Hayber ve Allah’ın Arslanı Gazze katliamı nedeniyle İsrail'e ekonomik ambargo konulması gündemde.
Elbette çok etkili bir yöntem olan boykot ve ambargo konusuna bir itirazım yok. Fakat Hayber Kalesinin fethi Hazreti Ali gibi bir İslâm kahramanı yok sayılarak gerçeğinden farklı bir üslup ile anlatılmaktadır. Haberde hurma ağaçları kesilerek Yahudilerin teslim olduğu ileri sürülmektedir.
Bu doğru değildir.
Birçok Sahabe ve Müslüman yazar Hayber'in fethini şu şekilde anlatmışlardır. Hayber Şehri ve Kalesi Miladi 629 yılında fethedilmiştir. Bu büyük zafer sonrasında Mekke, Medine ve Şam ticaret yolunun kontrolü ve güvenliği kesin olarak Müslümanların eline geçmiş Yahudilerin Müslümanlara verdiği zararlar bertaraf edilmiştir.
Medine Yahudileri, Mekkeli Müşriklere daima yardım etmişlerdi. Hatta Hendek kuşatması esnasında Müslümanlara karşı yapmış oldukları anlaşmaya hıyanet etmekten çekinmemişlerdi. Hendek Savaşının Müslümanların zaferi ile sonuçlanmasından sonra birçok Yahudi Hayber’e yerleşmişti. Burada hem ticaret yollarını kontrol ediyor hem de Müslümanlara zarar vermeye devam ediyorlardı.
Müslüman tacirlerin malları Hayberliler tarafından birkaç defa yağmalanmıştı. Hayber, Medine’nin yaklaşık 180 km. kadar kuzeyinden başlayan, etrafı volkanik topraklarla çevrili geniş bir vadiye ve şehre verilen bir isimdir. Yahudi dilinde “hayber” kelimesi “kale” anlamını taşımaktadır. Ayrıca Hayber, içinde bulunduğu vadinin verimliliği ve su bentlerinin çokluğu ile de meşhur bir yerdi.
Merhab isimli cengaver ve meşhur komutanı ve sağlam kalesi yüzünden kendilerine çok güvenen bir Yahudi ordusu vardı. Bu haliyle Hayber şehri ve kalesi, Müslümanlara güvenlik açısından çok ciddi bir tehdit haline gelmişti. Hayber Savaşı esnasında Peygamber efendimizin (asm) bir mucizesi gerçekleşmişti. Hazreti Ali hasta olmasına rağmen bu mucize ile iyileşmiş ve Hayber’in fethedilmesinde ve Yahudi kahramanlarının öldürülmesinde çok önemli bir vazife almıştı. Peygamber Efendimizin (asm) bir kısım mucizelerinin yer aldığı Bediüzzaman’ın Mektubat isimli kitabında bu hadise şöyle anlatmaktadır: “Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Gazve-i Hayber'de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Aliyy-i Haydarî'yi bayraktar tayin ettiği halde, Ali'nin gözleri hastalıktan çok ağrıyordu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm tiryak gibi tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada, şifa bularak hiçbir şey kalmadı. Sabahleyin Hayber Kal'asının pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup, Kal'a-i Hayber'i fethetti. Hem o vakıada, Seleme İbn-i Ekva'ın bacağına kılınç vurulmuş, yarılmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona nefes edip, birden ayağı şifa bulmuş” Bu mucize birçok kaynakta ifade edilmesine rağmen ne hikmetse Hazreti Ali’nin Peygamber Efendimizin (asm) mucizesi ile iyileşmesi ve Hayber Kalesi’nin fethindeki rolü nedense anlatılmamaktadır.Bilakis fethin gerçekleşmesinde kuşatmanın başarılı olması için başka nedenler ileri sürülmektedir.
