ABD’nin nasıl kalleş ve haydut bir ülke olduğunu Ekim ayı başındaki yıldönümlerinde yazmış olduğum makalelerimde ifade etmeye çalışıyorum. Ayrıca kamuoyunda pek bahsedilmeyen bazı acı olaylar hakkında "Bahriyede 15 Yıl isimli" kitabımda geniş malumat vardır.
2 Ekim 1992 tarihinde yaşanan ve Muavenet Muhribimizin kalleş bir şekilde vurulması olayı benim gibi bahriyeli bir subay için çok acıdır. ABD hakkındaki olumsuz düşüncelerimin pekişmesinde önemli bir rolü olmuştur. Çünkü bu tarihte Muhriplerde Atış İdare Subayı olarak görev yapıyordum ve ABD savaş gemileri ile ilgili olarak emir üstüne emir alıyordum.
Çok üst devlet makamlarından gelen emirlerde ABD savaş gemilerine karşı top namlularını çevirmek, atış kontrol radarı ile hedef belirlemek hatta gemideki ana batarya ve uçaksavar toplarına elektrik vermek bile yasaklanmıştı. Zira bir Türk gemisi de aynı TCG Muavenet gemisine saldıran ve 5 askerimizin şehit olmasına sebebiyet veren ABD savaş gemilerine benzer şekilde “öç alma” bahanesi ile saldırabilir; endişesi yaşanıyordu.
29 Yıl önce gerçekleştirilen ve kaza süsü verilerek geçiştirilen bu olaya karşı onurlu bir reaksiyon gösterilememiştir. O tarihte Başbakan olan Süleyman Demirel, “Morrison Süleyman” lakabına uygun bir şekilde dik duramamıştır. Üstelik haydut bir devlet olan ABD’nin kaza süsü verilen bu olaydan sonra yaptığı çirkin tehditlere boyun eğerek Türk milletinin saygınlığına ve itibarına leke sürmüştür.
28 Şubat 1997 askeri darbe teşebbüsünde Cumhurbaşkanı olarak görev yapan ve darbeci generallerle işbirliği yapan Demirel’in; haydut ABD’den ne derece korktuğu bu makale sayesinde daha iyi anlaşılacaktır.
Şimdi kalkıp bazı dar görüşlüler “Ne yani savaş ilan mı edecektik?” diye bir soru sorabilirler. Bu ahmak ve Batılılara karşı onursuz bir şekilde boyun eğen zavallılara cevap vermek dahi doğru değildir. Fakat dik durmanın ne olduğunu ve çirkin tecavüzler sonunda nasıl cevap verilmesi gerektiğini Erdoğan gibi devlet büyüklerini örnek göstermek istiyorum.
Burada “savaş ilan etmekten” daha önemli işler vardır. Onurlu bir devlet olduğumuzu ve bunu korumak için gerekirse milyarlarca dolar zararı karşılayabilecek azim ve kararlılığın gösterilmesi lazımdır. Aksi takdirde haydutların yaptığı cinayetler durmak ve tükenmek bilmez. Devamlı surette izzet ve onuru ayaklar altına alınan bir devlet olup çıkarsınız.
Bu arada Deniz Harp Okulunda meslek dersi öğretmenliğimizi yapan Deniz Kurmay Yarbay Kudret Güngör’ü ve bütün şehitlerimizi saygı ile anmak istiyorum.
Kudret Yarbayım ile Sovyetler Birliği dağılmadan önce kısa da olsa birlikte görev yapmıştım. Kendisi bu feci olaydan iki yıl önce Moskova Deniz Ateşesi görevini yürütüyordu. Benim görev yaptığım TCG Gayret gemisi ise (Şu anda İzmit’te müze olarak hala ziyaretçilerini beklemektedir) Sovyetlerin Sivastopol deniz üssünü ziyarete gitmişti.
Türk askerleri limana yanaştıktan sonra Sivastopol Diarama Meydanında bir askeri tören geçişi yapacaktı. Tören kıtası komutanı olarak TCG Yavuz gemisi askerleri ile birlikte hazırlıklar yapmıştım. Bu konuda Kudret Güngör Yarbay gemiye gelmiş tören ile ilgili olarak Rus askerleri ile birlikte yapacağımız merasimler hakkında bilgi vermişti.
