Ülkemizde her 8-10 yıl arasında askeri darbe yaşanmaktadır. En son 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız FETÖ darbesi bu sürecin düne kadar devam ettiğinin en önemli göstergesiydi. Fakat halkımızın tankların önüne çıkarak direnmesi kesintisiz darbe sürecinin artık sona erdiğini göstermektedir.
Bu konudaki diğer güzel bir gelişme ise 9 Temmuz 2021 tarihinde yaşandı. Yargıtay, 28 Şubat davasında aralarında Çetin Doğan ve Çevik Bir'in de bulunduğu 14 eski general ve amirale verilen mahkûmiyet kararlarını onayladı.
Yargıtay’ın kararı, yargılamayı yapan Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.. Mahkeme de cezası onanan sanıklar hakkında, cezanın 3 yıldan fazla olması nedeniyle rütbelerinin sökülmesini ve tutuklanarak cezaevine konulmasını sağladı.
Fakat burası Türkiye. Darbeci generaller daima korunup kollanmıştır. Örnek olarak 12 Eylül 1980 darbesinin mimarı Kenan Evren, müebbet hapis cezası aldığı halde mahkemelerin görevlerini savsaklayarak ağırdan alması nedeniyle eceli ile ölmüş ve bir gün dahi hapse girmeden işlediği suçlar yanına kar olarak kalmıştır. İşin kötüsü müebbet hapis cezası bulunduğu halde Emekli Cumhurbaşkanı olarak kendisine tören yapılmıştır.
Evren gibi işlediği büyük suçlara rağmen ödüllendirilen general ve amiraller oldukça kesintisiz darbe sürecini önlemek mümkün değildir. Eğer gerçekten askeri darbelere bir son verilmesi gerekiyorsa buna cüret edenler aynı Talat Aydemir gibi yağlı urganla idam edilmelidir.
Maalesef idam cezası kalktığı için darbeciler paçayı kurtarabiliyorlar. Hiç olmaz ise yargılama süreci gereksiz yere uzatılmamalidir.
Kesintisiz darbe sürecinin önlenebilmesi için ikinci önemli husus ise askeri okul öğrencilerinin Meclis kürsüsünden söylenen; “ihtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir” benzeri sözlerin etkisinden kurtulması gerekmektedir. Anayasaya bağlılık, hürriyet, din ve vicdan özgürlüğüne saygılı olmak gibi bütün gelişmiş medeniyetlerde bulunan değerler, bütün eğitim kurumlarında ve özellikle de askeri okullarda öncelikli dersler olarak okutulmalıdır.
Aksi takdirde; siyasetçilerin zaaflarını istismar eden başta ABD olmak üzere Batılı güçler her türlü fırsatı değerlendirerek tekrar askeri darbe yapmaktan çekinmeyeceklerdir. Cezalar ibretlik olmalıdır ki caydırıcı olsun. İşte Kenan Evren’e yapılan muameleyi gören her general ”benim Evren’den neyim eksik, ben de darbe yapacağım ve kısa yoldan Cumhurbaşkanı olarak törenlerle gömüleceğim” diye düşünebilecektir. Bu nedenle yargı ve infaz görevlilerine büyük bir iş düşmektedir.
15 Temmuz ve diğer askeri darbelerin azmettiricisi daima ABD olmuştur. Nitekim askeri darbenin elebaşı Fetullah Gülen hala ABD’deki köşkünde krallara layık bir şekilde ağırlanmaktadır.
Parasını ödediğimiz hatta önemli bir kısmını ürettiğimiz F 35 uçaklarının verilmemesi, Suriye ve Irak’da PKK terör örgütünün açıkça desteklenmesi, Halk Bankası üzerinden ekonomik kriz üretilmesi, Ege Denizinde Yunanistan’a askeri destek verilmesi ve açıkça düşman devletlere uygulanan yaptırımların ülkemize uygulanması gibi daha nice olay Türkiye için en büyük tehdidin ABD’den geldiğinin açık birer delilidir. Aklı başında hiçbir yönetici ABD gibi haydut bir ülkeye güvenmez.