Örneğin Hayber’in gelir kaynağı olan hurmalıkların yakılması ve sonucunda Yahudilerin teslim olduğu gibi gerçeklere aykırı açıklamalar ifade edilmektedir. Bu durum ise İslam alimleri arasında çeşitli tartışmalara ve farklı yorumlara yol açmıştır. Bu konudaki tartışmalara girmeden savaşın en önemli safhası olan Hayber kalesinin kapısının koparılıp açılması üzerinde yoğunlaşmak gereklidir. Zira Hayber’de Hazreti Ali’nin görevi ve vazifesi hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde pek büyüktür. Bu vesile ile İslam tarihinin en önemli cengaverlerinden biri olan Hazreti Ali’den bahsetmek gereklidir. Çeşitli kaynaklarda Hayber’in fethindeki rolü anlatılmakla beraber bu zaferdeki hizmeti çok önemlidi. Hayber muhasara için ordunun başına Ebu Bekir ibni Kuhafe daha sonra Ömer bin Hattab görevlendirilmişti. Şiddetli çatışmalar olmasına rağmen fetih nasip olamıyordu. Bu esnada muhasara onuncu gününe ulaşmıştı. Hz. Peygamber (asm) o gün şu müjdeyi verdi: "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir." Mücahitleri bir merak sardı. Acaba bu büyük şerefe nâil olacak zât kimdi? Her bir mücahit aynı arzu, aynı heyecan, aynı ulvî duygular içinde merakla bekleşirken, sabah namazından sonra Resul”i Ekrem (asm) sancağın getirilmesini emretti. Sancak derhal getirildi. Artık herkes sancağa ve mübârek ağızlarından çıkacak söze pür dikkat kesilmişti. Bu merak ve heyecan dolu manzara karşısında Hz. Resûlullah, (asm) "Ali nerede?" diye sordu. "Yâ Resûlallah, onun gözleri ağrıyor" dediler. Resûl-i Ekrem (asm) buna rağmen, "Olsun! Çağırın gelsin!" buyurdu. Haberi alan Hz. Ali, derhal huzura geldi. Ağrıyan gözleri Peygamber Efendimizin (asm) mübârek duasıyla şifâ buldu. Resûlallah (asm) ayrıca onun için, "Allah`ım! Soğuğun sıkıntısını bundan gider!" diyerek de duâ etti. Hz. Ali der ki: "O günden sonra ne sıcaktan, ne de soğuktan asla rahatsız olmadım" Gerçekten de Hz. Ali yazın en sıcak günlerde kalın aba giydiği halde bundan rahatsızlık duymazdı. Kışın ise en soğuk günlerde en ince elbise giyer ve asla üşümezdi. Hz. Resûlullahın ak sancağı artık Hz. Ali`nin elindeydi. Merak dolu bakışlar, birden imrenmeye dönüşmüştü.
Demek Allah ve Resûlünün sevdiği ve onun da onları sevdiği zât buydu. Sancağını Hz. Ali`ye teslim eden Resûl-i Ekrem (asm) kendisine zırhlı bir gömlek giydirdi ve Zülfikâr`ı da beline kendi eliyle bağladı. Sonra da şu emri verdi: "Allah, fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme" ve "Allah`tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed`in Allah`ın Resûlü olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış. Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve mallarını kurtarmış olurlar. Kalplerindekilerin hesabı ise Yüce Allah`a aittir." Bu arada Hayber Yahudilerinin en cesuru kabul edilen Merhab, kardeşinin de öldürülenler arasında olduğunu duyunca, kaleden çıktı. Üzerinde iki kat zırh gömlek vardı. İki kılıç kuşanmış, başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…kardeşinin de öldürülenler arasında olduğunu duyunca, kaleden çıktı.
Üzerinde iki kat zırh gömlek vardı. İki kılıç kuşanmış, başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı.
Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…kardeşinin de öldürülenler arasında olduğunu duyunca, kaleden çıktı. Üzerinde iki kat zırh gömlek vardı. İki kılıç kuşanmış, başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı.
Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir.
Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti: “Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı.
Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir” Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali; “Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı. Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir.
Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı.
Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı. Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı. Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir. Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı. Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı." Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir: “Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim.
O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler.
Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”. Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır. Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?" Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…
Gazze katliamı nedeniyle İsrail'e ekonomik ambargo konulması gündemde. Elbette çok etkili bir yöntem olan boykot ve ambargo konusuna bir itirazım yok. Fakat Hayber Kalesinin fethi Hazreti Ali gibi bir İslâm kahramanı yok sayılarak gerçeğinden farklı bir üslup ile anlatılmaktadır.
Haberde hurma ağaçları kesilerek Yahudilerin teslim olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğru değildir. Birçok Sahabe ve Müslüman yazar Hayber'in fethini şu şekilde anlatmışlardır.
Hayber Şehri ve Kalesi Miladi 629 yılında fethedilmiştir. Bu büyük zafer sonrasında Mekke, Medine ve Şam ticaret yolunun kontrolü ve güvenliği kesin olarak Müslümanların eline geçmiş Yahudilerin Müslümanlara verdiği zararlar bertaraf edilmiştir.
Medine Yahudileri, Mekkeli Müşriklere daima yardım etmişlerdi. Hatta Hendek kuşatması esnasında Müslümanlara karşı yapmış oldukları anlaşmaya hıyanet etmekten çekinmemişlerdi. Hendek Savaşının Müslümanların zaferi ile sonuçlanmasından sonra birçok Yahudi Hayber’e yerleşmişti. Burada hem ticaret yollarını kontrol ediyor hem de Müslümanlara zarar vermeye devam ediyorlardı. Müslüman tacirlerin malları Hayberliler tarafından birkaç defa yağmalanmıştı.
