Necdet Atlas ağabeyimi bir Cuma ve Mevlid kandili gününde kaybetmiştik. Kendisi; her yönden örnek alınacak çok değerli bir asker ve denizciydi…
Askeri okula girdiğim 1982 yılında Deniz Harp Okulundan mezun olmuştu. O yıllarda eşine az rastlanan dindar bir subaydı. Beş vakit namazını kılar ve inançlarından asla taviz vermezdi. Bahriye öğrencisi iken böyle bir subayla tanışmış ve denizcilik hayatımda kendisini örnek almıştım.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Askeri okullarda ve Bahriye Mektebinde dindar bir öğrenci kıyımı yapılıyordu ve hayat çok zordu. Namaz kılan öğrenciler, derslerdeki başarısına ve disiplinli olmasına bakılmaksızın “gerici” yaftası ile fişlenip acımasızca okuldan atılırlardı.
O tarihlerde darbeci cunta lideri Kenan Evren’in çıkardığı kanunlar ile askeri okuldan atılan bir öğrenciye adeta “bu vatanda hayat hakkı tanınmazdı”. Askeri okul masrafları adı altında ağır bir senet imzalatılarak bunun bedeli tahsil edilir, üniversite ve diğer okullarda okumasına müsaade edilmez hatta mecburi askerliği “sakıncalı er” statüsünde yaptırılarak büyük bir korku estirilirdi. Yetmedi kamu imkânlarından yararlanma ve memur olma hakları engellenirdi.
O darbe yıllarında inanılmaz derecede din düşmanlığı yapılırdı. Ben de bu durumdan etkilenmiş eşimin başörtüsü nedeni ile yasadışı bir örgüt olan Batı Çalışma Gurubu tarafından fişlenerek “sakıncalı subay” statüsüne alınmıştım. Deniz Harp Okulundan başarılı bir şekilde mezun olmama rağmen Yüksek Askeri Şura kararı ile re’sen emekli edildiğim için bu yüzden dolayı ayrıca cezalandırılmıştım.
Öyle ki; kendi isteğim dışında emekli edilmeme rağmen “mecburi hizmetimi doldurmadığım” gerekçesi ile bu borç senedini bana da ödettiler. Daha doğrusu bana kefil olan bir aile dostuna icra yolu ile ödettiler. Bunu duyduğumda şok olmuştum. Derhal bana kefil olan kişiye bu senedin parasını ödedim. Lakin dindar insanları yıpratma operasyonu başarı ile uygulanmış ve inançlarının gereğini yaptığı için direnen kişiler ve aileleri haksız ve çirkin bir şekilde cezalandırılmıştı.
İşte öğrencilik yaptığım bu yıllar; devletin dindar insanlara acımasızca terör uyguladığı darbe dönemiydi. Askeri okullarda namaz kılmak, oruç tutmak hatta “dindar birisi olarak görünmek” çok tehlikeliydi. Bu durumu Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) fırsata çevirip inançlarının gereğini yapmak isteyen öğrencileri çok farklı şekillerde korkuturdu.
Su katılmamış bir İslam düşmanı olan Feto, darbeci kökten gelen askerlerin tam da istediklerini yaparak “namaz kılmayın, oruç tutmayın” gibi İslam’ın temel ibadetlerini yapanları engellemeye çalışırdı. Bu sayede yüzlerce askeri okul öğrencisi örgütün içine çekilmiş ve 15 Temmuz 2016’daki askeri darbenin yapılmasını sağlamışlardı.
FETÖ örgütünün ne derece dehşetli olduğunu ve nasıl örgütlenerek askeri öğrencileri zehirlediğinin ispatı çok kolaydır. Zira mezun olduğum 1986 sınıfındaki askeri okul öğrencilerinden 8 tanesi tümamiral ve tuğamiral olarak 15 Temmuz darbesine katılmıştır. Amiral olmadan darbeye iştirak edenlerin sayısı da az değildir…
İşte askeri okul öğrencileri her iki taraftan dehşetli bir kıskaç içine alınmışlardı. Koskoca Bahriye mektebinde beş vakit namazını kılan öğrenci kalmamıştı. Öğrencilere ayrılan alan küçük olduğundan namazları gizli kılmanın da imkânı yoktu. 16 Kişilik koğuşlarda herkesin görebildiği ancak cam kenarlarında kalan küçücük bir yerde namaz kılınabilirdi.
Okulda saatler hatta dakikalar bile eğitim faaliyetleri ile doldurulmuştu. Gece yatarken dahi belirli bir saatten sonra ortalıkta dolaşmak yasaktı. Bu nedenle koğuşta ve ders aralarındaki teneffüs saatlerinde kalorifer dairesi, merdiven altları gibi yerlerde namazlarımı kılmaya çalışırdım.
