İstanbul'un yeniden fethi ancak Ayasofya'nın ibadete açılması ile mümkündür. Yoksa fetih tamamlanmış olamaz. Fetih kelime manası açmaktır. İstanbul'un İslam'a açılmasını bütün Müslümanlar olarak bekliyoruz...
“Rasulullah (asm) şöyle buyurmuştur: “Kostantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”(Hadisin geçtiği kaynaklar: Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesei, Tirmizi, İbni Mace) Bu hadisin senedindeki ravilerin tamamı güvenilir olup bu hadisin senedi kesintisizdir. Dolayısıyla bu hadis sahihtir.
İstanbul’un fethi hakkında başka hadisler de vardır. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir. “Rasulullah (asm): “Bir tarafı denizde bir tarafı karada olan bir şehir (İstanbul’u) duydunuz mu?’ diye sordu. Sahabeler:
−Evet ya Rasulallah dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘İsmail oğullarından yetmiş bin kişi o beldede savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmazlar, ok atmazlar. La ilahe illallah Allah-u Ekber derler, şehrin deniz tarafı düşer. Sonra yine La ilahe illallah Allah-u Ekber derler şehrin diğer tarafı düşer. Sonra yine üçüncü defa La ilahe illallah Allah-u Ekber derler onlar için bir gedik açılır onlar da şehre girer ganimet elde ederler. Onlar ganimetleri taksim ederken birisi gelir de: -Deccal çıkmıştır- diye bağırır. Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler. buyurdu.”(Müslim: 2920)
İstanbul’un savaşsız olarak fethedilmesi henüz meydana gelmemiştir. Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle diyor: “Konstantiniye’nin fethi kıyametin kopmasıyla beraberdir.”
Mahmud ibni Gaylan Tirmizi’nin şeyhi diyor ki:
“Konstantiniye Rumların şehridir. Deccal zamanında fethedilecektir. Konstantiniye Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabının bir kısmı zamanında fethedilmiştir.”(Tirmizi: 2340)
Sahabe zamanında İstanbul fethedilememiştir. Muaviye, oğlu Yezid’i aralarında Ebu Eyyub El-Ensari (Radiyallahu Anh)’ın da bulunduğu bir ordu ile İstanbul’a göndermiştir, ancak fetih başarılamamıştır. Sonra Mesleme bin Abdülmelik (Rahmetullahi Aleyh) İstanbul’u kuşatmıştır. O da fethi başaramamıştır. Ancak İstanbul’da bir mescit yaptırmak üzere idarecilerle antlaşmıştır.
Demek ki İstanbul’un şavaşsız fethedilmesi dahi hadislerde müjdelenmiştir. O fetih Müslümanlar yüz çevirdikleri dinlerine döndükleri zaman gerçekleşecek fetihtir. Bu asırdan önceki Türklerin (Fatih Sultan Mehmed’in) fethine gelince bu en büyük fethe hazırlıktır.
Fetih, yukarıda da izah edildiği üzere “açmak” anlamında bir kelimedir. İstanbul’un fethi deyince akla gelmesi gereken İstanbul’un İslam’a açılması Müslümanların serbestçe burada Allah’a ibadet edebilmesidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimler öncesinde Ayasofya camisinde yeniden namaz kılınacağı müjdesini vermişti. Bugüne kadar ne söylediyse yapmış olan Cumhurbaşkanımızdan sözünü bir an önce yerine getirmesini bekliyoruz.
Kadir gecesi ve Cuma günü aynı tarihe gelmiş iki mühim zamanı birlikte yaşamıştık. Gönül isterdi ki özellikle 29 Mayıs Çarşamba gününde Ayasofya’daki gerekli düzenlemeler yapılıp namazlarımızı 600 yıl boyunca atalarımızın secde ettiği Ayasofya’da kılabilseydik.
