Osmanlı ve Türkiye’nin en önemli gerçekliklerinden bir tanesi olmasına rağmen asla ortaya çıkarılmayan Sabetay Sevi ile ilgili olarak halkı uyandırma görevimiz var. Ne yazık ki bu önemli uyarıları yapanların başlarına çorap örülüp itibarsızlaştırıldıkları için kolay kolay kimse cesaret edip bunları yazmaz. Netameli olduğu halde ülkemizin mukadderatı ile alakalı olduğu için iş yine başa düştü.
Gizli Yahudiler için halkımız “dönme” ifadesini kullanır. Günümüzde dönme ismine farklı anlamlar yüklendiği için bunun yerine “Sabetaycı” demenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü birçok kitapta geçen “dönme” ifadesi, Sabetaycılığı anlatmaktan uzak düşmüştür. Örneğin Rıfat Bali’nin “The Donme or Crypto-Jews of Turkey” ve Marc Baer’in “The Donme: Jewish Converts” gibi eserlerini bu gözle değerlendirmek gerekiyor.
Sabetay Sevi hareketi ve akabindeki gelişmeler dünya tarihinin kaydettiği en ilginç vakalardan bir tanesidir. Konu İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik tarihi açısından çok önemlidir. Tarihi olayları değerlendirmek ve günümüzdeki yansımalarına ışık tutmak için bu konuda bilimsel çalışmalar yapmak hayati derecede önemlidir. Lakin bu konuyu açmak bile çok tehlikelidir. İşin ucu zülfü yâre dokunduğu için hemen itibarsızlaştırma kampanyaları başlar ve ağza gelinmedik hakaretler yapılır.
Çok cesur yazar ve araştırmacılar hep etrafında döndükleri ve ailesi, eşi ve yakınları Sabetaycı olduğu halde Kamâl Atatürk’ten bu konuda tek laf etmezler. Örneğin Soner Yalçın’ın “Efendi” kitap dizisi, hep bu Sabetaycı aileleri incelediği halde; herhalde kanun ile korunduğu için olsa gerek tek bir cümleye dahi rastlayamazsınız. Belki de sol çevrelerin hışmından korkan Yalçın, meseleyi çok iyi bildiği halde bundan kaçınmaktadır.
Bizim korkak araştırmacılarımızı bir kenara bırakalım dünyanın her yerinde biraz okumuş kesim arasında bilinen bir husustur, Sabetaycılık. Osmanlı ve Türk tarihinden birkaç meşhur kişiyi sayın diye bir anket yapsanız Sabetay Sevi, ilk sayılan 5-10 kişi arasında yer alacaktır. Demek ki sırlı ve sırlı olduğu kadar gizli gerçekler halkımızdan gizlenmektedir. Peki, daha ne kadar bekleyeceğiz? Bir cesur yürek çıkmaz mı bu ülkede? Gerçekleri hep ben mi haykıracağım?
Atalarımız, bugünkü korkak tarihçileri ve araştırmacıları görseler çok hayıflanıp “bizim gibi kahraman ruhlu bir millete yakışmıyorsunuz, yazıklar olsun” diye haklarını helal etmeyeceklerdir. 21. Yüzyılın insanları dahi böyle korkak bir toplumu kabul etmez. “Hangi asırda yaşıyoruz, kardeşim” diyerek acı acı yüzümüze bakacaklardır. İnşallah bu ifadeler araştırmacılarımıza cesaret verir ve yüreklendirir. Yoksa bir makale sınırlarını çok fazla aşmak icap eder ki bunu yapmak okuyucuya karşı haksızlıktır.
Ülkemizi yönetenler arasında hala Sabetaycılar çok güçlüdür. Çünkü bunlar her siyasi partinin yöneticileri arasında yer aldığı gibi özellikle medya, üniversite ve bürokraside çok güçlüdürler. Aralarında çok kuvvetli bir dayanışma vardır. Kendilerinden olmayanları itibarsızlaştırarak işe yaramaz dahi olsa, Sabetaycı kökenli insanları daima başköşeye yerleştirirler. Onlarda kendilerini bu makamlara oturtanlara karşı daima sadık ve itaatkâr davranırlar. Milli değerler adeta yok gibidir.