Ne yazık ki hükümetimiz ABD’ye karşı milletimizi koruyacak politikaları yeterince üretememektedir. ABD, ülkemizle işbirliği yapılmasını gerektiren bir çok neden varken hala küstah ve muhasım olarak düşmanca tutumunu sergilemeye devam etmektedir. Şu hususu altını çizerek belirtmek isterim ki; “Aç canavara sevgi beslemek onun iştahını arttırır. Dönüp gelerek dişinin kirasını ister”.
Bununla birlikte evdeki hesap çarşıya uymamış başta ABD olmak üzere askeri darbeleri destekleyen bütün Batılı güçler; 15 Temmuz 2016 tarihinde büyük bir tokat yemişlerdir. Bu makalede 7. Yıl dönümünü yaşadığımız bu darbe teşebbüsünün 28 Şubat 1997 ile önemli ilişkilerini ve şimdiye kadar hiç değinilmemiş ve gizli kalmış bir yönüne değinmek istiyorum.
Evet, 28 Şubat 1997 darbe eylemleri; 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbenin ayak sesleridir. Ülkeyi bir kaos ortamına sokarak tankları sokaklara çıkarmayı hedeflemiş ve bir darbenin provasını yapmışlardır. Bu maksatla benim de içinde bulunduğum 10 bine yakın asker ordudan resen (zorunlu olarak) emekli edilmişlerdir. Fakat kaderin cilvesine bakın ki bu 10 bin asker 15 Temmuz darbesi esnasında halkı organize edip darbecilere karşı gelmesini sağlayarak istenilen amacın tam tersine bir sonuç alınmasını sağlamışlardır.
15 Temmuz gecesi okunan ezan ve salalarla coşan halkımız resen emekli edilen askerlerin öncülüğünde darbeden habersiz olup tatbikat yaptığını zanneden Mehmetçiğin aklını başına getirmiştir. Karşılarında gerçek komutanları gören askerler tankları sivil güçlere teslim ederek darbenin kısa sürede başarısız kalmasına yol açmışlardır.
Bazı tanklar bizzat resen emekli askerlerin tecrübelerinden yararlanılarak kolayca durdurulmuş ve darbeci askerlerin teslim olması sağlanmıştır. Aksi takdirde silah araç ve gereçlerinin nasıl kullanıldığından haberi olmayan sivil insanların bu büyük başarıyı sağlaması çok güçtür.
Kısaca söylemek gerekirse “darbe yaptığımız da bize ayak bağı olurlar” diyerek ordudan atılan askerler; umulanın aksine halkı organize ederek darbenin başarısızlığa uğramasında kilit bir rol üstlenmişlerdir.
Şimdi yeri gelmişken ülkenin bankalarını hortumlayıp bir de darbe yaparak batılı güçlere kölelik yapan 28 Şubat general ve amirallerine değinelim. Bunlara verilen müebbet hapis cezası asla çok değildir. Yapılanları tekrarladığımız zaman bunların aslında idam cezası alarak cehenneme gönderilmeleri gerektiği anlaşılacaktır.
Türkiye'de 1997 yılında yaşananlar ordunun doğrudan siyasete müdahalesi olarak görülmüş ve askeri darbeler içinde ele alınmıştır. Nitekim darbeci generallerden Çevik Bir, Sincan'dan tankların geçmesiyle ilgili olarak "Demokrasiye balans ayarı" demiştir. Askeri darbenin diğer mimarlarından Karadayı'dan sonra göreve gelen Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ise "28 Şubat, 1000 yıl sürecek" diye konuşarak nasıl bir tavır içinde olduklarını açıkça göstermişlerdir.
Deniz Kuvvetlerinde ise Donanma Komutanı Güven Erkaya benimde içinde bulunduğum savaş gemilerinde görevli tüm subayları toplayarak “özellikle eşi başı örtülü askerlerin PKK’dan bile daha tehlikeli!” olduğunu söyleyen nutuklar atıyordu. Silahlı Kuvvetler içinde başörtüsü düşmanlığı şeklinde süren tarihte görülmemiş bir terör uygulaması başlatılmıştı.
