15 Temmuz 2016 darbesini yapan amirallerden sekiz tanesi ile Deniz Harp Okulunda birlikte okumuştuk. Bu amiral rütbesine gelmiş kişilerin nasıl mankurtlaştırıldığını ve kendi halkına silah doğrulttuğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.
ABD istihbarat elemanları, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’i yıllar önce tanımış bu İslam düşmanından çok yararlanabileceklerini anlamışlardı. Bu kişide çok kolay “yalan söyleyebilme” ve “Hollywood artistlerinin gıpta edeceği derecede rol yapabilme yeteneğini” keşfetmişlerdi. Öyle ki; ağlarken konuşabilecek kadar yetenekliydi.
Feto, Sabetay Sevi’nin İzmir’deki cami süsü vererek gizli bir şekilde örgütlendiği Kestanepazarı’nda kalmış burada vaiz olarak yıllarca devletten maaş almıştı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı tarafından korunup kollanıyor her türlü fitne ve fesadın içine girebiliyordu. ABD ve Siyonistlerle işbirliği yaparak amaçlarına ulaşacağını düşünmüştü.
İşte bundan 50 yıl önce devleti ele geçirmek için silahlı kuvvetlere sızarak darbe yapmayı en kestirme yol olarak görmüştü. Fakat bir ilkokul mezunu vaizin bu işleri sadece kendi başına yapabilmesi imkânsızdı Bu maksatla kendisine yardımcı olacak kişileri bulmuş ve bunlar yardımı ile 15 Temmuz 2016 darbesini yapmaya muvaffak olmuştu.
1980’li yıllarda Bahriye mektebine girmiş burada okumaya başlamıştım. O yıllarda yani 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında askeri cunta dindar insanlara kan kusturuyordu. Bütün askeri okullarda namaz kılan öğrenciler fişlenip takip ettiriliyor eğer ibadetlerini terk etmez ise yüklü bir tazminat ödettirilerek öğrencileri askeri okullardan atıyorlardı. Bu şekilde yaşayan binlerce askeri öğrenci vardır. Bir kısmı ile tanışma fırsatı bulmuştum. Bazen çalıştığım ticari gemilerde bazen de üniversitede yüksek lisans yaparken karşılaşmıştık. Gerçekten acımasız bir muameleye maruz kalmışlardı.
Dindarlara yapılan zulmü fırsata çeviren Feto, yardım etmek istediğini söylediği askeri okul öğrencilerine tedbirli olmak gerektiği için “namaz kılmalarına gerek olmadığı” aldatmacasını çıkarmıştı. İslam’da yeri olmayan “ima ile namaz” adı altında bir çeşit şarlatanlık yaptırıyordu. Güya “kitap okurmuş gibi yaparak namaz kılınabilir” diye yüzlerce öğrencinin beynini yıkamıştı.
İşte Feto’nun insanları nasıl mankurtlaştırdığını hatta 15 Temmuz’dan sonra hapiste iken dahi kendilerini kurtaracağına ne şekilde inandırdığını anlamak için bu “ima ile namaz” konusunu iyi bilmek gerekiyor. Zira bir defa bu dehşetli zındığın sözünü dinlemeye başladın mı; arkası muhakkak daha fena şekilde geliyordu. Daha sonra oruç yasaklanıyor sırası ile içki içmek ve daha nice Allah’ın kesin bir şekilde yasakladığı fiilleri işlemek gibi dehşetli bir duruma düşülebiliyordu.
Deniz Harp Okuluna başladığım ilk sene bu mankurtlarla namaz konusunda ciddi bir tartışmamız oldu. “Bu şekilde namaz kılınmaz” dediğim için FETÖ örgütünün hedefi haline geldim. Feto’ya sempatisi olan öğrenciler benden uzaklaşmaya başladılar. Hatta bir kısmı ile ciddi kavgalarımız oldu. İşte bu konudaki bazı olayları okuyucularımla paylaşayım:
.
Deniz Harp Okuluna henüz girmiştim. Benim gibi 48 öğrenci sivil liseden mezun olarak üniversiteye gitmemiş Deniz kuvvetlerine katılmıştık. Deniz Lisesinden gelen öğrencilerle birlikte askeri intibak kampında eğitimlere iştirak ediyorduk.