Bu olmadı. Lakin 2020 yılı ramazanında ve Kadir gecesinde teravih namazını Ayasofya’da kılacağımızdan şüphem yoktur. Bu konuda Erdoğan’a güveniyorum. Allah’ın izni ile ölmez kalır isek bunu göreceğiz.
Bazı zevzeklerin “Ayasofya açılırsa Avrupa’daki Müslümanlar zor durumda kalacak, camileri kapanacak” sözlerine; asla kanmayın. Bilakis Müslümanların Emperyalist Batı güçlerinin esaretinden kurtulduğunun ispatı olacağı için İslamiyet daha güçlü ve saygın bir biçimde Avrupa’da yaşanmaya başlayacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ölmez kalırsak bunu çok kısa bir zaman sonra bunu göreceğiz, İnşallah…
Ayasofya’nın kapatılması, Şanlı Peygamberimizin (asm) övdüğü Fatih Sultan Mehmed Han’ın bedduasına vesile olması nedeniyle çok önemlidir. Allah, çağ açıp kapatan bu büyük komutan Fatih’in bedduasını geri çevirmez. Bunca yıl ekonomik krizler ve çeşitli felaketler yaşıyor isek bu bedduanın rolünün olduğunu bilmemiz gerekir.
Ayasofya’nın cami olarak açılması için Türk milleti çok büyük çaba göstermiştir. Necip Fazıl’dan Bediüzzaman’a kadar milyonlarca insan bu konunun öneminden bahsetmiş hayatını tehlikeye atarak bu uğurda tüm zorlukları göğüslemiştir. Görülüyor ki bunca emek ve mücadelenin muvaffakiyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’a nasip olacaktır.
Cumhurbaşkanımızın dillere destan olan o güzel Kuran okumasını Ayasofya’da iken dinlemek bu dünyada görmek istediğim en önemli işlerin başında gelmektedir. Eğer Rabbim bana bu anı yaşatırsa gözüm arkada ölmeyeceğimi bütün dostlarımın bilmesini isterim…
Bu uğurda mücadele etmiş çok sayıda insan tanıyorum. Bunlardan sadece bir tanesi bundan tam 50 yıl önce, İstanbul Üniversitesinde doktora öğrencisi ve MTTB Turizm Müdürü olan Prof. Dr. Mustafa Nutku’ya aittir.
Turizm Rehberlik Kursu öğrencilerine ders verirken Ayasofya'ya gitmiş ve buradaki düşüncelerini o tarihlerde yeni neşriyata başlamış haftalık İttihad Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Polat'a elden teslim etmişti. Mustafa Polat Bey de bu yazıyı İttihad'ın ilk yayınlanacak sayısına koymuştur. Bakın neler söylemiş:
“–Burası ne camii?
–Ayasofya Müzesi...
–Şu meşhur ve şimdiki haliyle mahzun Ayasofya bu demek... Resimlerinde çok gördüm, ama yine de insanın müze demeğe dili varmıyor; kubbesiyle minaresiyle muhteşem bir câmi bu...
Camilerin kapatıldığı, depo olarak kullanıldığı devirleri artık geçirmedik mi? Ayasofya’nın esaretine niçin son verilmiyor? Hem Ayasofya, İstanbul'un fethinden sonra Fatih tarafından fethin sembolü addedilip hususi bir vakfiye ile cami haline getirilmedi mi? Fatih bu vakfiyesine riâyet etmeyenlere lânet ve beddua etmedi mi? Bu durumda, Ayasofya'nın vakfiyesine uymak herhangi bir caminin vakfiyesine uymaktan daha da mühim değil mi?...
Vakfiyesi ihlâl edilip depo vs. olarak kullanılan camilerin hemen hepsi şimdi kurtulmuşken, Ayasofya'nın esareti niçin devam ediyor?»
–Kimbilir, belki mes'ul şahıslar Fatih'i ve onun vasiyetini bilmiyorlardır; veyahut da bunları bildikleri halde Fatih'in vasiyetine aykırı bir durumu devam ettirmekte, kıyamete kadar devam edecek beddua ve lânetini yüklenmekte mahzur görmüyorlardır!...