28 Şubat sürecine baktığımızda kısaca şu olayların gerçekleştiğini görüyoruz. Türkiye'de 28 Haziran 1996'da Refah Partisi (RP) ile Doğru Yol Partisi'nin (DYP) Necmettin Erbakan başbakanlığında kurmuştu.
ABD’nin maddi ve manevi desteği ile öncelikle Cumhurbaşkanı Demirel askerler tarafından ikna edilerek darbe sürecini bir ileri aşamaya taşımıştır. Bu esnada Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde yasadışı olarak kurulan “Batı Çalışma Grubu” darbe esnasında karşı çıkma potansiyeli içinde gördüğü binlerce askeri fişlemeye başlamıştır.
ABD bu dönemde darbe faaliyetlerine hız vermiş bir çok devlet büyüğünün faili meçhul cinayetlerle öldürülmesi için eylemlerde bulunmuştur. Cumhurbaşkanı Özal ve Orgeneral Eşref Bitlis’in şehit edilmeleri bu suikastlardan sadece iki tanesidir.
İşin acı tarafı ise bu suikastlar medya yardımı ile hükümetin aleyhinde kullanılmış Erbakan Hükümeti iki taraflı bir kıskacın içine konulmuştu. Nitekim 3 Kasım'da meydana gelen Susurluk kazası veya suikastı da "Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık" eylemlerinin yapılmasına gerekçe olmuştur.
Bu çift taraflı kıskaca; sendikalar, yargı kurumları ve TÜSİAD gibi önemli sanayicilerin de katılmıştır. İşte 28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısı bu şartlar altında gerçekleştirilmiştir.
9 Saat süren toplantıda alınan kararlar büyük baskılar sonucu Başbakan Erbakan’a zorla da olsa imzalanmıştır. MGK bildirisinde askerler tarafından trajikomik bir şekilde demokrasi ve hukukun teminat altında olduğu ileri sürülmüştür.
28 Şubat Kararlarından sadece üç tanesi benim de içinde bulunduğum ordudan Yüksek Askeri Şura Kararı ile emekli edilen askerler ile ilgiliydi. Bu askerlerin kamuda görev yapamayacağı vurgulanıyordu. Buna rağmen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan sayesinde darbeciler benim gibi ordudan ayrılmış olan askerlerin belediye başkanlığında görev yapmasına engel olmamıştı.
Erdogan'in bu kararı onun siyasi kariyerinde en önemli olan aşamaya neden olmuş ve sonuçta “şiir okudu” diye hapse atılmıştı. Başkanlık görevinden alınan Erdoğan’ın yerine gelen Ali Müfit Gürtuna geçmişti. İlk icraatı da bizlerin işine derhal son vermek olmuştu.
Bizler asker iken YAŞ kararları yargıya kapalı olduğu için haklarımızı almak için yargıya gidememiştik. Fakat şimdi sivildik ve İdari Mahkemeye başvurduk. Başvurumuz sonunda mahkeme memuriyet yapmamızda bir sakınca görmeyerek başvurumuzu haklı görmüş ve bütün arkadaşlarımla beraber mahkemeyi kazanmıştık.
Hep birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki görevimizin başına döndük. Erdoğan da hapisten sonra yeni kurulan Ak Parti’nin başkanı olarak Türk siyasi hayatına girmişti. Belediye Başkanlığında göstermiş olduğu başarıyı Başbakanlıkta ve Cumhurbaşkanlığında da gösterecek halkın sevgisini kazanarak yıllarca tek başına iktidar olmayı sürdürecekti.
28 Şubat döneminde bizimle ilgili üç maddeden başka diğer maddeler ise şunlardı. Hükümetin 8 yıllık kesintisiz eğitime geçmesi, bazı okulların Milli Eğitim Bakanlığı'na devredilmesi, Kuran kurslarının denetlenmesi ve kılık-kıyafet kanunun uyulması ya da kısaca “başörtü yasağı” gibi insan haklarına aykırı bir dizi eylemin hayata geçmesini istiyordu.
Bu toplantıdan birkaç ay sonra iktidardaki RP hakkında "başörtüsüne serbestlik” tanıdığı gerekçesi ile kapatma davası açıldı ve sonrasında kapatıldı. Bu dönemde Genelkurmay Karargahı'na davet edilen gazetecilere, yargı mensuplarına ve üst düzey bürokratlara komuta kademesi tarafından "irtica tehdidine karşı brifingler" verildi.