Heybeliada’daki bu askeri kampta Hasan ve Mehmet isimli iki öğrenci Feto’cu diye biliniyordu. Bunlar namaz niyaz ile ilgilenmez diğer öğrencileri kendilerine benzetmeye çalışırlardı. Bunlardan başka bir de aşırı sol görüşlü öğrenciler vardı. Maocu, Leninci ve daha nice komünist fraksiyona mensup öğrencilerle tanışmıştım.
Darbeci General Kenan Evren’de elinden geldiği kadar bunlara destek oluyor hemen hemen her gün televizyon ekranlarında dine ve dindarlara hakaret ediyordu. Askeri okul öğrencileri birkaç taraftan kıskaç içinde kalmışlardı. Bir taraftan askeri cunta diğer taraftan komünistler işte şimdi de o yıllarda yeni yeni palazlanmaya başlatan Fetocular; dindar insanlarla uğraşıyorlardı. Bunlardan ilk ikisi zaman içinde tasfiye olmuştu. Fakat ABD’nin desteği sayesinde FETÖ semirtilmiş hatta 2016 yılına gelindiğinde büyük bir güç zehirlenmesine kapılmıştı. Bunu fark eden aklı başında olan insanlar; bu Mankurtlardan kurtulmanın yollarını arıyorlardı.
Feto’cu öğrenciler kendilerini “dinle işimiz olmaz” şeklinde göstermeye çalışırlardı. Bu arada yüzlerce askeri okul öğrencisi “irtica” bahanesi ile okullardan atılmaya devam ediyordu. Çocukluğumdan beri namaz kılmaya alışan benim gibi öğrenciler ise oldukça zor günler geçiriyordu. Bununla beraber “Allah kerimdir” diyerek namazlarımızı kılmaya çalışyorduk. Benim namaz kıldığımı görünce Feto’cular hemen ikaz edip güya nasihat etmeye başlamışlardı. “Bu şekilde olmaz, okuldan atılırsın” diyerek namazı terk ettirmeye çalıştılar.
Feto’cular sureti haktan görünüp güya yardım ediyormuş gibi kendilerini göstermeye çalışıyorlardı. Fakat “dinin direği olan” namaz kılmaya engel olmak bu ikiyüzlü insanları ele veren en önemli delil olmuştu.
Şükürler olsun ki; namazlarımı daima kıldım. Lakin kaç tane sınıf arkadaşım bu Fetocular yüzünden namazını terk etti. Öyle ki; son sınıfa gelinceye kadar açıktan namazını kılan Türk öğrenci neredeyse kalmamıştı. Bununla birlikte Libyalı Salim ile beraber kimseye aldırış etmeden bütün öğrencilik yılları boyunca namazımızı kılmıştık. Rabbim kabul buyurur İnşallah!
Ertesi yıl yani 1983 yılı Ramazan ayında okul komutanı oruç tutmayı yasaklamıştı. Fakat ben ve 15-20 arkadaşım yasağa rağmen orucumuzu tuttuk. Bu öğrenciler arasında daha sonra Feto’cu olacak öğrenciler de vardı. Lakin o tarihlerde bunlara daha musallat olmamışlar kendilerini şirin gösteriyorlardı.
Bir yıl sonra “oruç tutmak” serbest bırakılınca Feto’cular ve kendine benzettikleri bu öğrencilerden bazılarını bu sefer oruç tutmamaları için ikna ettiler. “Yahu geçen sene tuttuk, yasak olsa da ibadetlerimizi yapmak ne güzel” dediysek de beni ve arkadaşlarımı dinlemediler. Namaz da olduğu gibi oruç konusunda da emir yüksekten gelmişti. Feto, bunlara kesinlikle namaz kılmayı ve oruç tutmayı yasaklamıştı. Güya akıllarınca tedbir alıyorlar kendilerini gizliyorlardı. İşte bu amiral olup darbe yapan Fetocular böyle tezgâhlardan geçip Mankurtlaştırılmışlardı.
Bazen kandil akşamlarında namaz kılan arkadaşlarım olurdu. Spor odası dediğimiz boş olan bir yerde namaz kılar, ibadet ederdik. Fakat bu mübarek gün ve gecelerde namaz kılan arkadaşlarımın sayısı zaman geçtikçe bir bir azalıyordu. Nitekim öyle bir zaman geldi ki; kandil gecelerinde dahi namaz kılan Türk öğrenci kalmamıştı. Feto’cular faşist amirallerin baskılarından ve yasaklamalardan yararlanıp bir çok öğrenciyi namaz kılmaktan ve oruç tutmaktan alıkoymuşlardı. Bir taraftan baskı ve zorlama diğer taraftan fitne ve münafıklık öyle bir sonuç doğurmuştu ki; sonunda açıktan namaz kılan öğrenci kalmamıştı. Bu durum gerçekten çok çirkin olup rahatsız ediciydi.