Oldukça coşkulu ve güzel bir merasim yapıldı. Vatanı için ölmüş askerler için yapılmış “Meçhul Asker Anıtında” ve çeşitli yerlerde askerlerimle birlikte tören geçişi yaptık. Bütün bu merasimler ile ilgili koordinatörlük görevi Yarbay Kudret Güngör tarafından gerçekleştirilmişti.
Fakat nereden bilebilirdik ki; bundan tam iki yıl sonra ABD donanmasının sancak gemisi olan USS Saratoga Uçak Gemisinden kalleşçe atılan iki adet Sea Sparrow güdümlü mermisi ile şehit olacaktı?
İşte bu şahadet vesilesi ile 2 Ekim 1992 tarihinde neler olduğunu izah etmeye çalışayım. Umulur ki “Ayıdan post Haydut ABD’den dost olmaz” sözü de bir parça anlaşılmış olur.
ABD kendisine çok yakışan “haydut” lakabı gibi dünyanın çeşitli yerlerinde hala suikastlar yapmaktadır. Gerçi bunların çoğunluğu uçaklara yerleştirilen bomba ve düzeneklerle yapılsa da bazen açıkça saldırmaktan da geri durmamaktadır. Örneğin birkaç yıl önce İran devletinin önemli yöneticisi Kasım Süleymani’yi açıkça öldürmekten çekinmemiştir.
Fakat Türkiye bir NATO ülkesi idi ve bu nedenle savaş gemimize yapılan suikastın “kaza süsü” verilerek açıklanması gerekmişti. Fakat mevcut silah teknolojilerinin emniyet sistemleri asla böyle bir kazanın olmasına imkân bırakmıyordu. O halde işin aslı neydi?
1990’ların başında “Baba Bush” yönetimindeki ABD, Saddam yönetimindeki Irak’ın Kuveyt’e girmesini bahane ederek Irak’a savaş açmıştı. Sonuçta Irak’ın Basra Körfezi’ndeki ve ülkenin güneyindeki gücü kırılmış, zengin petrol yataklarının bulunduğu Irak’ın Kuzeyi için de yeni planlar yapmıştı.
ABD, bu plan çerçevesinde Irak topraklarının kuzeyini kendi denetimine almayı başarmıştı. 36 paralelin kuzeyini denetlemek üzere Çekiç Güç adında bir askerî mekanizma kurdu. Bu mekanizmayı da maalesef Türkiye üzerinden yürüttü. Kuzey Irak’ı Türkiye’den hem denetledi hem de PKK’yı semirtip büyüttü.
Dönemin Cumhurbaşkanı Özal, Birinci Körfez harekatını, misak-ı milli sınırları içindeki Musul ve Kerkük'ü kurtarmak için bir fırsat olarak görmüştü. Fakat Genelkurmay Başkanı Torumtay’ın istifası ve savaştan kaçan generallerin diretmesi ile bu çok önemli fırsatı kaçırmış olduk. Aynı fırsat İkinci Körfez Harekatı esnasında tekrar ayağımıza kadar geldi. Fakat bunu da “1 Mart Teskeresinin” Mecliste onaylanmaması sonucunda bir daha elimizin tersiyle ittik.
Asker 50 yıl beslenir; sadece bir gün için. İşte o gün savaşa girmek gerekmiş fakat savaştan kaçan bazı generaller yüzünden ayağımıza kadar gelen fırsatı yine kaçırmıştık. Bu acı olayları da hafızamıza kaydetmek gerekir. En azından asker yetiştiren kurumlar “icabında vatan ve vazife uğrunda hayatını seve seve feda edeceğini” unutmaması gerekir.
İşte tam bu yıllarda bir NATO tatbikatı sırasında 2 Ekim 1992’de Türk Deniz Kuvvetlerine ait TCG Muavenet muhribi, ABD’nin Saratoga gemisinden atılan iki Sea Sparrow güdümlü mermileriyle vuruldu. Gemi komutanı Deniz Kurmay Yarbay Kudret Güngör ve 5 denizcimiz şehit oldu. Çok sayıda da askerimiz yaralandı. Bunun arkasından dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağı şüpheli bir şekilde düştü ve Bitlis şehit oldu.