Mason locaları bu gizli Yahudilerle doludur. Her türlü kirli işi bu locaların gizli mahfellerinde kotarırlar. FETÖ örgütü dahi bunların ellerindedir. Ülkemizin aleyhine olan her türlü işin başında Sabetaycı vardır. Kendilerini gizlemekte çok mahir olan bu dönmeler, İzmir suikastı gibi olaylarda dahi birbirlerini tepeledikleri halde ser verip sır vermezler.
Kapancı grubuna mensup Sabetaycılar, Karakaşi koluna mensup olan dönmeleri bu olayda olduğu gibi astırdıkları halde tek bir ifşa hareketi ve sesi çıkmamıştır. Daha sonra “zamanı gelince öcümüzü alırız nasılsa” diyerek kin duygularını ayakta tutmayı başarabilen Sabetaycıları anlayabilmek gerçekten çok zordur.
Onları kinleri ile baş başa bırakıp anlaşılır olan bir hususa değinmek istiyorum. Zira bazı yalın gerçeklerden yola çıkarak nasıl bir dayanışma içinde oldukları ve asla Müslümanlara karşı sır vermediklerini göstermek gerekiyor.
Tarih övgü ya da sövgü için kullanılan bir bilim dalı olmamalıdır. Hele hele tek bir şahsa bağlı ve o şahsın yazmış olduğu kitaba yani “Nutuk’a” indirgenmemelidir. Çünkü bu yapıldığı takdirde binlerce yıllık koskoca bir millet aşağılanmakta ve küçük düşürülmektedir.
Şu basit kuralı dahi anlamakta çoğu insan aciz kalmıştır. “Galibiyetler ve başarı, milletin malıdır. Mağlubiyetler ise tedbirsizliklerinden dolayı sorumlu komutanlara ve liderlere verilir. Bu sayede milletin gururu incinmez. Geleceğe daha inançlı bir şekilde bakabilir”.
Peki, bizde ne yapılıyor? “Vatanımızı Atatürk kurtardı” nutukları ile beraber milli mücadeledeki galibiyet tek bir şahsa yani M. Kamâl’e indirgeniyor. Savaş süresince yaşanılan başarısızlıklar ve mağlubiyetler ise ordumuza yükleniyor. Bu çok büyük bir hata olup nedense hiç kimse yaşanılan tarihi gerçeklerden ders alıp düzeltmeye çalışmıyor.
İşte Almanlar, 2. Dünya savaşındaki mağlubiyeti Führer’e yani Hitler’e mal edip kendi milletlerini temize çıkarıyorlar. Bütün kusur “bu zalim diktatöründür” diyorlar. Keza İtalyanlar da Mussolini’yi öne sürüp milletlerini o büyük mağlubiyetten korumaya çalışıyorlar. Bu sayede başarısızlık ve mağlubiyet küçülüp şahsa indirgenerek, milletin onur ve izzeti muhafaza ediliyor.
Başarı ve galibiyette ise durum daha farklıdır. Burada yine millet faktörü devreye girer. Başarı ve muzafferiyet orduya ve dolayısı ile millete verilir. Bunun sonucunda kazanılan başarı küçülmez bilakis daha da büyür adeta bütün bir milletin sayısı kadar geniş bir kitleye yayılır. Örnek olarak yeryüzünde yaşanan en büyük savaşı gösterebiliriz.
Evet, 2. Dünya savaşında müttefik orduları komutanı olan General Eisenhower’ı kimse doğru dürüst tanımaz. Galibiyeti de tek bir şahsa indirgemezler. Başarıyı; Almanya-Japonya ve İtalya gibi dünyanın en büyük ordularını yenen Amerikalı, İngiliz, Fransız, Kanadalı ve Avustralyalı halkların tamamına verirler. Bu sayede şeref birçok milletin olup geleceğe daha güvenle bakma imkânı doğmuş olur.
