Birleşmiş Milletler tarafından 25 Kasım tarihi, "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü" olarak ilan edilmiştir. Aynı zamanda 25 Kasım 1925 tarihi “Şapka Kanununun” kabul edildiği gündür, 28 Kasım’da Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hala geçerli olan hatta giyilmediği takdirde suç unsuru oluşturan şapka kanunu caridir, geçerlidir. Şimdiye kadar hiçbir hükümet; kimsenin uymadığı bu kanunu kaldırmaya cesaret edememiştir.
Demek ki; bu iki konuda yani kadına şiddet ve şapka ile ilgili ezber bozacak bir yazı yazmak gerekiyor. Olur ki insanlar “Yahu girdiğimiz bu yol meğerse çıkmaz sokakmış” diyebilsinler.
İnsanlık tarihi boyunca Batı dünyasının yaptığı zulümler tarihe emsalsiz kaydı ile geçmiştir. Özellikle kadınlar, en ağır işkencelere maruz kalmışlardır. Amerika kıtasında Kızılderililere yapılan asimilasyondan tutun da Batılı sömürgeci ulusların Asya ve Avrupa’da yaptığı fenalıklar insanı utandıracak cinstendir.
Mesela “afyon” yani uyuşturucu, Çin’de yasaklanınca ticari gelirlerinden mahrum olan Batılı ülkeler; yıllar boyu sürecek olan ve adını “Afyon Savaşlarından” alan büyük bir fenalığı fütursuzca işlemekten geri kalmamışlardır. Sonunda taş taş üstünde bırakmayarak yeniden afyonu serbest bıraktırmışlar ve lütfen barışı getirmişlerdir.
Bu konuda örnekler ne yazık ki saymakla, yazmakla bitmez. Numune olması ve günün anlam ve önemine dair olması nedeni ile sadece “kadına şiddet” yönünü ele almaya çalışıp bunlar içerisinden en çok göze batan iki-üç örneğe yer vereceğiz.
Batılı ülkelerden İngiliz ve Fransızların kadınlara yaptığı zulümlerden bir tanesi “Jeanne d'Arc” ile ilgilidir. Bu zavallı kızcağız 6 Ocak 1412 - 30 Mayıs 1431tarihleri arasında yaşamıştır. Yüzyıl Savaşları boyunca İngiltere'ye karşı ülkesi Fransa'yı savaşarak korumaya çalışmıştır. Lorraine'deki cephelerden başlayarak manevi anlamda büyük destek olan bu kadın; Engizisyon tarafından vahşice yakıldıktan sonra nihayet 490 yıl sonra azize olarak ilan edilmiştir.
Fransa'nın kuzey doğusundaki Meuse Irmağı'nın üzerinde bulunan Domrémy köyünde 5 çocuklu bir çiftçi ailesinin ortanca çocuğu olarak doğmuş olan d'Arc, köyün en önde gelen çiftlik sahiplerinden birinin kızıydı. Kral VII. Charles ile görüşmüş ve Poitiers'de din adamlarından oluşan kurulda bir takım sınavlardan geçtikten sonra kral tarafından verilen izinle Fransa Ordusu'nda Orleans Kuşatması'na katılıp İngilizlere karşı savaşmıştır.
Bir dizi zaferli savaştan sonra 23 Mayıs 1431 tarihinde, Compiègne'de İngiliz hizipleri tarafından yakalanmıştır. İngiliz yanlısı Beauvais Piskoposu Pierre Couchon'un başkanlığındaki bir engizisyon mahkemesinde henüz 19 yaşındayken 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yakılmıştır. Suç olarak erkek giysileri giyip savaşması ve gaipten sesler duyması yeterli görülmüş ölümünden 490 yıl sonra öldürme kararını veren aynı kilise tarafından azize ilan edilmiştir.
Saartjie (Sarah) Baartman ise 1789 yılında dünyaya gelen Güney Afrikalı bir zenci kadın idi. İngiliz işgali altındaki Cape Town’da Hollandalı bir çiftçinin kölesi olarak çalışırken, bir İngiliz cerrah onu kandırarak İngiltere’ye götürmüştür. William Dunlop adlı cerrah, Baartman’ın bazı vücut özelliklerinden etkilenmiş ve iğrenç iftiralarla bu kadını incelemeyi sürdürmüştü.
