Ülkemizde her gün bir kadın öldürülüyor. Elbette bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi merhamet görmeyen anne şefkatinden mahrum çocukların eğitimidir. Şefkat görmeyen bir çocuk, nasıl şefkat etsin? Merhametten habersiz bir genç nasıl merhametli olsun? Kadınları yuvalarından çıkarıp kapitalist sermayenin kucağına atmak için didinip duran ve bunu başarı olarak gören hükümetin kulakları çınlasın.
Her gün artarak canımızı yakan kadına şiddet olayına bir başka açıdan bakmakta yarar vardır. Zira mesele hiç göründüğü gibi değildir. Örneğin Çankaya Cumhurbaşkanı köşkünde apaçık bir suikastla öldürülen Fikriye Hanım gibi nice kadıncağız M. Kamâl’ın otoriter ve tek partili yönetim anlayışının bir sonucudur. Bunları yazmak hala cesaret ister. Fakat ilgili kitapları okursanız Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan kadınlara acımasız davranışların izlerini bulabilirsiniz.
Bir dönem kadınlara özgürlük adı altında içki ve işret alemleri o kadar zorlama ile yapılmıştır ki balo adı altında yapılmadık rezalet kalmamıştır. Bunlar yazıldığı zaman kitap hacmine ulaşır. O halde sadece hatırlatmalarda bulunalım ve resmi tarih yalanları ile hiçbir doğru sonuca ulaşılamayacağını bir kere daha söyleyelim.
Kadınları insan olarak değil de bir eğlence aracı olarak gören rakı içmekten beyni sulanmış insanlara anlatacak fazla bir şey yoktur. Lakin bunu 2017 yılında hala utanmadan maharet gibi anlatanlara söyleyecek çok şey vardır. Maalesef hükümet resmi tarih şakşakçılarına çok fazla itibar ediyor. Benim gibi bu duruma itiraz eden bir iki kişiye karşı ise husumet derecesinde düşmanlık ediyor. Yargıyı kışkırtarak dünyada emsali bulunmayan 5816 sayılı kanunu işleterek kodese tıkmayı bir maharet biliyor. Derin Tarih dergisinin başına gelenler ahanda gözümüz önünde duruyor. Ne yapalım yani bizde riyakarlık ve dalkavukluk mesleğine mi girelim?
Haşa! Sümme haşa! Ölüme yaklaştığımız bir zamanda böyle bir duruma düşmek akılsızlık olur. Biz yine bıkmadan usanmadan doğruları söylemeye ve halkımızı uyandırmaya devam edelim.
İşte kadına şiddetin hangi boyutta gerçekleştiğini hatta siyaset gereği nasıl acımasızca yapıldığı “şapka devrimi” esnasında gerçekleşmiştir. Dünya üzerinde siyasi nedenlerle idam edilen kadın sayısı bir elin parmakları arasında sayılır. Ne yazık ki bu birkaç kadından birisi de Türk olup Erzurumlu Şalcı Şöhret Anadır. Erkekler için zorla şapka giydirilmesi kanunu yüzünden bir kadın idam edilmiştir. Yuh! Demişsinizdir muhakkak. İşte bu hadisenin iç yüzünü anlar isek kadına şiddetin nasıl başladığını anlamak mümkündür. Zira Türk tarihinde kadına hürmet etmek önemli bir gelenek olduğu halde bu durum nasıl ortadan kaldırılmış detaylarına kadar incelemekte yarar vardır. İşte şapka devrimine karşı çıktığı için asılan Şöhret Ana’nın hikâyesi şöyledir:
25 Kasım 1925 Tarihinde kabul edilen Şapka İktizası Kanunu, 28 Kasım’da Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Hala da bu kanun caridir, geçerlidir. Ülkemizde yaşayan bütün kamu çalışanları ve erkek vatandaşlar şapka giymeyerek suç işlemektedirler. İşin acı yönü ise hiçbir hükümet, hatta cesur konuşmaları ile meşhur olmuş Cumhurbaşkanı Erdoğan dahi; ilkelliğin ve despotluğun sembolü olmuş bu zorlama kanunu kaldırmaya cesaret edememektedir. Siz siyasetçilerin mangalda kül bırakmadığına bakıp aldanmayınız, işte hali pür melalimiz budur…
Şapka Kanunu basit ve geçiştirilebilecek bir şey değildir. Zira bu kanun ile “benim devrimlerime uymazsanız sonunuz nice olur” denilerek hemen hemen her ilimizde idam cezaları uygulanmış hatta yetmemiş gibi Erzurum’da şal satan bir kadını, Şöhret Ana’yı idam etmişlerdir. Amaç halka korku salmaktı. İslam’ın izzet ve şerefini bin yıldır muhafaza eden bu millet kadınları dahil asılmak suretiyle acımasız bir şekilde ezildi, hakarete uğradı ve halen de bu rezalet devam etmektedir…
Erzurum, Rus işgalinden kurtulmuştur ama şehirde bir de Rus Konsolosluğu çalışmaktadır. Şapka yüzünden darağaçlarında asılı insanlar ne büyük keyif vermiştir bunlara. İşte “bizim yapamadığımızı kendi yöneticilerinin yapıyor” diyerek pek de büyük keyif aldıklarını düşünüyorum.
Şapka devrimi ve çıkan olaylarda halkın içinde rahatça çalışmalarını sürdüren Rus konsolosu komünizm için oldukça mümbit bir fırsat yakalamışlardır. Şapka olayları ile birlikte daha bir çok fena işte Rus ajanlarının tahrik ve istismarı açık bir şekilde görülmüştür. Ruslar yerine şimdi Batı Avrupa ülkeleri fitne kazanını kaynatmada üzerlerine düşen görevi bihakkın ifa etmektedirler.
Erzurum’da eşraf yani halkın ileri gelenleri şu kararı alır "Gidelim Hükümet konağının önüne, Vali Bey'e rica edelim. Kar da yeni yağmış. Kar 3-5 santim, bizim kulaklarımız üşüyor. Bahara kadar müsaade etsin. Şimdi arasak şapka da bulamayız zaten, acele etmesin!”
Daha kalabalık Hükümet konağının önüne varmadan hafiyeler birkaç kişiyi kışkırtarak pencerenin camlarını taş atarak kırdırmışlar. İzmirli Vali Zühtü Bey, aradığı fırsatın doğduğunu görerek hemen Ankara'ya, Erzurum'da halkın isyan ettiğini telgrafla bildirmiştir.
Oysaki bu durumu isyan olarak görmek vicdansızlıktır. Lakin Erzurum'a İstiklal mahkemesi gelmiş ve hemen “Örfi İdare” yani sıkıyönetim ilan edilmiştir. Emir üzerine halk, evlerindeki silahları getirip Örfi İdareye teslim etmişler. 2500 tüfek toplanmış bunu gören gazeteciler sormuş: "Kaç mermi sıkıldı devlete karşı bu tüfeklerle?" Cevap gelmiş: "Hiç!"
Bunun bir isyan olmadığı apaçıktır. Büyütülen olay, aslında Erzurum'a İzmir’den gelmiş zalim bir valinin marifetidir. Vali Zühtü, halka gözdağı vermek için bahane aramaktadır. Amaç bu cesur ve gözünü budaktan esirgemeyen halkın din ve vicdan özgürlüğünü ortadan kaldırmaktır.
Şehrin Garnizon Komutanı Tatar Hasan Paşa ve Vali'nin idam etme yetkileri vardır. Kafa kafaya verip bu işi kısa yoldan bastırmak ve gözdağı vermek için her türlü fenalığı yapacaklardır. Sıkıyönetim ile birlikte akşam namazından gün ağarıncaya kadar sokağa çıkma yasağı getirilir. Erzurum Camileri haftalarca sabah ve yatsı namazlarında kapalı kalır. Düzinelerce insan evlerinden toplanır. Yakınlarını görmek isteyenler, okkalı bir dayak yedikten sonra gönderilirler.
