Bazı kişiler “Abdülhamid’e isyan etti” diyerek Bediüzzaman Said Nursi’ye iftira atmaya devam ediyor. Belli ki bu bilgisizlikleri yüzünden ruzi mahşerde karşılığını acı bir şekilde alacaklar. Böyle bir yanlışa girmek istemeyenler bu yazımı okumalıdır. Zira “iftira etmek” büyük bir kul hakkı doğurur.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Bediüzzaman hayatı boyunca daima “müspet hareket” içinde olmuştur. Kendisine hem Osmanlı Döneminde hem de Cumhuriyet döneminde çok ağır işkenceler yapılmasına rağmen daima asayişin lehinde olmuştur. Vefatından önce yapmış olduğu son konuşmasında talebelerine asayişin lehinde hareket etmelerini defalarca tekrar ederek müspet hareketin ne derece önemli olduğunu bizzat hayatı ile göstermiştir.
Çünkü dâhildeki cihat ile hariçteki cihat çok farklıdır. Dâhilde silahla mücadele edilmez. Fakat bir düşman devletle savaş olduğu vakit işte o zaman her şey bir kenara itilir. İşin ucunda ölüm olsa bile savaştan kaçılmaz. Nitekim Bediüzzaman medrese hocası olduğu halde 1. Dünya Savaşı başlar başlamaz gönüllü talebeleri ile cepheye koşmuş yıllarca Ruslara karşı savaşmıştır. Sonunda ağır yaralı olarak esir düşmüş ve Bolşevik İhtilalinden yararlanarak esir kampından kaçmayı başarmıştır.
Bediüzzaman’ın hayatını okuyanlar niçin İstanbul’a geldiğini çok iyi bilirler. Nitekim Doğu’da Medresetüz Zehra Namı ile bir darülfünun yani üniversite kurmak için Van valisinin mektubu ile Padişah Abdülhamid’e bu önemli projesini aktarmak için geldiğini görmemek için çok cahil olmak gerekir.
Fakat gel gör ki Abdülhamid’in etrafını sarmış olan özellikle Sabetaycı Masonlar bir türlü Abdülhamid ile görüşmesine fırsat vermezler. Üniversite yerine Abdülhamid’in özel parasından vererek (ihsan-ı şahane) kendisini Van’a yani geriye göndermek isterler.
Elbette Bediüzzaman gibi büyük bir İslam âlimi böylesine hayırlı bir iş için ihsan-ı şahaneden de olsa verilecek parayı kabul etmez. İşte bundan sonra kıyamet kopar. Bediüzzaman’ı önce hapishaneye sonrasında da tımarhaneye atarlar. Bu zülüm karşısında dahi Bediüzzaman isyan etmez.
Yıllar sonra İttihatçılar Abdülhamid’i darbe ile tahttan indirdiğinde bu sefer İttihatçılar Bediüzzaman yine hapse atarlar. 31 Mart Vakasında yani 1909 yılında isyan eden askerleri yatıştırdığı halde askeri mahkemede kendisine “sen de Şeriat istemişsin” diye sorulduğunda “Şeriat için bin başım olsa her gün birisi kesilse feda olsun” diyecek kadar cesaret sahibi bir insandır.
Cumhuriyet döneminde Eskişehir, Denizli, Ankara, Afyon, İstanbul ve Samsun mahkemelerinde de suçlayıp yargılama yaparlar. Bütün mahkemelerden beraat eder. Sadece Eskişehir Mahkemesinde tesettür ayeti yüzünden 11 Ay hapis cezası alır. Hapiste iken defalarca zehirlenerek öldürülmesine çalışıldığı halde yine isyan etmez.
Şimdi kalkıp “Bediüzzaman halkı Abdülhamid aleyhinde kışkırttı” diyenlere iftira atmak ise büyük bir sorumluluk ve vebal getirir. Bu nedenle tarihi gerçekleri çarpıtmak yerine 83 yıllık hayatını anlatan kitapları okumalarını tavsiye ediyorum. Bu vesile ile çok sual edilen bir konuya da açıklık getirelim:
Deniliyor ki: “ Bediüzzaman, Meşrutiyetin ilanından sonra neşretmiş olduğu nutuklarda Abdülhamid aleyhinde konuştu ve halkı Abdülhamid’in tahttan indirilmesi için zorladı”. Bunun doğru olmadığını bir sonraki yazımda izah edeceğim. Burada şu kadar söylemek isterim ki; Bediüzzaman’ın Meşrutiyetin ilanından sonra yapmış olduğu nutuk, Misbah gazetesinde 2 Ekim 1908 tarihinde tam metni ile yayınlanmıştır. Burada Abdülhamid aleyhinde tek bir kelime geçmemiştir. Tam tersine “Ey Hürriyet-i Şer’i” diyerek başladığı nutkunu “Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan Halife-i Peygamber (asm)” şeklinde bitirmiştir.