Deniz Harp Okulunda kıldığım namaz ve oruçların tadını ise asla unutamam. Hayatım boyunca namaz ve oruçlarımdan en çok lezzet aldığım dönem; bu askeri okul hayatım esnasında olmuştur. Rabbim, bütün okuyucularımı ve beni, ibadetlerini zevk ve huzur içinde yapan insanlardan eylesin…
İşte bu kadar zor şartlar altında olmasına rağmen namazlarımı kılmamın en önemli sebeplerinden bir tanesi Necdet Atlas kaptan idi. Çünkü o acımasız şartlarda ve vicdansız insanlar içinde; beş vakit namazını kılmış oruçlarını tutabilmişti. Benim ne eksiğim vardı ki! “Necdet Ağabey yapıyorsa ben de yaparım” diyerek boynumun borcu olan ibadetlerimi yapmaya çalışıyordum.
İlginçtir ki; Necdet Ağabeyin gittiği aynı çizgiden bende gitmeye başlamıştım. İkinci sınıfta branşlara ayrılırken aynı şekilde Kontrol Sistemleri bölümüne girmiş mezun olunca da silah subayı olmuştuk. Hem askeri okulda hem de görev yaptığımız donanma savaş gemilerinde namaz borcumuzu hiçbir tehdide aldırış etmeden eda edip kılarak; diğer arkadaşlarımıza örnek oluyorduk.
Bahriye mektebini bitirip mezun olduktan sonra bu sefer “alkollü içki içme” kepazeliği ile baş başa kalmıştık. İçki içmeyince özellikle savaş gemilerindeki bazı komutanların düşmanlığını kazanıyorduk. Ne de olsa Başbakanlık konutunda “burada rakı yok mu*” diyecek kadar kabalaşan Deniz Kuvvetleri Komutanımız vardı.
Necdet Ağabeyim, daha teğmen rütbesinde iken alkollü içki içmediği için gemi komutanının ağır baskısı ile karşılaşmıştı. Ben de aynı çirkinliğe ve terbiyesizliğe maruz kalmıştım. İzmir Orduevinde sırf bu yüzden gemi komutanı tarafından ağır tehdit ve hakaretlere maruz kalmış olsam da “Necdet ağabeyim nasıl dayanmış ise ben de dayanırım Evvelallah!” diyerek direnmiştim. Ne ilginçtir ki içki içmediğim için bütün subaylar “suçlu ben imişim” gibi davranıyordu. Fakat ağır hakaretler sonrasında gemi çarkçıbaşısının müdahalesi ile gemi komutanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Her türlü zorluğa rağmen Necdet Ağabey, çok başarılı bir subay olup zorlukların üstesinden gelmeyi başarıyordu. Bu yüzden daha rütbesi Yüzbaşı iken çok daha üst düzeydeki subayların yaptığı “Harp Filosu Personel Komutanlığını” dahi yapmıştı. Çevresinde de çok sevilirdi. Hatta dindar olmayan arkadaşlarımız dahi kendisini çok sever, beyefendiliği ve örnek bir asker olması nedeni ile kendisini yere göğe sığdıramazlardı.
Askerlik mesleğinde ise kusursuz bir subaydı. Örneğin; Yücetepe Muhribinde Silah Subayı iken bizim gemiden tayin olarak ikinci komutan olarak oraya giden bir subaya, uzun süre vekâlet etmişti. Daha sonra tümamiral rütbesine yükselen bu zat; kurslarda keyif çatarken 2. Komutan olarak kendisine vekâlet eden Necdet Yüzbaşı bütün atışlı tatbikatlardan ve denetlemelerden başarı ile geçmişti. Bütün başarıları siciline değil; Bahriyedeki özel subayların hanesine yazılıyordu. Fakat iş takdirname vermeye gelince maalesef bu kadar çok başarısına rağmen küçücük teselliyi dahi çok görmüşlerdi.
Çünkü Necdet Ağabeyimin eşi başörtülü idi. O tarihlerde böyle bir davranış büyük bir suçtu. Amirallerimiz, askeri disiplin ve tatbikatlardaki başarı yerine; “stilist, modelist” olmuşlar; eşi baş örtülü subayları ordudan atmayı en önemli vazife olarak görmeye başlamışlardı.