Namazını terk eden öğrenciler arasında çok başarılı olanlar da vardı. Bir gün bunlardan birisine “bak namaz dinin direğidir, namaz kılanın bütün dünya işleri ibadet gibi olur, Kuran’da yüzden fazla ayet namazı emrediyor” diye laf anlatmaya kalktıysam da bir türlü dinletemedim. Bana “ima ile namaz” kılmak gerektiğini söyledi. Bunun “dinen caiz olmadığını” söyleyince bana “hiç kılmamaktan daha iyidir” dedi. Ben de “hayır, bu doğru değil. Çünkü namaz kılmamış olsan dahi eve gidince kaza edip dua edersin, Allah’tan af dilersin lakin bu şekilde namazı keyfine göre kıldığın zaman büyük bir günaha girersin” diyerek caydırmaya çalıştım. Namazın bu şekilde tağyir edildiğini yani Allah’ın emrettiğini kaldırmanın kimsenin hakkı olmadığını söyledim.
Bu öğrenci maalesef beni dinlemedi üstelik kaç kişiyi de bana karşı namaz yüzünden hatalı davrandığım gerekçesiyle arkadaşım iken düşman etti. Şöyle dediğini işittim. "Aman Vehbi’den uzak durun. Bu ahmak namaz kıldığı için okuldan atılacak, size de zararı dokunur”. Nitekim dindar görünen kaç arkadaşım “cin çarpmış” gibi benden kaçıyor konuşmaktan dahi çekiniyordu.
Okulda bir hayli sayıda komünist öğrenci vardı. Bunlar aynı Feto’cular gibi abileri tarafından beyinleri yıkanır, kendilerince örgütlenmeye çalışırlardı. Komünizmin çökmesi ile beraber neredeyse tamamı faşist olup çıktılar. Feto’cularla beraber bir de bunlarla uğraşıyordum. Önceden bu komünistlerle zaten kavgalı idik. Sayıca öylesine çoktular ki; Lenincisinden-Maocusuna, Enver Hocacısından en anarşistine kadar hepsi ile çatışıyorduk. Okul yöneticileri ve öğretmenler; komünistleri destekler bunlara toz kondurmazlardı. 1970’li yıllarda niçin anarşi ve terör eylemleri olduğunu benim nesil gayet iyi bilir. O yıllarda Filistin kamplarında yetişmiş teröristler dahi aktif bir şekilde çalışır gençlerin beynini yıkamaya çalışırlardı.
Bazen kavgalarımız söz boyutlarını aşar yumruk yumruğa dövüşürdük. Bir defasında rahmetli annem hafta sonu eve geldiğimde kavgada yediğim yumruk nedeniyle dudağımın şiştiğini görünce çok üzülmüştü. Her ne kadar bunun sebebinin başka olduğunu söylemiş inkâr etmiş isem de pek inandıramamıştım. Şimdi bunlara bir de Feto’cular ilave olmuş üstelik bu komünistlerle can ciğer kuzu sarması olmuşlardı.
Nitekim 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde de bu işbirliğini gördük. Can Dündar denilen gazeteci kılıklı kişi FETÖ’nün MİT tırları operasyonlarında başrol oyuncusu olmuş “FETÖ-Faşist” ortaklığını apaçık göstermişlerdi. Hatta 15 Temmuz darbesinde “Yurtta Sulh Konseyi” adı ile beyannameyi TRT ekranında okutmuşlar; darbecilikte ortak olduklarını aşikâre utanmadan göstermişlerdi. Ne de olsa bunlar için “amaca giden her yol mubahtır”. Marksistlerle Feto’cular arasında ortak bağ çoktur. Yalancılık, sinsilik ve takıyyecilik bunların esas karakteridir. Şiiler bunları yani Marksist-Feto’cuları görünce takıyye konusunda kendilerini beceriksiz hissedip çok utanacaklardır.