İlk çırpıda Cin Oğlu Hacı, İttihat ve Terakki'nin vurucu güçlerinden olmasına bakılmadan ağır bir mahkûmiyet alıp Sinop'a sürüldü. Şehrin en itibarlı şahsiyetlerinden Ahmediyeli Akif Kullebi ile Papilacı Mahmut idam edildi. Ayrıca Divan-ı Harbi Örfi tarafından 21 kişinin idamı meydanlarda infaz edildi. Sekiz kişi ise elleri kelepçeli olarak, Ankara İstiklal Mahkemesi'ne sevk edildiler. Müftü Solakzade ise nasıl becerdi ise bu vartadan kurtulmuştur.
Savaş senelerinde bu milletin başına gelen felaketler ve sıkıntılar, çocukları erken yaşta delikanlı etmiş kadınlara erkek gibi oturup kalkmayı öğretmiştir. Bir baba gibi çoluk çocuklarına sahiplik etmeye mecbur olan bu kadınlarımızdan Şalcı Şöhret Kadın da yetim balalarına bakmak için el işi şal örüp pazarda açtığı sergide satardı. Vilayete doğru yürüyüş yapıldığı olay günü gelip haber vermişler ki: "Şöhret Kadın, senin oğlanlar hükümeti taşa tutuyor, git onlara sahip çık!"
Şöhret Kadın bohçasını kapıp dışarı fırlamış. Hükümet konağının önüne geldiğinde bakıyor ki, asker bir sıra, zabitler bir sıra, millet bir sıra birbirlerine sert sert bakıyorlar. Şöhret Kadın yetimlerini kalabalığın arasında göremeyince, jandarmaların onları alıp götürdüklerini sanmış ve köpürmüş. Bağırarak bohçasındaki takunyaları çıkarmış zabitlere fırlatmış. "Ula soykanızda kala! Şapkanıza bilmem ne edeyim! Nerde benim balalarım?" diye de memurların şapkalarına sövmüş. İşte Şalcı Şöhret Kadın'ın suçu bu kadar. Yetimlerini koruma içgüdüsü, ana yüreği, din gayreti ve bunun sonucunda ettiği birkaç söz. Fakat işte böyle bir söz sonucunda bir insanı hatta bir kadını idam edecek kadar gözü dönmüş yöneticiler var ve bunlardan hesap sormayı 90 yıl geçtiği halde cesaret edemeyen insanlarımız var.
Ne olduğunu daha anlamadan Şöhret Ana’yı hemen tutukladılar. Mahkemede idam kararı açıklanırken bir sözü olup olmadığı sorulur Şöhret Ana’ya. O da: “Lan kavat, kadın kısmının idam edildiği nerede görülmüştür”. Bu coğrafyada bir erkeğe söylenecek en ağır söz “kavattır”. Bu sözün mahkemede söylediğini bizzat eski Cumhurbaşkanı Demirel sohbet esnasında anlatmaktan çekinmemiştir.
Demirel’in insanları kendi safına çekmek için böyle itirafları vardır, herkese mavi boncuk dağıtmakta uzmandır. Fakat vakti gelince darbeci askerlerle işbirliğinden de kaçınmaz. 28 Şubat 1997 tarihinde bizzat faşistlere öncülük edip bu konuda eşsiz bir lider olduğunu tarihe kazımıştır.
İdam edilenler şehrin meydanlarında akşama kadar sergilenirler. Teşhir edilen mazlumlara öldükten sonra da saygı gösterilmez. Tek atlı çöp arabaları bunları alarak dini merasim yapılmadan toplu mezarlara gömerler. Ve bu idamların içerisinde bir tanesi vardır ki tarihe geçmiştir ama kara bir leke olarak. Evet, tarihimizde siyasi nedenle ilk kez bir kadın idam edilmiştir.