–Fakat böyle bir şey nasıl olur?... Başka sebepler de yok mudur?
–Tabiî ki vardır. Ama ileri sürülen sebeplerin, yukarıda bahsedilen vakfiyenin ihlâli ve lânetin kabulü için kâfi olmadığı muhakkak...
Meselâ; turistler Ayasofya'nın mozaiklerini ille de görmek isteyeceklerse, mozaiklerin bulunduğu dış avluyla cami olarak ibadete açılacak içerisinin arasını kapasalar; içeriye hususî bir nizam verseler...
–Ayasofya’yı cami olarak açmağa meramları olsa, elbette san'at ve turizm kıymetini de azaltmadan bir şeyler yapabilirler, ama meramları yoksa...
–Ayasofya’nın bu esareti ne zamana kadar devam edebilir?
–Fatih'in değerini, vasiyetinin manâsını, lânetinin ağırlığını takdir eden mes'ul şahıslar işbaşına gelinceye kadar... Kadere sormalı...
–Peki, dünyanın incisi İstanbul'u Bizans'tan alıp doğu Roma İmparatorluğunu yıkan; yeni bir çağ açan ve en mühimi Peygamberimiz (asm)in bir Hadis-i Şerifi ile tebcil edilme şerefine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed gibi bir padişahın vasiyeti ihlâl edildiği müddetçe, bu devirde, bu şehirde yaşayan Müslümanlar olarak bize de mes'uliyet gelmez mi?
–Müslüman, İslâmiyeti yaşar ve anlatır; tebliğ vazifesini yapar. Bizzat Ayasofya'yı açma kararını verip infaz edebilecek durumda olsa bunu yapar; salahiyet başkalarının elinde ise onlara Ayasofya'yı cami olarak açmaları için ikaz ve tebliğ ile de vazifesini yapmış olur.
Ayasofya'nın cami olarak açılması için yıllardır mes'ul şahıslara tebliğ vazifesi yapılmakta ve onlar ikaz edilmektedir. Müslümanın bunun ötesinde bu mevzua dair mes'uliyeti yoktur.
–Yani alâkalı şahısları uyarmakla, Müslüman olarak Ayasofya meselesinde vazifemizi yapmış oluyor muyuz?
–Evet.
–Peki, niçin her hakikî Müslümanın kalbi, Ayasofya denilince burkuluyor, imanî bir ıstırap ifadesi yüzünde beliriyor? Niçin Ayasofya'nın cami olarak açılması için en fazla mücadele edenler bile, hâlâ Ayasofya meselesinde vazifelerini yapmış olmanın huzurunu hissedemiyorlar?
–Hakikaten dikkate şayan bir husus... Kimbilir... Belki ortada sadece Ayasofya'nın kendine ait bir dâva değil, Ayasofya'nın âbidesi haline geldiği Ayasofya'dan çok daha mühim bir dâva olduğu için... Ayasofya, bu dâvaya bir sembol olabildiği için...
Taş, kireç, kumdan mâmul bir mimarî eserin, Fatih'in cami olarak kullanılması ferman ve vasiyetine rağmen, müze olarak kullanılmakta devamına karşı, Müslümanların direnişle, itirazla, Hak'tan bahis ile uyarmaları onlara vazifelerini yapmış olmanın huzurunu veremiyorsa, bunun sebebi: Diğer tarafta et, kan ve kemikten mâmul ve Kâinatın Efendisi ve Son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V) in, İslâmî inancı taşımak ve İslâmiyeti her haliyle yaşamak vasiyetine, emrine rağmen, nüfus kâğıdındaki «Müslüman» kelimesinin manâsından habersiz, içi boş insanların mevcudiyetindendir.