Feto’nun Silahlı Kuvvetlerde semirip bugünlere gelmesinde en önemli pay işte bu “faşist” komutanlardır. Bunların kimi öğretmen kimi bölük veya tabur komutanıydı. Ellerinden geldiğince “tek partinin faşist” nutuklarını atar hemen sonrasında “irtica” tehlikesinden dem vurmaya başlarlardı.
Bir defasında Ankara’ya tören için gitmiştik. Öğrencinin teki “Yedi Bela Bahri” lakaplı bir bölük komutanına soru sormuştu; “Askeri okullarda ve savaş gemilerinde niçin cami yok?” Diye. Yedi Bela hemen cevabı yetiştirmişti “Gemiler yeşile boyanır o zaman”. Diyerek irtica konusunda önceliklerini sıralamıştı.
Bu insanlar “Niçin namazdan korkarlar niçin dine ve dindarlara düşmanlar”, hala bilemiyorum. Lakin bu tipten subayları özellikle “seçmece” olarak Bahriye mektebine atandığından hiç şüphe etmiyorum. Amaç; “dini ve dindarları ortadan kaldırmak, yok etmek” olsa gerekti. Zira Bahriye mektebinde Sabetay Yahudileri çoktu. Kendileri için en büyük tehlike dindi. İşte bu ahlaktan yoksun ve vicdansız uygulamalardan en çok istifade eden Fetoculardı. En dindar öğrenciye dahi namaz kılmaması, oruç tutmaması için baskı yapıyorlar aklınca bu zavallı öğrencileri koruyorlardı.
Devlet eğer bir daha bu FETÖ ve benzeri örgütlerin Silahlı Kuvvetlerde semirtilip büyütülmesini istemiyor ise dine ve dindarlara düşmanlık yapan her türlü unsuru temizlemek zorundadır. Aksi takdirde işte 15 Temmuz 2016’da olduğu gibi vatanına kast ederek Amerikan köpeklerinin emri altına girip darbe yapan askerlerden asla kurtulamayız.
İşte yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bölük komutanları beni hiç sevmez ellerinden geldiğince haksız bir şekilde muamele ederlerdi. Makul taleplerime dahi müsaade etmezlerdi. Bir defasında Cuma akşamından izne çıkmak için müracaat etmiştim de bana “ahiret sualleri” sorarak böyle müracaat taleplerime engel olmaya kalkmışlardı. En küçük bir hata yapsam derhal “hafta sonu izinsizlik” cezası alırdım. Öğrencilere; aklınca benimle dalga geçmek için “Söyleyin Vehbi’ye namaz kılarken size dua etsin” diyerek benimle aklınca dalga geçmeye çalışanlar bölük komutanları da vardı.
Zorlu dört yılın sonuna gelmiştik. Artık atılmayıp mezun olacağım anlaşılınca Feto’cu öğrencilerin başı olmaya namzet bir öğrenci bana “Sen muhriplerde zabit olmayı mı bekliyorsun? Senin gideceğin en büyük gemi mayın gemisidir” diyerek; aklı sıra alay edip küçümsemeye çalışmıştı. Bu öğrenci daha sonra okulu birinci bitirmişti. Ne ilginçtir ki; ikincilik elde eden de yine Feto’cular arasından çıkmıştı. Bilmiyorum o zaman da dahi soruları mı çalıyorlardı? Veya öğretmenler bunlara yardım mı ediyordu? Her ne ise bizim sınıfın ilk 2 öğrencisi Feto’culuğu bir hayli benimsemiş ABD’ye gidip “PG Scholl” adı verilen askeri okulda yüksek lisans eğitimi almıştı.
Bunları yani Feto’cu oldukları çok açıktı. Bir tanesi ile zaten “ima ile namaz” konusunda tartışmıştık. Zira namaza karşı böyle bir uygulamayı Feto’culardan başka yapan yoktu. Şu olay gerçekleşince tam emin oldum ki; bunlar “su katılmamış Feto’cudur”. Hikayesi şu şekildedir:
Mezun olmuş artık teğmen rütbesini takmıştık. Artık namazlarımı daha rahat bir şekilde kılıyor, kimseden çekinmeden bölük komutanlarının hışmına uğramadan rahatça ibadetimi yapabiliyordum. Bu arada “görev öncesi” adı verilen kurslar açılmış Karamürsel’de bu kurslara gitmiştik. Baktım bizim Feto’cular yine eski tas eski hamam aynen tuvaletlerde abdest alıp ima ile namaz kılmaya devam ediyorlardı. İşte sınıf ikincisi olan Atilla isimli bu öğrenciyi yakalayıp sordum.