Bu sıralarda Baartman 21 yaşındaydı. İngiliz doktor, onu yapacağı araştırmalar sayesinde zengin olacağı vaadiyle kandırmıştı. Baartman’ın İngiltere’deki âkıbeti ise, çırılçıplak bir kafes içinde vahşî hayvan gibi teşhir edilmek ve “bakıcısına” para kazandırmaktan başka bir şey değildi.
Dört yıl Londra sokaklarında dolaştırıldıktan sonra, Baartman bir Fransıza satılarak Fransa’ya götürüldü. Burada on beş ay boyunca bir hayvan terbiyecisi tarafından son derece ağır ve aşağılayıcı şartlar altında teşhir edildikten sonra, aralarında Napoleon’un doktorunun da bulunduğu bir grup bilim adamı tarafından inceleme altına alındı.
Bu “bilimsel” incelemelerin sonucunda; “Baartman’ın hayvan ile insan arasındaki kayıp halka olduğu” şeklinde karar verildi. İnsanı aşağılamaktan hiç utanmayan Batılılar; Güney Afrikalı bu kadını, hayvanî hayatın en üst, insanî hayatın ise en aşağı mertebesinde bir yaratık olarak nitelendiriyorlardı.
Baartman, Fransa’da da çok fazla yaşamadı. Son yıllarını fuhuş sektöründe hayatını kazanmaya çalışarak geçirmek zorunda bırakıldı ve 1816 yılının başında, zatürree olarak bir hastalık neticesinde öldü.
Baartman, sağlığında olduğu kadar, ölümünden sonra da Aydınlanma’nın önde gelen bilim adamlarının, naturalistlerin ve sanatçılarının ilgi odağı olmaya devam etti. Bütün bu çalışmaların temelinde yatan mantık, “Avrupalıların en üstün ırkı teşkil ettiği” düşüncesi idi.
Ölümünün üzerinden 24 saat geçmeden, bedeni parçalandı, beyni ve mahrem organları mumyalanarak “İnsanlık (!) Müzesi”nde teşhir standına yerleştirildi. Zavallı kadının organları burada 1974 yılına kadar kaldıktan sonra, bir depoya kaldırıldı.
Sağlığında da, ölümünden sonra da Avrupalıların elinde utanç verici bir şekilde teşhir edilmekten kurtulamayan Baartman’ı; Afrikalılar unutmadılar. 1940 yılından itibaren Baartman’ın kemiklerini iade yönündeki istekler dile getirilmeye başladı. Ancak bu isteklerin ciddîye alınması, 1994’te Mandela’nın Güney Afrika Devlet Başkanı seçilmesinden sonra Fransa’ya yaptığı resmî başvuru sayesinde mümkün oldu.
Yıllar süren mücadelelerden sonra, nihayet, 2002 Mart’ında, Fransa “bir kadın olarak aşağılanan ve bir Afrikalı olarak sömürülen Saartjie Baartman’ın itibarını iade etmeye” razı oldu. Aynı Jeanne d'Arc gibi iade-i itibarı sağlanmış doğumundan 200 yıl sonra, Fransa’dan geri alınarak 6 Mayıs 2002 tarihinde anavatanında toprağa verilmişti.
Batılılar kadına şiddette bu kadar ileri gittikten sonra bizim yerli Batılılar geri kalır mı? Aynı bunlar gibi insanlık onuruna aykırı bir şekilde kadınlarımıza dehşetli zulümler yapılmıştır. İşte bunlardan bir tanesi 25 Kasım 1925 Tarihinde kabul edilen Şapka Kanunu vesilesi ile olmuştur.
Şapka Kanunu basit ve geçiştirilebilecek bir şey değildir. Zira bu kanun ile “bu devrimlere uymazsanız sonunuz nice olur” denilerek hemem hemen her ilimizde idam cezaları uygulanmış hatta yetmemiş gibi Erzurum’da şal satan Şöhret Ana’yı dahi idam etmişlerdir. Amaç halka korku salmaktı ve bunu bir zavallı kadına şiddet uygulayarak başardılar.