Hayber, Medine’nin yaklaşık 180 km. kadar kuzeyinden başlayan, etrafı volkanik topraklarla çevrili geniş bir vadiye ve şehre verilen bir isimdir. Yahudi dilinde “hayber” kelimesi “kale” anlamını taşımaktadır. Ayrıca Hayber, içinde bulunduğu vadinin verimliliği ve su bentlerinin çokluğu ile de meşhur bir yerdi.
Merhab isimli cengaver ve meşhur komutanı ve sağlam kalesi yüzünden kendilerine çok güvenen bir Yahudi ordusu vardı. Bu haliyle Hayber şehri ve kalesi, Müslümanlara güvenlik açısından çok ciddi bir tehdit haline gelmişti.
Hayber Savaşı esnasında Peygamber efendimizin (asm) bir mucizesi gerçekleşmişti. Hazreti Ali hasta olmasına rağmen bu mucize ile iyileşmiş ve Hayber’in fethedilmesinde ve Yahudi kahramanlarının öldürülmesinde çok önemli bir vazife almıştı.
Peygamber Efendimizin (asm) bir kısım mucizelerinin yer aldığı Bediüzzaman’ın Mektubat isimli kitabında bu hadise şöyle anlatmaktadır:
“Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Gazve-i Hayber'de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Aliyy-i Haydarî'yi bayraktar tayin ettiği halde, Ali'nin gözleri hastalıktan çok ağrıyordu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm tiryak gibi tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada, şifa bularak hiçbir şey kalmadı. Sabahleyin Hayber Kal'asının pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup, Kal'a-i Hayber'i fethetti. Hem o vakıada, Seleme İbn-i Ekva'ın bacağına kılınç vurulmuş, yarılmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona nefes edip, birden ayağı şifa bulmuş”
Bu mucize birçok kaynakta ifade edilmesine rağmen ne hikmetse Hazreti Ali’nin Peygamber Efendimizin (asm) mucizesi ile iyileşmesi ve Hayber Kalesi’nin fethindeki rolü nedense anlatılmamaktadır. Bilakis fethin gerçekleşmesinde kuşatmanın başarılı olması için başka nedenler ileri sürülmektedir.
Örneğin Hayber’in gelir kaynağı olan hurmalıkların yakılması ve sonucunda Yahudilerin teslim olduğu gibi gerçeklere aykırı açıklamalar ifade edilmektedir. Bu durum ise İslam alimleri arasında çeşitli tartışmalara ve farklı yorumlara yol açmıştır.
Bu konudaki tartışmalara girmeden savaşın en önemli safhası olan Hayber kalesinin kapısının koparılıp açılması üzerinde yoğunlaşmak gereklidir. Zira Hayber’de Hazreti Ali’nin görevi ve vazifesi hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde pek büyüktür.
Bu vesile ile İslam tarihinin en önemli cengaverlerinden biri olan Hazreti Ali’den bahsetmek gereklidir. Çeşitli kaynaklarda Hayber’in fethindeki rolü anlatılmakla beraber bu zaferdeki hizmeti çok önemlidi.
Hayber muhasara için ordunun başına Ebu Bekir ibni Kuhafe daha sonra Ömer bin Hattab görevlendirilmişti. Şiddetli çatışmalar olmasına rağmen fetih nasip olamıyordu. Bu esnada muhasara onuncu gününe ulaşmıştı.
Hz. Peygamber (asm) o gün şu müjdeyi verdi:
"Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki, Allah ve Resûlü onu sever, o da Allah ve Resûlünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçekleştirecektir."
Mücahitleri bir merak sardı. Acaba bu büyük şerefe nâil olacak zât kimdi? Her bir mücahit aynı arzu, aynı heyecan, aynı ulvî duygular içinde merakla bekleşirken, sabah namazından sonra Resul”i Ekrem (asm) sancağın getirilmesini emretti. Sancak derhal getirildi.
Artık herkes sancağa ve mübârek ağızlarından çıkacak söze pür dikkat kesilmişti. Bu merak ve heyecan dolu manzara karşısında Hz. Resûlullah, (asm) "Ali nerede?" diye sordu.
"Yâ Resûlallah, onun gözleri ağrıyor" dediler. Resûl-i Ekrem (asm) buna rağmen, "Olsun! Çağırın gelsin!" buyurdu. Haberi alan Hz. Ali, derhal huzura geldi. Ağrıyan gözleri Peygamber Efendimizin (asm) mübârek duasıyla şifâ buldu.
Resûlallah (asm) ayrıca onun için, "Allah`ım! Soğuğun sıkıntısını bundan gider!" diyerek de duâ etti. Hz. Ali der ki: "O günden sonra ne sıcaktan, ne de soğuktan asla rahatsız olmadım" Gerçekten de Hz. Ali yazın en sıcak günlerde kalın aba giydiği halde bundan rahatsızlık duymazdı. Kışın ise en soğuk günlerde en ince elbise giyer ve asla üşümezdi.