Günümüzde ise 28 Şubat darbecileri hiç de utanıp sıkılmadan biz siyasete karışmadık diyebilmektedirler. Demek ki yüzleri manda derisinden daha kalındır ve haya edip kızarmasına imkan yoktur.
Bu dönemde Genelkurmay bünyesinde Batı Çalışma Grubu adı altında yasadışı bir yapı oluşturulduğu ve birçok kişi, kurum ve olay hakkında kayıtlar tutularak fişleme yaptığı ortaya çıkmıştı.
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, darbeci generallerle işbirliği yaparak hükümeti kurma görevini Mecliste çoğunluğu meydana getiren iktidarın diğer ortağı DYP Başkanı Tansu Çiller'e değil, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a vermişti.
Bu dönemde darbeci generaller milletvekillerini açıkça tehdit ederek birçoğunu iktidar partilerinden istifaya zorladılar. Kusursuz bir biçimde darbeci askerlerin terörü devam ediyordu ve Haziran ayı sonunda da Yılmaz, Bülent Ecevit'in lideri olduğu Demokratik Sol Parti (DSP) ve Hüsamettin Cindoruk'un liderliğindeki Demokratik Türkiye Partisi (DTP) ile satın alınan ve ölümle tehdit edilen milletvekillerinin meydana getirdiği ANASOL-D koalisyonunu kurmuştu. Ülkemiz bu dönemde eşine rastlanmayan banka hortumlamaları ve ekonomik krizlerle dolu birkaç yıl geçirdi.
28 Şubat 1997'de yaşanan ekonomik krizlerin en önemli sebebi çoğu darbeci generalin yönetiminde bulunduğu banka hortumlamaları ve yolsuzluklardır. Öyle ki bu süreç Türkiye ekonomisini nice ekonomik krize sürüklemiştir. Türkiye ekonomisinde büyüme oranı düşmüş 2000 yılında milli gelirimiz 201,6 milyar dolar iken 2001'de 144,6 milyar dolara kadar gerilemiştir. Yabancı yatırımcılar Türkiye’den kaçmış 25 banka hortumlanarak iflasa sürüklenmiş ve zararları milletimize ödettirilmiştir.
Bu dönemde ülkemizin kan kaybının 250-450 milyar dolar arasında olduğu çeşitli ekonomistlerin sunduğu raporlardan anlaşılmaktadır. Ayrıca Meclis Araştırma Kurumunun 28 Şubat dönemi ile ilgili olarak yayınlayıp sunduğu raporlarda bu dehşetli rakamlar ortaya çıkmış Milli gelirlerimizde büyük kayıplar olmuştur.
28 Şubat dönemine genel olarak baktığımızda 1990’lı yılların başından itibaren, ABD’nin öncülüğünde birtakım kaos planlarıyla yürütülen bir istikrarsızlaştırma döneminin ardından, 28 Şubat 1997 MGK toplantısı ile ete kemiğe bürünen bir post modern darbe sürecini görmüş oluruz.
Bu süreç esnasında ordumuzda görev yapan beş bine yakın subay ve astsubay, ordu içi hiyerarşik bir darbeyle görevlerinden ihraç edilmiş; bir o kadarı da, uygulanan baskı yöntemleri ile istifa ve emekliliğe zorlanarak görevlerinden uzaklaştırılmıştır.
BÇG olarak ta bilinen “Batı Çalışma Grubu” adlı yasadışı örgüt önce ordu içerisindeki darbe ve vesayet karşıtı unsurlar olarak gördüğü bizleri saf dışı etmiş; ardından ülke genelinde topyekûn bir psiko-sosyal savaşın yönetimini üstlenmiştir. Bunu yaparken, toplumu bir arada tutan değerler birer tehdit unsuru olarak tanımlanmış ve başta dini değerler olmak üzere bizleri bir araya getiren bütün değerlerin tamamına savaş açılmıştır.