Neredeyse her konuda Necdet Ağabeyimi takip eden ben; bu sefer ordudan resen emekli edilirken birkaç aylık farkla öne geçmiştim. Necdet Yüzbaşı benden sonra Yüksek Askeri Şura kararları ile ordudan ayrılmak zorunda bırakılmıştı. 28 Şubat 1997’nin o karanlık günlerinde her ikimizde çok sevdiğimiz askerlik görevini bırakmak zorunda kalmıştk.
Kaderimiz sivil hayatta da Necdet Ağabeyimle yine aynı çizgide devam ediyordu. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Müdür Yardımcısı olarak görev yaparken Necdet Abi “danışman” olarak yine aynı yerde görev yapıyordu. Fakat buradaki görevimiz de çok uzun sürmedi.
O tarihte Belediye Başkanı Erdoğan’a “neden ordudan atılmış subaylara görev veriyorsun” diye büyük baskılar yapılıyordu. Devletin denetim memurları raporlar yazıp “burada da çalışamazlar” diyerek Erdoğan’ı sıkıştırıyorlardı. Fakat Erdoğan’ın dik duruşu sayesinde sonuç alamadılar. Nihayet “Siirt’te bir şiir okudu” diye görevden alıp hapse attılar. İşte bu durum; bizim de İstanbul Büyükşehir Belediyesinden ayrılmamızı gerektirdi. Zira yeni başkan Ali Müfit Gürtuna, derhal işimize son vermişti.
Bu sefer rızkımızı ticaret gemilerinde aramaya başlamıştık. Necdet Ağabeyim tanker komutanı olarak görev yaptığı için “uzak yol kaptanı” ehliyeti almıştı. Ben de muhriplerdeki görevlerimden dolayı ancak “uzak yol birinci zabiti” ehliyeti almıştım. Bu ehliyetle 2. Kaptan olarak çalışıyordum.
Necdet Ağabeyim ehliyeti yüksek olduğu halde ticaret gemilerinde 4. Kaptanlıktan işe başlamıştı. Yaptığı görevi “en güzel şekilde icra etmek” onun yöntemi idi. Kimseye işinden dolayı tek bir söz söyletmezdi. Nihayet ben sınavlara girip ehliyetimi yükselterek; Necdet Ağabeyim de “kendisi” zamanın geldiğine karar vererek; ticaret gemisi kaptanlığına başladı.
Her iki arkadaş, bir çok denizcilik firmasında kaptan olarak çalıştıktan sonra nihayet bir büyük bir konteynır firmasında tekrar bir araya geldik. Bu vesile unutması mümkün olmayan bir hatıramı aktarmak isterim:
Donanmada iken özellikle Deniz Kurdu tatbikatlarında gemiler arasında yarışlar olurdu. Tersaneden henüz çıkmış yani makinelerinin bakımı yapılmış gemiler kendi aralarında yarışırlardı. Önce borda nizamı ile ilerlenir, Filotilla Komodorunun (Aynı tip savaş gemilerinin bir araya geldiği küçük filonun komutanı) telsizden verdiği “başla” emriyle birlikte, gemi kazanları maksimum düzeyde çalıştırılarak azami sürate çıkılırdı. Böyle bir yarışta 32 knots (yaklaşık saatte 60 kilometre) hıza ulaşmamıza rağmen diğer gemi ile girdiğimiz yarışı kaybetmiştik. Şu an İzmit’te müze olarak kullanılan TCG Gayret gemisi ile buna benzer çok hatıram olmuştur.
İşte Bahriyeden ayrıldıktan sonra bu sefer ticaret gemilerinde iken yine böyle bir yarışa girmiştik. Bahriyede “Gazi” lakaplı Necdet Ağabey ile aynı şirkette çalışıyorduk. Tevafuk bu ya, Çanakkale Boğazında karşılaşmıştık. Üstelik aynı yöne doğru seyir yapıyorduk. Ben “Wanda A” isimli gemi ile İzmir’e, Necdet Ağabey ise “Sami A” adlı gemi ile Tunus’a doğru gidiyorduk.
Necdet Kaptan’a “yarışa var mısın?” Diye sordum. Bana “varım” dedi. Eğer kazanırsa ona bir tepsi baklava ısmarlayacağımı söyledim. Kabul etti.
İki gemi ile beraber Çanakkale boğazından çıkmıştık ve “boğaz seperasyon hattının bitimi” denilen noktaya gelmiştik. Yarışı da o noktadan itibaren başlatacaktık. Bozcaada’yı kim önce bordalarsa yani geçerse, yarışta o galip gelecekti.
Başmühendisi köprüüstüne çağırarak yarışa gireceğimizi ve makineye “Allah ne verdi ise yüklenmesini” söyledim. “Elinden geleni yapacağını”, söyleyerek aşağıya kumanda odasına indi.