Aslında bu nutuk Abdülhamid’i desteklemektedir. Çünkü o yıllarda Meşrutiyeti ilan ettiği ve Kanun-u Esasi yani anayasayı imzaladığı için birçok kişi tarafından “din düşmanlığı” ile suçlanmıştır. Abdülhamid gibi hayatını İslam’a hizmet için sarf eden birisine “dinsiz” diyen gerçekten de “yobaz” ithamına layık insanlar bugün az da olsa hala vardır. Bunlar padişahlık sistemine bir kutsiyet atfederek Meşrutiyeti, dinsizlik olarak görmektedirler.
Selanik’te de sözlü olarak dile getirilen bu nutuk ile ilgili olarak bir makale hazırladım. Eğer burada iftiralara cevap olarak vermeye kalksam yazının hacmi iki katına çıkacaktır. Dileyenler ister bu yazıyı okur ya da internette Misbah gazetesinde tam metni yayınlanan bu yazıyı bilgisayarlarına indirerek inceleyebilirler.
İşte bugünkü makalede; Abdülhamit ile Bediüzzaman arasındaki ilişkileri çarpıtarak aktaran kişilere genel bir cevap verilmektedir. Aksini söyleyenlere her ortamda cevap vermeye hazırım. Lakin bu yazımı en azından bir kere okumak şartıyla…
Şimdi yapılan iftiralara cevaplara geçelim. Cevaplar bazı okumayı sevmeyen kişiler için uzun gelebilir lakin bunlar da iftira atmadan önce iyi düşünmeli ve kendilerini sorgulamalıdırlar. Bu yazı onlar içinde bir fırsattır. Soru ve cevap tarzında neler söylenmiş bir bakalım.
Birinci soru ve iftira: “Halife Hakan Abdülhamit Han'ı devirmek isteyenler içerisinde Bedîüzzaman’ın da bulunduğunu ve Sultan’ı “devirmek” gibi bir işin içinde olduğuna dair suçlamalar yapılıyor.
Cevabını hak etmedikleri halde kavli leyin ve yumuşak bir üslup ile vereceğim:
Bediüzzaman’ın Padişah Abdülhamid’i devirmek gibi bir çabası olmamıştır. Hayatını bilenler ve yüzlerce kitabını okuyanlar Osmanlı Devletini ayakta tutmak için Bediüzzaman’ın ne büyük çaba gösterdiğini rahatlıkla anlayabilirler.
Bırakın Abdülhamid’i kendisine zulmeden İttihatçıları dahi devirmeyi düşünmemiştir. Zaten bu konuda hiç delil de yoktur. Lakin Abdülhamid’e yönelik “eleştirileri” vardır. Her eleştiri yapanı “Sultan’ı devirmek istiyor” demek ancak hastalıklı bir bakışın mahsulüdür. Bu konuda yakın tarih ile ilgili çalışmaları ile ön plana çıkan Mustafa Armağan ne diyor:
“Said Nursi’yi, Sultan Abdülhamid’le olan ilişkisinde ve eleştirilerinde çağdaşlarından ve özellikle Mehmed Akif’ten ayıran asıl ince nokta, muhalefetini şahsîleştirmeyişidir… İstanbul’daki ilk yılında her biri Abdülhamid’e düşman olmasına yetecek kadar ağır tecrübeler (akıl hastanesine kapatılmak ve tutuklanmak, sorgulanmak vs.) yaşamış bulunan Bediüzzaman’ın yine de diğer muhaliflerden ayrıldığını net olarak görebiliyoruz. O, Sultan Hamid hakkında, prensiplerden hareket etmek suretiyle hükümler vermeye devam etmiş ve meseleyi şahsîleştirmekten ısrarla kaçınmıştır.
Bediüzzaman, Abdülhamid yönetim tarzını “hafif istibdad” diyerek eleştirmiştir. Fakat eleştirilerinde dahi Abdülhamid’e karşı çıkanların safında durmamış tam tersine Abdülhamid’i savunmuştur.
Münâzarât isimli eserinde “Sultan Abdülhamid’inki, bir şahsın mecburi, cüz’î ve hafif istibdadıdır” demiştir. Bediüzzaman’ın, Abdülhamid Han’ın idaresine yönelik eleştirel tavrını, o tarihlerde başka yazarların yaptığı gibi moda olan ölçüsüz ve bayağı suçlamalarla bir tutmak, çok çirkin bir iftiradır.