Ayasofyanın tekrar camî olarak açılmasını, içinde islâmiyetin dirilişini isteyen Müslümanların etrafında, bizim etrafımızda, her gün, her yerde Ayasofya misâli yüzlerce insan dipdiri meyyitler gibi konuşur, gezer, ömür sermayelerini tüketirken, onların içlerinde (İslâmiyetin dirilmesi) için lüzumlu (Hakkı Tebliğ) vazifesi lâyıkiyle yapılmadığı içindir...”
Evet, mahzun Ayasofya... Dört minaresiyle kubbesiyle gören ona camidir dese ve içinde namaz kılmağa teşebbüs etse, müze idarecileri onu menederler; Ayasofya'nın cami değil, bir müze olarak halka açık olduğunu söylerler... Müze lâfı da, aslında Ayasofya'nın şimdiki durumunun tam hakikatini ifade etmez...
Hâlen Ayasofya, hakikî bir Müslümanın, zevâhirin ardındaki aslîyi görmek melekesiyle idrâki yönünden, bir semboldür. İçlerinde İslâmiyet’in diriltilmesi icabeden ve nüfus kaydında “Müslüman” yazılı olmasına rağmen, Müslümanlığını yaşamayan, içi boş insanların sembolü... Sanki O, asrımızda bu durumdaki Müslümanların meşgul olunmağa ve îmanları kurtarılmağa şiddetle muhtaç hallerine dikkati çekmek istercesine, davanın ehemmiyetini, cesamet ve ihtişamiyle ifadeye çalışan bir cami: Ayasofya
Ayasofya'ya içi boş insanları hatırlatan bir cami gözüyle bak! Sultanahmet'ten geçerken gözüne ilişince, dışından veya içinden onu temaşâ ettiğin zaman, Fatih'in mirâsı olan Ayasofya'nın cami olarak tekrar açılıp Fatih'in vasiyetinin tahakkukunun lüzumunu düşünürken, zihnini daha mühim meseleler de istilâ etsin...
İslâmiyeti kıyamete kadar dünyaya gelecek insanlara miras olarak bırakan Son Peygamber’in (asm) vasiyet olarak bıraktığı İslâm’a muhalif, insan cismindeki Ayasofya'ların içinde İslâmiyetin diriltilmesinin lüzumunu ve ehemmiyetini düşün!. Taş, kireç ve kumdan Ayasofya'yı, kendilerinin bir sembolü olarak âbideleştiren, et, kan ve kemikten mamul, insan bedeni şeklindeki Ayasofya'ların vakfiyelerine, emanet şartlarına uygun olarak kullanılmaları için mücadele et önce...
Yalnız Ayasofya’nın içindeki İslâmiyet’in dirilişi için bu emanetin şimdiki sahiplerine müracaat etmek, elbette ki vazifeyi yapmış olmanın huzurunu duymak için kâfi değil; İslâmî ruhtan mahrum cesetlerin İslâmiyeti yaşamaları için, içlerinde İslâmî dirilişi temîne çalışmazsan; insan iradelerine, emanet olarak kendi tasarruflarına verilmiş bedenlerini, İslâmiyet’i yaşamak yolunda kullanmalarını gerektiği şekilde tebliğ etmezsen, elbette ki vazifeni tam yapmış sayılmazsın...
Ayasofya Camisine acımaktan çok, insan bedeni şeklindeki Ayasofya'lara acı ve evvelâ onların kurtuluşu için çalış... Ayasofya Camii de bu esnada cesâmeti ve hüznüyle âbidelik vazifesini yapsın...
Kurtuluş bekleyen, insan bedeni şeklindeki Ayasofya'lar, emanetçileri tarafından vakfiyelerine uygun olarak kullanılmağa başlanınca; nüfus kâğıdı Müslümanları, İslâmiyeti bütün icaplarıyla yaşamak yolunu tutunca, Ayasofya'nın da "âbide" olarak vazifesi tamamlanacak; vaktiyle garipliklerini sembolize etmeğe çalıştığı insanları, bu inkılâbdan sonra namaz safları halinde bağrına basacağı "Ayasofya Camii" haline geliverecek, vesselam…
Vehbi KARA
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)