“Yahu artık bu şekilde abdest alma, hem için nasıl kaldırıyor bu pislik içinde abdest alıyorsun” diye ikaz ettim. Ayrıca dedim ki; “Fetullah Gülen’in ima ile namaz kılınmasını istediğini biliyorum. Lakin artık subay oldunuz buna ne gerek var. Hem bu adamın emri Allah’ın emri mi? Bu şekilde namazın caiz olmadığını bütün hocalar söylüyor. Eğer hala çok korkuyor iseniz dışarıda ev tutun orada rahatça namaz kılarsınız” Bu söylediklerim o anda üzerinde çok olumlu etki yapmıştı. Bana; “haklısın” dedi ve yanımdan ayrıldı.
Aradan 3-4 gün geçmişti. Hafta sonu geçmiş Pazartesi günü sabahı olmuştu. Askeri birlikteki koğuşa kapıyı vurmadan sert bir şekilde girdi ve bana bağırmaya başladı ki ne olduğunu anlayamamıştım.
Geçen gün söylediklerim için “Ne namazıymış bu” diyerek az kalsın beni dövecek kadar üzerime yürümüştü. Ben biraz da uyku sersemliğinden olsa gerek “tamam, peki, özür dilerim” diyerek ne olduğunu anlamaya çalışırken bana şu sözü söylemem gerektiğini söyledi:
“Sen Fetullahçı değilsin” diye konuşmamı istedi. Ben de biraz da yatışması için “tamam değilsin” dedim. Yok, öyle olmaz “Sen Fetullahçı değilsin kelimesini birlikte söyleyeceksin” diye bağırmaya devam etti. Ben de tane tane “Sen Fetullahçı değilsin” dedim ve bu sözü duyduktan sonra kapıyı vurup çekip gitti.
İşte o gün bu FETÖ’nün ne derece dehşetli bir örgüt olduğunu anlamış oldum. Sene 1986 idi. Demek ki tam 36 yıl önce bunu fark etmişim. Bizim sınıf ikincisi olan bu öğrenci aradan yıllar geçtikten sonra amiral olmuştu.
15 Temmuz 2016 Darbe girişimi sırasında Mersin Valisi Özdemir Çakacak ile kaymakamların gözaltına alınması emri veren Atilla, Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanı idi. Teslim olmamak için 4 saat direndiği, 200 polisin operasyona hazırlandığı sırada sonra teslim olduğu ortaya çıkmıştı. Televizyon ekranlarında elleri arkadan kelepçelenerek götürüldüğünü görmüştüm. İster istemez 36 yıl öncesindeki bu hatıra aklıma geldi.
Demek ki; bu öğrenciler çok sıkı takip edilip FETÖ örgütünün kıskacına sokulmuştu. Normal zamanda yani kendi başlarına kaldıklarında gayet makul olup konuşabiliyor “evet haklısın” diyebiliyorken bu sefer Feto’cuların yanına gidip talimat alınca birden canavar kesiliyorlardı. Onları nasıl böylesine etkileyip bu hale getiriyorlar bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Zira her türlü manevi baskı uygulanıyor hatta parapsikolojik etki altına dahi alınıyorlardı.
Bir daha böyle alçakça darbe yapılmasını istemiyor isek bunların tezgâhlarını iyi bilmek bir mecburiyettir. Burada sadece FETÖ’nün görünen yönünü ve yaşanmış hatıraları dile getirebiliyorum. İşin içyüzünü anlamak için devletin ciddi kurumlar vasıtası ile araştırmalar yapması ve derinlere inerek gençleri nasıl büyüleyip esir aldıklarını öğrenmesi gereklidir.
İslam’ı ortadan kaldırmak ve fitneyi yaymak projesi olan Feto hareketi 40 yıldır bu amaca hizmet için çalışıyor. Hadislerde Süfyan olarak ismi geçen İslam Deccalı işte bu Feto olsa gerektir. Zira Süfyaniyetin 4 rüknü yani 4 başı vardır. Bu Feto ise dördüncüsüdür. İlk üçü için “Süfyaniyetin ileri karakolları” denilerek isimleri İslam alimleri tarafından dile getirilmiştir. Fakat o yıllarda yaşamadığı için bu Feto’nun ismi bilinmemiş sadece bunun özelliklerinden bahsedilmiştir.