Bedîüzzaman’ın hayatını okuyanlar onun kişilik olarak son derece pervasız, hak bildiğini ölümüne söylemekten çekinmeyen mücadeleci bir yapıda olduğunu gayet iyi bilirler. Nitekim bunu Ruslara karşı talebeleriyle birlikte verdiği savaş yıllarında hatta esir kampında kurşuna dizilecekken görmüşlerdir.
31 Mart 1909 olaylarında “Divan-ı Harb-i Örfî” adıyla bilinen sıkıyönetim mahkemesinde idamla yargılanırken de kısaca hayatının her döneminde bilfiil göstermiştir. Bir İslam alimi sıfatıyla hak bildiğini söylemek, İslâm’ın mukadderatıyla ilgili projelerini Sultan’a kabul ettirmek için o dönem Osmanlı bürokrasisi ile de mücadele ettiğini söyleyebiliriz.
Bu mücadelenin sonunda kendisinin, o zamanın Sabetaycıları tarafından, Sultan’ı da etkileyerek bir süreliğine “tımarhaneye” atıldığı da tarihçilerin malumudur. Kapatıldığı hastanenin insaflı doktoru tarafından “Eğer Bediüzzaman’da zerre kadar mecnunluk eseri varsa, dünyada akıllı adam yoktur.” diye rapor verilmiş ve tahliyesi sağlanmıştır.
Osmanlı Devletinin son yıllarında her aydın gibi Bediüzzaman da çareler aramıştır. Sosyal olaylar ve siyasetle ilgilendiği bu döneme kendisi için “Eski Said Dönemi” demiştir. Hayatının sonraki döneminde ise (Bu döneme Yeni Said ismini vermiştir) asıl büyük tehlikenin imansızlıktan geldiğini görerek düşünerek tamamen Kuran ve hadisler üzerine yönelmiştir. Yeni Said döneminde siyasetle hiçbir teması olmamış hatta tek bir gazete dahi okumamıştır.
İşte Osmanlı’nın son yıllarında bu şanlı devletin, düvel-i muazzama (büyük devletler) karşısında başarılı olması için elinden gelen her türlü gayreti gösteriyordu. Bu nedenle Abdülhamid’in bazı uygulamalarına karşı çıkması gayet doğaldır.
Ne yazık ki günümüzde dahi bazı putsever kişiler bir siyasi partinin başkanını eleştirmeyi dahi suç saymaktadırlar. Aynı kafa yapısı güya dindar görünen bazı kişilerde de vardır. Onlara göre “devleti yönetenler asla eleştirilemezler”. Öncelikle bu kafa yapısından kurtulmaları akıl sağlığı açısından son derece yararlı olacaktır.
Bediüzzaman, devlet idaresi ve hürriyetlerle ilgili yaklaşımını “Meşrutiyet-i Meşru’a” ve “Hürriyet-i Şer’iyye” gibi ifadelerle kavramsallaştırmıştır. Dikkat edileceği gibi bu kavramların sonu yine “şer’î” ile bitmektedir. Bediüzzaman hayatına dikkat edildiği takdirde daima Şeriatı anlamak ve bunu tatbik etmek üzere çalıştığı görülecektir.
Ancak ne yazık ki o dönemdeki bütün ıslahat ve reform çabaları, askerler başta olmak üzere “Osmanlı bürokrasisi” karşısında sönüveriyordu. Abdülhamid ve diğer padişahların etrafını sarmış olan yağcı ve dalkavuk kesimler bu çabaları boşa çıkarıyordu. Bu dönemle ilgili olarak Sabetaycı Paşaların fenalıkları yazılsa ciltlerle kitap doldurulabilir.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Bediüzzaman gibi cansiperane çalışan bir şahsiyete “Padişahı devirmek isteyen bir adam” yaftası yapıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu çirkin iftira; hala ısıtıp ısıtıp servis edilmektedir.
Bedîüzzaman’ın Abdülhamid hakkındaki olumlu sözleri ve yaklaşımları, eleştirilerinden çok fazladır. Meselâ; 1907’de İstanbul’da, Meşrutiyetin ilanından evvel söylediği bir nutkunda, Sultan Abdülhamid’i, “Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan Halife-i Peygamberî” diye vasıflandırmaktadır.
Bir başka makalesinde “Ömrünün zekâtını Ömer bin Abdülaziz gibi sarfet. Ta ki, bi’atın manası gerçekleşsin. Meşrutiyeti kansız kabul ettiğin gibi, Yıldız’ı da mahbûb-ı kulûb eyle. Zebaniler gibi hafiyeler yerine rahmet melekleri olan âlimlerle doldur; Yıldız’ı Dârül-Fünûn gibi yap.” şeklinde hitap etmiştir.