29 Yıl önce gerçekleşen bu acı olaylar Türk-Amerikan ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu olayın ardından haydut ABD'den korkup çekinen siyasetçi ve askerler yüzünden Türkiye, tarihinde görülmemiş bir tarzda ABD’nin saldırgan ve tecavüzkâr politikalarına boyun eğmişti. 15 temmuz 2016 askeri darbesini de bu açıdan değerlendirmekte yarar vardır.
Ardından gelen Başkan Clinton dönemi kısmen sorunsuz devam etse de sekiz yılın ardından bu sefer Oğul Bush, Amerika’ya başkan oldu. Onun sekiz yıllık dönemi ise hem Türkiye, hem de dünya açısından bir kâbus gibi geçti.
NATO tatbikatında Muavenet isimli muhribimizin, ABD’nin Saratoga gemisinden atılan iki güdümlü mermi ile vurulmasının kaza olmadığını “Bahriyede 15 Yıl” isimli kitabımda izah etmiştim. Bu durumu bir çok silah uzmanı teyit etmiş kaza süsü verilmiş bu acı olayın aslında bir “gözdağı” olduğunda herkes mutabık kalmıştı.
Neden böyle bir gözdağı verildiğini açıklamak gerekirse o dönemde yaşanan tarihi ve siyasî olaylara bakmak gereklidir. Gerçekten de o dönemde de ABD’nin Türkiye üzerinde bir baskı kurmaya çalıştığını görüyoruz. Nasıl ki şimdi Çin üzerinde benzer bir durum var aynen o zamanda da Kuzey Irak’ta Amerika tarafından bir Kürt devleti oluşturulmaya çalışılıyordu.
Kuzey Irak’ta bir devlet kurulması için birçok insan Amerika’ya götürüldü, eğitildi. Daha sonra İkinci Körfez harekâtından sonra da buraya getirilip yerleştirilerek yarı bağımsız bir bölge ve devlet meydana geldi. Birkaç yıl önce bağımsızlık için kimsenin tanımadığı referandumu da yaptılar.
“Çekiç Güç” Irak’ta ABD’nin ihtiyaç duyduğu askerî yapı idi. Türkiye ile Çekiç Güç arasında yaşanan sorunlar, genelde hükümetin baskısıyla hep ertelendi. Ve sonuçta Muavenet benzeri bir olaydan korkulduğu için hükümetler pısırık davrandılar.
Bu olaylar, belli bir süreç sonrasında da ABD’nin planlandığı gibi gerçekleşti. Hükümetler bilerek veya bilmeyerek, tedbir almadığı ve gereken karşılığı vermediği için iş daha kötü bir noktaya kadar geldi.
Sonrasında Irak’ın kuzeyinde Süleymaniye’deki Türk askerî birliğinde askerlerin başına çuval geçirme hadisesi de yaşanmıştı. Amerikalılar yine haydutluk yaparak oradaki askerlerimizi tutukladılar başlarına çuval geçirdiler. Aslında bu olayın, yani geminin vurulması olayına Amerikalıların Türk denizcilerinin başına çuval geçirme olayı desek; mübalâğa olmaz.
Peki, bu gözdağı operasyonlarının sebebi neydi?
Kitabımda daha geniş bir şekilde dile getirmeye çalıştığım konu kısaca "Sen kim oluyorsun. Benim verdiğim silâhlarla ordunu donatıyorsun. Dolayısıyla bana karşı söz söyleme, karşı çıkma hakkın yok” diyerek bir çeşit haydutluktan başka bir şey değildi. İkinci olarak Türkiye’nin hurda silah pazarı olarak ABD’ye boyun eğmesi isteniyordu.
Türkiye ile Çekiç Güç arasında yaşanan sorunlar ve Çekiç Gücün Kuzey Irak’taki misyonu konusu da ABD emperyalizminin ve silah sanayisinin ihtiyacıydı. Türkiye’ye verilen gözdağı istenen etkiyi göstermiş işin acı tarafı Türkiye haydut devlete boyun eğmişti.
Başbakan Demirel ve Türk askerî yetkilileri gerekli tepkiyi vermekten aciz kalmıştır. Ülkemizi temsil etme sorumluluğu taşıyan insanlar, siyasetçiler, bürokratlar hatta muhalefetten de etkili bir söz söylenmedi. Kısaca devlet olarak, millet olarak, iktidarda kim olursa olsun gösterilmesi gerekli olan tepki gösterilmedi. Bunun üzerine gözdağı verme olayı aşama kaydederek çuval geçirme olayına dönüştü ve bugünlere geldik.