Bu yazıda da yine bu fitne tuzağına düşmüş diğer askerlerden de bahsetmek isterim. Hatta aynı sınıftan olduğumuz bu kişilerden 4 tanesini devletin yüksek makamlarına bildirmiş “FETÖ örgütünün önemli bir elemanları” olduğunu söylemiştim. Sanırım çok faydası oldu.
Nitekim bizim sınıfımızdan bir denizci olmasına rağmen 15 Temmuz Darbesinin karargâhı olarak kullanılan Mürted Üssünde (Akıncı Üssü) görev yapan Faruk Harmancık isimli bu şahıs en az Adil Öksüz kadar önemli bir darbe yöneticisi olmuştur. Şu soruyu devlet yöneticileri iyice düşünüp cevaplamaları gerekiyor. “Bir deniz amiralinin darbecilerin karargâhı olan hava üssünde ne işi var?”
Bahse konu bu amiral ile aynı sınıftan mezun olmuş hatta Gayret Muhribinde görev almıştık. Ben silah elektronik subayı iken o da elektronik subayı idi. Bu zavallı öylesine büyülenmişti ki Feto’nun emirlerini namaz gibi Allah’ın emirlerinden daha öncelikli sayıyordu. Mankurt olmak işte böyle bir şeydir.
Faruk, savaş gemisinde iken hiç yemek yemezdi. Ne zaman görsem peynir zeytin ve kahvaltılık ile idare etmeye çalışırdı. Gemi limanda iken dışarıdan yiyecek getirir asla karavanadan yemek yemezdi. Bunun sebebini çok iyi biliyordum zira bir zamanlar Feto’cular asla margarin yağı yemezlerdi.
Emir aldıkları Feto öyle emretmiş. Bunlar namaz niyazı terk ederler, oruç tutmayıp alkollü içebilirlerdi lakin Feto’nun emrine sıra gelince asla taviz vermezlerdi. Bunlara sanki büyü yapılmıştı…
O tarihlerde başka manyakça işleri de vardı. Örneğin margarinden başka kola da içmezlerdi. Bu da yasaktı. Gerçi onların bu sırları deşifre olunca hemen margarin yiyip kola içmeye başladılar. Feto’da kıvırmak, inkâr etmek çok meşhurdur. Hemen yeni duruma ayak uydurmaya çalışırlar.
İşte Faruk ile gemide hiç anlaşamazdım. Namazlarımı kıldığım ve gemi komutanı ile dini konularda taviz vermediğim için çatışmaya girdiğim bir dönemde de hep aleyhimde davrandığı için aramız bozuktu. Dine ve dindarlara düşmanlık yaparak güya kendisini gizliyordu. İçki içer, namaza ve oruç gibi ibadetlere karşı çıkardı.
Gemide komünistlikten dolayı “sakıncalı” olan subaylar da vardı. Bunlar ile bazen şiddetli bir şekilde tartışırdık. Daima onlardan yana tavır sergiler bana düşmanlık ederdi. Çünkü ben namaz kılarak, oruç tutarak ve dini konularda taviz vermeyerek “Feto’nun gerekli gördüğü her türlü din dışı uygulamaya” karşı çıkıyordum. Ne yapıp edip ordudan atılmalı ve Feto’culara “bak böyle burnunun dikine gitti atıldı işte” dedirtmek istiyorlardı. Hakkımda her türlü fitne ve fesadı çevirdiler. Sonunda 28 Şubat 1997’de amaçlarına da ulaştılar. Zira eşi başörtülü olan bütün askerler, Batı Çalışma Grubu (BÇG) tarafından fişlenmişti. Bu illegal örgüt yani BÇG, Feto ile işbirliğine girmişti. O dönemde BÇG subayları ve Fetocular, amiral olmak ve yükselebilmek için “ordudan attırdıkları” dindar asker sayısına göre terfi alıyorlardı.
Deniz Kuvvetlerinde terfi için en kolay yol; “din düşmanlığı yapmak ve çok fazla sayıda namaz kılan askeri ordudan atmak” idi. Kim bu ahlaksızlığı yaparsa beğeniliyordu. Buna vicdanı elvermeyen subaylar ise “ağzı ile kuş tutsa!” dahi amiral olamıyordu. Dine ve kutsallara sövmek; Sabetay Yahudilerinin en bariz özelliklerindendir.