İşte ülkemizde kadına şiddet bu olayla başlamıştır. Şalcı Bacı çuvala konulup o şekilde idam edilmiştir. Suçu nedir? Sıkıyönetime göre kanuna muhalefettir ama ya aslı nedir işin? Ana yüreğinin verdiği hassasiyet ile “acaba çocuklarım kayboldu mu”, “hapse mi atıldı” gibi düşüncelerden kaynaklanan endişedir.
Şapka yüzünden asılanlar arasında bir de kadının olması ne hazin ve ne gariptir. Tarihte emsaline az rastlanan bir durumdur. Şalcı Şöhret Kadın, Kasap Aziz'in anasıdır. Bir kadının siyaseten idam edilmesi herhalde adalet tarihinde ilk defa Erzurum'da vuku bulmuştur!
Bugün boyalı basın ve devletten güdümlü İstanbul gazeteleri adeta kör sağır ve dilsizdir. O günün gazeteleri de böyleydi. Hâkimiyet-i Milliye, Akşam, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinin hiçbiri bu olayı yazmadılar. Hala da bu insanlık dışı cinayetleri millete duyurmamakta ısrar eden benzer anlayıştaki medyaya yazıklar olsun.
Her türlü kadına şiddet olayında mangalda kül bırakmayan kadın dernekleri ise bir parça utanmalı ve tarihimizdeki bu kara lekeyi temizlemek için hiç olmaz ise bir iki kelam etmelidir. Kadın işleri ile alakalı bakanlığı ise Allah’a havale ediyorum. Söyleyecek tek söz bulamıyorum. Bu bakanlık çalışanları yedikleri kursaklarından geçerken düşünmeli ve “biz görevimizi hakkıyla yerine getiriyor muyuz” diye düşünmelidirler.
Bu olaylara şimdiye kadar gerekli tepkiyi göstermeyen başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere tüm kamu yöneticileri samimiyet sınavında sınıfta kalmamak için bu vahşi ve acımasız olayın üstüne gitmelidirler. Bakalım daha ne kadar sessiz kalıp “kör sağır ve dilsiz” olacaklardır. Kuran’da ki “onlar kör sağır ve dilsizdirler asla doğru yola dönmezler” mealindeki ayetin tehdidinden korkuyorlar ise gayrete gelmeleri şarttır.
Her ne ise… Yirmi iki erkekle birlikte Şöhret Ana idam sehpasında asılarak can verdi. Şöhret Ana, kadın olduğu ve idamın çok iğrenç bir infaz şekli olmasından dolayı beyaz un çuvalı ile asıldı. Hiç olmaz ise şimdi iadeyi itibarı verilmelidir. Bari bu kadarını yap ey Hükümet!
Yıllar sonra Çetin Altan bu acı olayı da sütununa taşımaya cesaret etmişti. Ölmeden bunu yaptı ya helal olsun. "Ben Tatar Hasan Paşa'nın torunuyum. Dedem Erzurum'da şapka yüzünden bir kadını, Şalcı, Şöhret Kadın'ı idam etmiştir maalesef. Orada on beş kişi şapkaya karşıyız diye yürüyor. O kadın da idam edilirken -ula uşaklarım, ben zaten hatun kişiyim, neden şapka giyeyim?- diye bağırıyor. Bu üzücü bir şey!"
Düşünebiliyor musunuz? El işçiliğiyle yünden şal çorap ören ve bunları çarşı pazarda satarak iki yetimine de bakan bir kadın. Hükümet konağının önüne geldiğinde camların kırıldığını görmüş, ansızın gelişen arbedeye şahit olmuş. Yetim çocuklarının da tutuklandığını zannetmiş. Dik dik bakan zabitlere sövmüş. Tatar Hasan Paşa'nın bir işaretiyle tutuklanmış. Kadın idam sehpasında feryat ederken kör, sağır ve dilsiz zalim yöneticilere ne demeli?