Hz. Resûlullahın ak sancağı artık Hz. Ali`nin elindeydi. Merak dolu bakışlar, birden imrenmeye dönüşmüştü. Demek Allah ve Resûlünün sevdiği ve onun da onları sevdiği zât buydu. Sancağını Hz. Ali`ye teslim eden Resûl-i Ekrem (asm) kendisine zırhlı bir gömlek giydirdi ve Zülfikâr`ı da beline kendi eliyle bağladı. Sonra da şu emri verdi:
"Allah, fetih nasip edinceye kadar çarpış. Sakın arkana dönme" ve "Allah`tan başka ilah ve ibadet edilecek bulunmadığına ve Muhammed`in Allah`ın Resûlü olduğuna şehadette bulununcaya kadar onlarla çarpış. Onlar bunu yaptıkları takdirde, can ve mallarını kurtarmış olurlar. Kalplerindekilerin hesabı ise Yüce Allah`a aittir."
Bu arada Hayber Yahudilerinin en cesuru kabul edilen Merhab, kardeşinin de öldürülenler arasında olduğunu duyunca, kaleden çıktı. Üzerinde iki kat zırh gömlek vardı. İki kılıç kuşanmış, başına da iki sarık sarmıştı. Şöyle demişti:
“Ey Hayber Halkı! Siz beni iyi tanırsınız. Ben harplerin kızıştığı zamanda tepeden tırnağa silahlanıp, cesaret ve kahramanlıkla savaşan Merhab’ım. Ben, kükreyerek üzerime saldıran arslanları bile kah mızrakla, kah kılıçla doğrayıp yere sermişimdir”
Daha sonra kuşatma için gelen Müslümanlara yönelerek: “Şimdi Müslümanlardan meydana bir er istiyorum” demişti. Bu nidayı duyan Hz. Ali;
“Bana anam, arslan adını takmıştır. Ben ormanların heybetli görünüşlü arslanı gibiyimdir. Seni çar çabuk tepeleyebilecek bir kişiyim” diye veciz bir sözle Merhab’ın karşısına çıkmıştı.
Hz. Ali’nin söylediği bu sözler, Merhab’a o gece gördüğü rüyayı hatırlatmıştı. Merhab, rüyasında bir arslanın parçaladığını görmüş ve şimdi endişeye kapılmıştı.
Hz. Ali’yle Merhab karşı karşıya gelip, kılıçlarını çektiler. Allah’ın aslanı Hz. Ali kılıcını Merhab’ın tepesine öyle bir vurdu ki, Merhab’ın kalkanı ve giydiği demirden miğferini kesip başını iki parçaya ayırdı.
Bu esnada Hz. Ali’nin kılıcı Merhab’ın kafasına inerken öyle bir ses çıkarmıştı ki bu durumu Ümmi Seleme “Merhab’ın dişlerine kadar inen Ali’nin kılıcının sesini ben de işittim o gün” demiştir.
Hayber Kalesinin kapısını bir kalkan gibi kullanan ve Yahudi askerlerini paramparça eden Hazreti Ali, zaferin kazanılmasında mühim bir görev yapmıştı.
Manzarayı gören Hz. Resûlullah (asm) mücahitleri müjdeledi: "Sevininiz! Hayber`in fethi artık kolaylaştı."
Hz. Ali, Hayber Kalesi’nin fethedildiği gün Merhab’dan başka Yahudilerin en kahraman ve en ünlü sekiz askerini daha öldürmüştür. Savaştan dönünce Hazreti Ali’ye Efendimiz (asm) şöyle demiştir:
“Ey Ali! Eğer halk, İsa’ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, senin ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa olsun diye hastalara verirlerdi. Seni şehit ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin ey Ali”.
Hz. Ali, Efendimizin bu sözlerinden sonra şükür secdesine kapanmıştır.
Hayber fethedilmiş Resûl-i Ekrem (asm) henüz Hayber`den ayrılmamıştı. Hz.Câfer bin Ebî Talib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp geldiler. Resûlullah (asm) bundan son derece memnun oldu ve bu sevincini şöyle izhar etti: "Bilmem bu iki şeyden hangisi ile sevineyim? Fethi Hayber`e mi, yoksa Câfer`in gelişine mi?"
Hayber’in fethi ile hemen hemen Arabistan`daki bütün Yahudiler İslâm devletine tâbi duruma gelmişti. Müslümanların büyük bir güç halini aldıklarını bir kere daha anlaşıldı. Nitekim Hayber fethinden sonra, civar kabileler teker teker kendi arzularıyla gelip İslâm hâkimiyetini kabul ederek boyun eğdiklerini bildirmişlerdir. Bu bakımdan Hayber`in fethi, İslâm tarihinde önemli bir yer tutmaktadır, vesselam…
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)