Feto darbesine giden yolda akıl almaz yollar denenmişti. Bir tanesi çok ilginçtir, onu da anlatalım:
Feto’cu bir yüzbaşı, Karamürsel Eğitim Merkezinde kursta iken beni yanına çağırmıştı. Yanında da bir öğretmen binbaşı daha vardı. Bana heyecanla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Dedi ki: “Vehbi üsteğmenim bak bir ilaç çıkmış bunu alkollü içkinin içine atınca alkolü kaldırıyor, dibine çekiyor”. Yani “bunu içkinin içine atarak içebilirsin” demeye getiriyordu…
Bu yüzbaşıya uzun uzun “alkollü içki içmenin büyük günahlardan olduğunu” eğer bunu bir kez yapar isen hemen arkasından yeni tavizler geleceğini söyledim. “Böyle konularda taviz verilmez zira elini versen kolunu, kolunu versen gövdeni isterler” diyerek içki konusunda gemi komutanları ile sert tartışmalara girdiğimi ve hiç birisinde bana içki içiremediklerini anlattım. Eğer ordudan atarlar ise “rızkı veren Allah’tır, bir kapı kapar bin kap açar” diyerek bu tavizkar ve tehlikeli oyundan kurtarmaya çalıştım.
Söylediklerimden sonra yüzü mosmor oldu. Üstelik yanındaki binbaşı öğretmenimiz de bana hak vererek bu davranışların çok çirkin ve yanlış olduğunu söyledi. İşte Feto ve yandaşları bu şekilde askerlerin kanına giriyor onları aldatıyordu. Mankurt haline getirilen bu askerler, kim bilir nasıl bir eğitimden geçirilmişti?
Hatta Fetocu diye bilinen bir subay bu şekilde tanınmamak için “alkolik” olmuştu. Aynı sınıftan mezun olduğumuz için “belki nasihatlerimi dinler” diye çok uğraşmıştım. Fakat bir türlü beni dinlemiyor ben konuştukça bir ilahi mırıldanarak adeta benimle dalga geçiyordu. Yuvasını yıkmış dindar görünmemek için türlü türlü sefil hallere girmişti. Perişan bir durumda olduğu halde hala inat ediyor; Feto’nun büyüsüne nasıl kapıldığını yaşantısı ile ispat ediyordu.
İşte 15 Temmuz 2016 Darbesi bütün bu faşist ve Feto’cu askerleri iyice deşifre etmiştir. Darbede aktif rol alarak apaçık ortaya çıktılar. Bizim sınıf arkadaşı Faruk ise Genel Kurmay Başkanına “şu darbe bildirisini imzala hepimiz rahat edelim” diyecek kadar Mankurtlaşmıştır.
40 Sene önce bu insanların büyülendiklerini görüp her türlü fitne ve fesada alet olacaklarını tahmin ettiğim için bahriye de iken bu Feto’cularla hep mücadele ettim. Faşistler ve komünistler ise “bunların tarzı işimize gelir” diyerek dindar askerleri ordudan temizleyip kolayca darbe yaparız diye FETÖ örgütüne yardımcı oldular.
Kısaca söylemek gerekirse Feto’nun bu hale gelmesinde darbeci cunta başrolü oynamış kendinden gördükleri Feto bunlara kazık atınca bir parça uyanmışlardır. Yine de büyük bir kısmı FETÖ ile beraber hareket edip “Yurtta Sulh Konseyi” adına 15 Temmuz darbesini gerçekleştirmiştir. Bütün bu yaşadığımız acı olaylardan ibret almak gerekiyor, vesselam…
Eyüphan KAYA
Allah dilediğini aziz, dilediğini rezil eder
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Fatih ORUÇ
ABD’nin Vietnam Savaşı ve My Lai Katliamı
Seyfettin BUDAK
Neden Lise Yılları Unutulmaz?
Adnan ÖZ
Atanı ve tutanı kaliteli olan trabzonspor kazandı!
Songül KARAMAN
Vuslat Kapısı
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Matematik Eğitiminin Önemi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hamdi TEMEL
Acı Yakıyor Ama Mutlu Ediyor: Acı Biberin Şaşırtıcı Gücü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)