"Uşaklarım ben bir kadınım da, şapkayla ne alakam olur?" diye bağırsa da bugün bile ahlaksızlığını göstermeye çalışan ikinci sınıf bir Batılı artist kadar gazete sütunlarında kendisine yer bulamaz. Bense bu çirkin insanları doğruluğa davet ediyorum. Ahmaklığıma ve safdilliğime yanayım…
Savcı Eğinli İbrahim Ethem tutuklanan ve idam edilmesi beklenen çok sayıda masumu çeşitli hukuki gerekçelerle kurtardığı söylenir yoksa mesele yirmi bir kişiyle kalmayacaktı. Çetin Altan'ın dedesi Merkez Jandarma Komutanı Tatar Hasan Paşa ise Erzurum'da şapka inkılabının Vali Zühtü’den sonraki başkahramanıdır. 21 can asıldıktan, üç faili meçhul ve yedi kişi Sinop'a sürgün gönderildikten sonra Tatar Hasan Paşa kaybolup gitmiştir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Berlin'de unutulduğu ve öldüğü söylenir.
Toplu mezarlar 13 sene sonra açılarak naaşları sahiplerine iade edilir. Şalcı Bacının kasap oğlu ne yazık ki korkudan anasının naaşını almaya bile gelemez. Nihayetinde toplu mezarlardan çıkarılan idamlıklar aradan 13 yıl geçtikten sonra dini merasimleri yapılarak Tuzcu köyündeki mezarlığa defnedilirler.
İşte Şalcı Bacının ibretli ve ibretli olduğu kadar da düşündürücü öyküsü. Taksim’de yol açmak için birkaç ağacın yeri değiştirildiği için (kesilmedi haa…) günlerce olaylar çıktı. Memleketin altı üstüne geldi. Lâkin bir hiç uğruna öldürülen insanlarımız hakkında doğru dürüst bir söz söylenemiyor. Küçücük adli olaylarda dahi ortalığı velveleye veren kadın dernekleri suskun kalıyor. Bu ne biçim bir ikiyüzlülüktür…
Evet, Devlet nasıl Dersimlilerden özür dilemiş ise Erzurumlulardan ve kadınlardan özür dilemelidir. Böyle bir cinayet ortada dururken çıt çıkmıyor. Bu nasıl iştir?
Şöhret Ana’nın iadeyi itibarlarını sağlamak için bu yazıyı tekrar yazmam gerekiyor zira defalarca yazı yazdığım gazete ve dergilerde yayınlanmasına rağmen küçücük bir girişimde dahi bulunulmadı. Demek ki daha çoook uğraşmak gerekiyor.
Bu arada “kadın hakları” adı altında canımız kızlarımızı en kutsal meslek olan annelikten soğutup yuvalarından çıkarıp aç kapitalist kurtların arasına salan örgüt ve derneklerin de kulağını çınlatmak isterim. Eğer onlarda kadın hakları konusunda samimî iseler Şalcı Ananın itibarını iade için çalışsınlar. Yoksa yalancılıkları ortaya çıkar.
Fransızlar, Jean d’Arc’ı ateşte yaktıktan sonra bir millî kahraman olarak ilân ettiler. Biz ne yaptık? Şalcı Ana gibi zavallı kadınlarımızı bunca yıl geçtiği halde hatırlamak bile istemedik.
Bu konuları ibret almak için çok konuşmalı ve tartışmaya açmak zorundayız. Çünkü hâlâ gerçek kahramanlara hain, zalimlere ise kahraman adını veriyoruz. Böyle bir durumu kabul etmek 21. Yüzyıl insanı için en hafif bir ifade ile ayıptır. Bu ayıba bir son vermek gerekir, vesselam...
Vehbi Kara
Erol AYDIN
Bu benim hayatım...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)