Ülkemizde ise durum bunun tam tersinedir. Galibiyet için Kamâl Atatürk ön plana çıkarılır. Adeta tek başına savaşmış gibi “Yurdumuzu kurtardı” diye kutsanmaya çalışılır. İşte sadece bir kitabın başlığından bu durumu çok rahatlıkla görebilirsiniz.
Kemal Baytaş’ın yayınladığı ve birçok Sabetaycının önsözünde imzasını attığı kitabın başlığı şöyle: “Türkiye Varlığını Atatürk’e Borçludur”. Adeta koskoca bir milleti yok sayan ve “sen olmasaydın olmazdık” diyerek halkımızı aşağılayan bu ifadeler; Sabetaycıların kendi insanlarını nasıl koruyup göklere yükselttiğini açıkça gösteren binlerce eserden sadece bir tanesidir.
Cumhurbaşkanından ödül alan İlber Ortaylı’nın “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” kitabı dahi bu amaca hizmet eden çalışmalardan bir tanesidir. Bütün şeref ve başarılar bir kişiye indirgenerek koskoca bir millet aşağılanmakta milli değerlere sahip yöneticiler dahi bu karanlık oyunlara alet olmaktadırlar.
Bu kitaplar ile milli mücadelede kazanılmış olan şeref ve gurur tek bir kişiye indirilir. Bu arada yaşanan mağlubiyet ve başarısızlıklar ise orduya mal edilmektedir. Örneğin Yunanlılara karşı kaybedilen Eskişehir ve Kütahya muharebeleri ordunun üzerine kalmıştır.
Bu hatalı ve onur kırıcı durum, ordumuzun tüm kademelerine yayılmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtında Kocatepe gemisinin yanlışlıkla vurulmasında ne bir Havacı general ne de denizci bir amiral hatalı görülerek cezalandırılmamıştır. Muhtemelen Sabetaycı olan bu komutanlar yerine suç ve hata yine ordunun üzerine bırakılmış komutanlar tedbirsizlikleri yüzünden meydana gelen bu acı olaydan kolayca sıvışmasını bilmişlerdir. İşte böylesine kötü bir geleneğimiz var.
Şimdi bu durumu bir de 19 Mayıs törenlerine bakarak izah etmeye çalışalım. Burada Çanakkale’de yaşanan ve 19 Mayıs 1915 tarihinde yaşanan10 binden fazla askerimizin şehit olduğu taarruzun komutanı olan M. Kamâl’ı anlatmayacağım. Burada koskoca bir İstiklal Savaşının muzafferiyetini sahiplenen ve başarıyı tek kişiye indirgeyen tarihçilerden söz edeceğim.
Bu sakat tarih anlayışını sorgulamaya çalışacağım. “19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım” diyerek başlayan ve İstiklal savaşı tarihimizin kurgulandığı eser olan “Nutuk” adlı eseri eleştirip farklı bir bakış açısı ile düşünmeyi öne süreceğim. Elbette ne kadar zor bir işe kalkıştığımın farkındayım.
Tepeden tırnağa, Cumhurbaşkanından sıradan bir vatandaşa kadar at gözlüğü ile yetiştirilmiş ve Nutuk’tan başka doğrusu olmayan bir tarih anlayışı ile yetişmiş insanlar, bu durumu kabullenmekte zorlanacaklardır. Fakat şu sözü hatırlatmakta bir yarar görüyorum “Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkma huyu vardır”. Kimse bundan kaçamaz.
İşte Kuva-i Milliye mücadelesi, bir kişiyi yüceltme adına, bütün bir milleti ve ordumuzu aşağılama şeklinde bir anlayışa dönüştürülmeye çalıştırılmıştır. Hangi yanlışı düzelteceksin ki? 19 Mayıs’ta uydurulan yalanları saymaya başlayalım:
1. M. Kamâl, çeşitli hatırlarda; Samsun'a görev verildiğinde gitmek istemediğini, hatta çeşitli bahanelerle geciktirdiğini söylediği halde vatanı kurtarmak için Samsun’a çıktığını söylemektedir. Samsun’a istediği için değil, gönderilmek istendiği için gönülsüz gittiğini “Beni İstanbul’dan nefy ve ted’ib (yola getirme) maksadıyla Anadolu’ya gönderdiler” şeklinde açıklamıştır.