Muavenet adlı gemimizin vurulmasının ardından Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağının düşürülmesi ve faali meçhul cinayetler dönemi başladı. Aslında bu olayların neredeyse tamamı ABD'nin kirli oyunlarıdır. Nihayetinde Eşref Bitlis Paşa’nın öldürülmesi olayında da kaza olmayacak şekilde önemli iddialar vardır. Orada şehit olan bir orgeneraldir. Fakat farklı bir paşadır o. Yoksa şehit edilmezdi.
Eşref Bitlis Paşa şehit edildiğinde medyanın niçin suskun kaldığını ABD’nin Türk medyası üzerlerinde hâkim olmasına bağlayabiliriz. Burada bahsettiğimiz konular, kesinlikle komplo teorisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, Türk dış politika ve askerî politika sahasındaki acı verici, unutulmaz olaylardır.
Sonuçta ortada şehit olan askerler vardır. Birisi Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve biri Muhrip komutanıdır. Maalesef bu insanlar Amerika’nın kirli politikaları sonucu şehit edilmiş insanlardır. Ne yazık ki, bu acı cinayetler, ört bas edilmiştir. İşin kötüsü ABD, istediği hedeflere ulaşmış kaza sonucu bize eski buharlı gemileri vermiştir.
Daha önce almak istemediğimiz dokuz adet "Knox" sınıfı gemiyi alarak milyonlarca dolar ödedik. Ki bunların teknolojisi eskiydi. Hâlbuki biz dizel tahrikli "Perry" Klas gemilerden almak istiyorduk. İşte ABD silah sanayisinin çirkin oyunlarına kurban edilmiştik.
Zamanlama ise çok ilginçtir. Zira ABD’ye gemi alımıyla ilgili olarak giden Türk heyeti döner dönmez gemimiz vurulmuştu. Yani "Sen kim oluyorsun. Sen benim verdiğimi ancak alabilirsin. Senin söz hakkın yok” anlamına gelen bir baskı, bir gözdağı olayıdır.
Muavenet Kudret Güngör ve Eşref Bitlis cinayetleri aynı haydutlar tarafından yapılmıştır. Aslında bu konunun üzerindeki örtünün çekilip açılmasını günümüzde meydana gelen olayları anlayabilmek için bir fırsat olarak görmek gereklidir.
Peki, Amerikan hükümeti Muavenet’in vurulması sonrasında kazaya sebep gösterilen askerlere ne yaptı?
Olayda yaralanan ve tazminat için mahkemeye başvuran subaylardan bir tanesi yakın arkadaşımdı. Onun verdiği bilgiye göre mahkemeden, Amerikalı subayların kariyerlerini meslekî yönden etkilemeyen sonuç çıkmıştır. USS Saratoga’nın Komutanı Albay James M. Drager ile saldırıdan sorumlu yedi subay mahkemeye sevk edilmeyerek sadece ‘disiplin cezası’ almıştır. Sonradan bu katiller yüksek rütbelere terfi ederek haydutluk mesleğine çağ atlatmışlardır!
Kıssadan hisse bu olmak gerektir ki “aç canavara sevgi ile yaklaşmak onun iştahını açar”. ABD’ye onurlu ve haysiyetli bir karşı duruş göstermezseniz çok daha kötü sonuçlara zemin hazırlamış oluruz. Savunma sanayini güçlendirmek ve ABD’ye olan bağımlılıktan kurtulmamız şarttır. Bu nedenle son yıllardaki sevindirici gelişmelere çok dikkatli bakmak gerekir. Savunma sanayi, siyasi partilerin politik meselelerine kurban edilemeyecek kadar önemli bir konudur.
Son tahlilde ABD’ye haddini bildirecek neredeyse tek ülkenin Türkiye olduğunu ortaya çıkmaktadır. Bunun için çok yönlü ve akıllıca yürütülmesi gereken politikalara ihtiyaç vardır. Ben yapamasam bile duygusallıktan uzak, komşularla dengeli ve karşılıklı işbirliğine dayanan siyaset izlememiz gerekiyor.
“Dünya beşten büyüktür diyerek” kafa tutan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu konuda ayakta alkışlamak lazımdır. Tarihten ders alarak ABD ile ilgili politikalarımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız, vesselam…
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)