Namık Kemal’in Abdülhamid’i tenkit ettiği Hürriyet kasidesini değerlendirirken “Şu hürriyet perdesi altında müthiş bir istibdâdı taşıyan şu asrın gaddâr yüzüne çarpılmaya layık iken, o tokada müstehak olmayan, gayet mühim bir zatın, (yani Abdülhamid’in) yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilâne şu sözün; ...” diyerek aslında kasidede geçen sözlerin Sultan zamanı değil sonraki gerçek istibdat dönemi için kullanılması gerektiğini ifade etmiştir.
İşin ilginç tarafı Bedîüzzaman, Sultan Abdülhamid’i bir “velî” olarak kabul etmektedir. Ancak onun bu yaklaşımı “Velî dahi olsa Sultan’ın hatâdan hâlî olduğu” anlamına gelmemektedir. O nedenle hak bildiği hususlarda itirazlarını herhangi bir siyasi saikle değil, sırf Allah rızası için dile getirmiştir.
Maalesef bu ince ayrıntı günümüzde bazı kişiler tarafından anlaşılamamaktadır. Onlara göre Sultan Hazretleri velayet sahibi olmakla adeta hatadan masum ve dokunulmazdır. Aynı Şii inançtaki “imam-ı masum” kavramı ile meseleye bakmaktadırlar. Hal böyle olunca zamanında Sultan’a haklı nedenlerle dahi itiraz edenlere düşmanca bir tavır gösterilmektedir.
Bediüzzaman hakkında yapılan haksız bir eleştiri de “yıllar sonra Sultan’ın torunundan helallik istemesi” meselesidir. Bu konuda 15 yıl önce yazmış olduğum bir makale vardır. Bazı medya organlarında bu konu defalarca gündeme gelmiştir.
İddiaya göre 1959 yılında, Ankara’da, Sultan’ın torunundan helallik istemiş. Bu iddia; aşağıdaki nedenlerden dolayı gerçek değildir. Akla ve vicdana aykırıdır:
Bediüzzaman istikbalde gelecek esas büyük istibdadı önceden hissetmiş ancak “mecburî, cüz’î ve hafif istibdâd” diye tabir etmiştir. Fakat sonraki yıllarda gelecek baskı yönetimi için ise “pek şiddetli külli istibdâd” olarak tanımlama yapmıştır.
Sonuç olarak şunları söyleyerek biz de uyarı ve ikaz görevimizi yapalım:
Günümüzde Cumhurbaşkanı Erdoğan için aynı Abdülhamid gibi değerlendirmeler yapılmaktadır. Bir çok kişi çoğunlukla haksız ve yersiz olarak Erdoğan’ı eleştirmektedir. Erdoğan’da siyasi kariyerine ve tecrübelerine uygun olarak bunlara layığı ne ise pek güzel olarak cevap vermektedir. Zaten eleştiriden çekinen bir insan siyasi parti başkanı veya Cumhurbaşkanı olamaz, olmamalıdır da.
Burası gayet normaldir. Lakin bazı kişiler ise aynı Abdülhamid’e karşı gösterilen aşırı sevgi gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da aynı tavrı göstermektedirler. Yapılan her eleştiriyi önyargılı olarak toptan reddetmektedirler. Hatta bu konuda benim yazılarımı aşırı bulup tenkit eden çok sayıda dostum oldu.
Peki, sorayım o zaman: “Ayasofya’yı cami olarak aç” diye 20 yıldır yaptığım tenkit, yanlış mı oldu?
“Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalıdır” dediğim için günaha mı girdim.
Şimdi defalarca yazıp tenkit ettiğim “Ordudan eşi başörtülü diye atılan askerlerin haklarını ver” ve “28 Şubat 1997 darbecileri müebbet hapis cezası aldığı halde serbestçe geziyor. Bunları kodese tık” diye eleştiri yaptığım zaman bel altı yumruk mu vuruyorum?
Aile kurumunu tahrip edip yozlaştıran İstanbul Sözleşmesine, karşı çıkmak ve eleştiri yapmak aynı Abdurrahman Dilipak’a yapıldığı gibi 81 ilin adliyesinde dava açmakla mı sonuçlanmalıdır?
Eğer eleştiri yapılmayıp aynı Abdülhamid döneminde olduğu gibi meydanı yağcı ve dalkavuklara bırakırsak işte o zaman Şanlı Osmanlı Devleti gibi devletimiz de tehlikelere maruz kalacaktır.
Rabbim kıyamete kadar aziz vatanımızı ve cümle Müslümanları korusun, vesselam…
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)