3. Görev; bir İngiliz subayından alınmış, çıkış sebebinde asıl görevin İngiliz ve Rum çetelerine karşı ayaklanan "Türk direniş birliklerini dağıtmak olduğu” çeşitli belgelerde yer almıştır.
4. Bu görev doğrusunda Türk direniş birliklerinin elindeki silahlar toplatılarak halk, aynen yıllar sonra Bosna-Srebrenitsa’daki gibi silahsız ve savunmasız bırakılmaya çalışılmıştır.
5. Milli direniş için çeşitli ordu ve birlikler bir sene önce zaten kurulmuştu. Kazım Karabekir gibi askerlerin ileri görüşlülüğü ile emrin hilafına birçok askeri birlik terhis edilmemişti. Yani Samsun’a çıkıldığında bu işe yeni başlanmamış bilakis milli mücadeleye engel olunmak istenmişti.
6. Bandırma vapurunda bulunan M. Kamâl’in en yakın hatta çocukluk arkadaşı Arif Bey gibi birçok asker de vardı. Bunların bir kısmı daha sonra “suikast davası” gibi bahanelerle idam edilmiştir.
7. Aslında Nutuk hazırlanana kadar “19 Mayıs” kimsenin umurunda olmayan bir gündür. 1938’e kadar 19 Mayıs bayram da değildir. 19 Mayıs Gençlik Spor Bayramı, zaten Osmanlılardan beri kullanılmakta olan jimnastik bayramının günü değiştirilmek sureti ile konulmuştur.
8. Milli Mücadele, Nutuk’ta geçtiği üzere 19 Mayıs’ta başlamamıştır. Örneğin halk hareketinden söz etmek gerekirse daha önce, Kazım Karabekir bölgeye gelmiş orduyu terhis etmeyerek önemli kararları aldığı, bilinmektedir.
9. Bu sürede bir buçuk yıl önce kurulan bir Kars İslam Cumhuriyeti ile birlikte bölgede kurulan “Şura hükümetleri” önemli işler başarmıştır. Fakat resmi tarih bütün bunları yok saymaktadır. Çünkü başarı tek kişiye indirgenmek istenmektedir.
Artık resmi din, resmi tarih, resmi ideoloji iflas etmiştir. Bu kavramları 2018 yılında anlatarak gençlere kabul ettirmenin imkânı da yoktur. Ayrıca bunun yararı da yoktur. Sonuçta kendini küçük düşürmeye, riyakârlık ve dalkavuğun nasıl yapıldığını ispatlamaya yarar.
Ordu ve milletin şerefini tek bir şahsa bağlayarak izah edenler Sabetaycılardır ve bunu milletimize yutturmuşlardır. Diğer yandan kendilerine hizmet etmeyen her insanı itibarsızlaştırarak amaçlarına ulaşmayı çok iyi becerirler. Son 150 yılda bunun sayısız örneği vardır. Burada yukarıda anlattığımız bir iki tanesi ile yetinmeye çalışalım. Umulur ki bu gerçekler vicdanı hür olan ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan araştırmacılarımıza şevk unsuru olur.
19 Mayıs üzerinde kafa yorulacak ise öncelikle 1915’teki facia ele alınmalı bunun sorumlusu komutanlar tarih önünde yargılanmalıdırlar. Aksi takdirde ordumuzun kahraman askerleri üzerine leke düşürülmekte tedbirsiz ve beceriksiz komutanlar haksız yere yüceltilmektedir. Bu ise utanılacak bir durum olup 21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken hala ders alınmamış olması çok düşündürücüdür, vesselam…
Vehbi Kara
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)