaret ister. Kimse bu konuyu inceleyemez. Zira sadece medya değil devlet dahi acımasız vahşi kapitalistlerin işgali altına alınmıştır. Durmadan ev hanımlarını aşağılamakla meşgul bu zavallı insanları uyandırmak için bu yazıların çok büyük önemi vardır. Uzunluğuna bakıp haksızlık yapmayınız, vesselam…
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)