BÇG isimli yasadışı örgüt, ordu içi darbeyi gerçekleştirdikten sonra, “dost kuvvetler” ya da “ silahsız kuvvetler” diye isimlendirdiği medya, sivil toplum örgütleri, siyasi kuruluşlar ve akademisyenlerden oluşan darbe işbirlikçisi bir kesimle omuz omuza vererek toplumun her kesimine karşı topyekun bir sosyo-pisikolojik harekât başlatmıştır.
Bu darbenin ordu içi dindar askerleri temizleme harekatından sonra 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi meydana gelmiştir. Bu darbeye başlangıçta ordu içinden karşı çıkacak doğru dürüst kimse bulunamamışken halkın sokaklara dökülüp askeri kışlaların önüne araçları yığarak darbeyi kilitlemesi sonrasında FETÖ örgütü ile işbirliği yapan generaller saf değiştirerek halkın yanına geçmiştir. Yeni bin yıla girerken, ülkemize bir deli gömleği giydirilmek istenmişse de Allah’a çok şükür bu büyük badire 251 şehitle atlatılmıştır.
15 Temmuz darbesinin önlenmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi yukarıda değindiğimiz üzere 28 Şubat döneminde ordudan atılan biz askerlerin, milletimizle beraber olup tanklara karşı göğüs göğse mücadele vermesidir. Milletin sinesine dönen 10 bin asker, toplumun her kesiminde ve bulundukları her platformda darbecilerin maskesini düşürerek, onların kirli yüzlerini halka göstermiş, sivil direniş ve dayanışmanın mayası olmuşlardır.
Bu direniş ve dayanışma şuuru sayesinde 2002 yılında halkımız darbeci generallere güçlü bir tokat vurmuş ve değişim hareketini başlatmıştır. Ve nihayet 2010 yılında gerçekleşen referandumla 1000 yıl süreceği hesaplanan bir süreç tüm bileşenleri ile sorgulanmaya başlanmış; bir yandan o dönemin yaraları sarılmaya çalışılırken, bir yandan da darbecilerin yargılanmaları gündeme gelmiştir.
Yargılanacaklarını anlayan darbeci, vesayetçi anlayış ve işbirlikçileri yargılama sürecini sulandırmaya ve bulandırmaya, at izini it izine karıştırmaya çalışsa da hem devletimiz, hem de halkımız bu darbecilerin ve işbirlikçilerinin kim olduklarını bilmektedirler.
ABD’nin emirlerini yerine getirerek “gözünün üstünde kaşın var” misali, “eşinin üzerinde başörtüsü var” diyerek binlerce mağdur insanın oluşmasına sebep olan darbeci generaller; üç yıl önce müebbet hapis cezası aldıkları halde bir müddet serbestçe gezip küstah bir şekilde basına demeçler verebilmişlerdir.
Bu dünyada emsali olmayan duruma karşılık hükümetimiz “yargıya müdahale etmeme” adına uzun süre seyirci kalmıştır. Fakat bu darbecilerin mağdur ettiği binlerce aile hala perişan olduğu halde haklarına kavuşamaması bir ayıp olarak hala durmaktadır.
28 Şubat döneminde ordudan atılmış ve hiçbir tazminat alamamış binlerce asker, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet üyelerinin defalarca vermiş olduğu sözlere dayanarak tazminat almayı ve özlük haklarının verilmesini beklemektedir.
Kamu Denetçiliği Kurumunun Meclise ve hükümete bildirdiği kararları hala görmezden gelmek akıl dışı ve vicdansız bir durumdur. Zira resen emekli binlerce asker zırnık dahi alamamıştır. Askeri vesayet sisteminin uzamasına neden olan bu duruma sebep olanları bir kez daha sağduyuya davet ediyorum.
Nasıl ki; 15 Temmuzda yeni bir darbeye teşebbüs eden ABD, halkımızdan gerekli tokadı yiyerek kıç üstü oturdu. Şimdi de hükümetimiz daha fazla geç kalmadan mağdur edilen insanlarımıza emeklilik ve özlük haklariyla beraber tazminat ödemelidir, vesselam…
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Erol AYDIN
Bir Damla Kan, Bin Bir Endişe
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Bilal Dursun YILMAZ
Her Şey Dâhil Vicdan
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)