Benim gemim 24 yaşındaydı ve Doğu Almanya tersanelerinde inşa edilmişti. Necdet Ağabey’in gemisi ise aynı yaşlarda ve İtalyan yapımı bir Ro-ro gemisi idi. Daha sonra Ro-ro’dan yani kamyon ve TIR taşıyan gemiden, konteynır taşımacılığına dönüştürülmüştü.
Yarış başladı ve ben yavaş yavaş öne geçmeye başladım. Zira daha önceden ağır yakıta geçmiştim. (Fueloil yakıtı; ağır yakıt olarak ifade edilir ve açık denizde kullanılır. Boğaz geçişleri ve manevralarda ise daha hafif olan dizel oil kullanılır, bu yakıt ile manevra yapmak daha uygun fakat maksimum sürate çıkmak daha zordur)
Necdet Ağabey’e ” baklavayı unut” deyip gemisinin sürati ile dalga geçmeye başladım. Hâlbuki bir müddet sonra çalıştığı bu gemiye ben kaptan olacaktım. Bana “acele etme birazdan ağır yakıta geçeceğim, o zaman görürsün” dedi.
Gerçekten de bir müddet sonra Sami A, bana yetişti ve bu sefer Necdet Ağabey benim gemiyle dalga geçmeye başladı. Yolda minibüs şoförlerinin birbirlerine laf attığı gibi bu sefer biz de deniz ortasında birbirimizle laf atıyorduk. Telsizdeki bunun gibi işlere ayrılan bir kanaldan konuşuyor, bahriyeden kalma sözlerle yarışıyorduk. Denizcilik hayatımda hiç unutamadığım çok güzel bir hatıradır.
Sonunda açık ara Necdet Ağabey yarışı kazandı. Baklavayı “Türkiye’ye dönünce ısmarlarım” diyerek, geçiştirmeye çalıştım. “Sonra bakarız” diyerek o yoluna ben yoluma devam ettim.
Aradan birkaç ay geçmişti ki bu sefer ben Sami A isimli gemiye kaptan olarak gittim. Necdet Abi’yi “ne yapalım galip gelen geminin kaptanı ben oldum” diyerek kandırmaya çalıştıysam da Gazi, öyle laf kalabalığına bakıp, öyle külyutmazdı! Bana ne zaman olursa olsun muhakkak “baklava borçlu olduğumu” söyledi. Nihayet yıllar sonra Üsküdar’da bir yerde borcumu ödeme imkânı buldum.
Evet, Bahriyede kurulmuş güzel dostluklar işte bu şekilde sivil hayatta da devam etmişti. İdeallerinden ve doğruluğuna inandığı gerçeklerden yılmayan azimli insanlar çoğu zaman işlerinde de muvaffak olurlar. İşte Necdet Ağabey gibi insanlar, Türkiye’nin en iyi gemilerinde ve şirketlerinde görev yaptılar. Çalıştığı firmalar ise böylesine başarılı kaptanları kaybetmemek için türlü türlü ödüller verirler. Namları bütün ticaret gemilerinde yayılmıştır.
Hatta bir defasında ABD’de deniz ortasında mahsur kalan balıkçıları kurtaran Necdet Ağabey bir çok gazetenin başlığında “kurtarıcı” olarak geçmişti. Bahriyede olduğu gibi ticaret gemilerinde de çalışkanlığı, efendiliği ve centilmenliği ile görev yapan kişilerden bir tanesidir Necdet Atlas Kaptan…
Ülkemizin bayrağını gurur ve şerefle dünyanın her yerine taşımıştır. Hatta denizcilikte en zor işlerden sayılan tanker kaptanlığı konusunda da en çok aranan kişilerden birisi olmuştur. İşte bu görevde iken kendisini Basra Körfezinde seyirde iken bir kalp krizi nedeni ile kaybettik. Bütün denizcilik camiasının ve İslam aleminin başı sağ olsun…
Bu değerli ağabeyimi kaybetmenin acısı bende derin bir iz bırakmıştır. Anne ve babam kadar kendisini çok severdim. Lakin ölüm Allah’ın emridir. Her nefis ölümü tadacaktır. Rabbimden niyazım; iman ile yaşamayı ve ölmeyi, hepimize nasip etmesidir.
İnna lillah ve inna ileyhi raciun…
Dileyen okuyucularıma bu güzel anıları ve daha fazlasını anlattığım denizcilik hatıralarını; internetten kolayca bulunup satın alınabilen “Bahriyede 15 Yıl” isimli kitabımdan okuyabilirler, vesselam…
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)