İslam’ın izzet ve şerefini bin yıldır muhafaza eden bu millet, acımasız bir şekilde ezildi, hakarete uğradı. Ne yazık ki Batılılar gibi iade-i itibarı bir kenara bırakın kadına şiddetin öne çıktığı son dönemde bile üniversitelerde bu konuda doğru dürüst bir çalışma dahi yapılmamıştır.
Şapka devrimi nedeni ile kurulan İstiklal Mahkemelerinde yaşanan olaylar birer ibret vesikasıdır. Boş bir ümit ama umulur ki; gerçek tarihi öğrenmek ve halkımıza anlatmak isteyen akademisyenler, tarihimizin bu karanlık sayfasına ışık tutarlar. Sonunda da 100 yıl sonra bile olsa Erzurumlu Şalcı Şöhret Ana’nın iade-i itibarı sağlanabilir.
Şapka kanununun çıkarılmasında neler yaşandı? 25 Kasım yıldönümü olduğu için tekrar ifade etmeye çalışalım. Aksi takdirde günün anlam ve öneminden yeterince bahsetmiş olamayız…
Öncelikle çıkan olayların bir isyan olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü amaç; o dönemde Hitler, Mussolini ve Franko gibi yöneticilerin yaptığı gibi çeşitli bahaneler üreterek halk üzerinde baskı kurmak idi.
Sadece Erzurum’da yaşanacak olayları incelediğimizde; İzmir’den gelmiş zalim bir valinin önemli bir rol üstlendiği anlaşılacaktır. Sabetay Yahudisi bir aileden geldiği söylenen Vali Zühtü Bey; halka gözdağı vermek için bahane aramaktadır. Erzurum'daki “kış günü nereden şapka bulup da giyeceğiz” şeklindeki protestolara karşı sıkıyönetim ilan edilmesinden yararlanarak tam bir terör estirmiştir.
Şehrin Komutanı Tatar Hasan Paşa ve Vali, kafa kafaya verip bu işi kısa yoldan bastırmak için bazı idamlar gerçekleştirmek isterler. Sıkıyönetim ile birlikte akşam namazından gün ağarıncaya kadar sokağa çıkma yasağı getirilir. Erzurum Camileri haftalarca sabah ve yatsı namazlarında kapalı kalır. Düzinelerce insan evlerinden toplanır. Yakınlarını görmek isteyenler, okkalı bir dayak yedikten sonra gönderilirler.
İlk çırpıda Cin Oğlu Hacı mahkum edilir. Lakin İttihat ve Terakki'nin vurucu güçlerinden olup silahşör olduğu için idamdan yırtmıştı. Ağır mahkûmiyet alıp Sinop'a sürüldü.
Şehrin en itibarlı şahsiyetlerinden Ahmediyeli Akif Kullebi ile Papilacı Mahmut ise idam edilmişti. Ayrıca Divan-ı Harbi Örfi tarafından 21 kişinin idamı meydanlarda infaz edildi. Sekiz kişi ise elleri kelepçeli olarak, Ankara İstiklal Mahkemesi'ne sevk edildiler. Müftü Solakzade ise bu olaylardan nasılsa kurtulmuştur.
İdam edilenler şehrin meydanlarında akşama kadar sergilenirler. Teşhir edilen mazlumlara öldükten sonra dahi saygı gösterilmez. Tek atlı çöp arabaları bunları alarak dini merasim dahi yapılmadan toplu mezarlara gömerler. Ve bu idamların içerisinde bir tanesi de işte talihsiz Şöhret Ana’nın hikâyesidir.
Evet, tarihimizde siyasi nedenle ilk kez bir kadın idam edilmiştir. Şalcı Bacı, çuvala konulup o şekilde idam edilmiştir. Suçu nedir? Sıkıyönetime göre kanuna muhalefettir ama ya aslı nedir işin?
Ana yüreğinin verdiği hassasiyet ile “acaba çocuklarım kayboldu mu”, “hapse mi atıldı?” gibi düşüncelerden kaynaklanan serzenişlerdir. Tarihte emsaline az rastlanan bir durumdur bu idamlar.
Şalcı Şöhret Kadın, Kasap Aziz'in anasıdır. Bir kadının siyaseten idam edilmesi herhalde adalet tarihinde ilk defa Erzurum'da vuku bulmuştur! O tarihlerde devletin güdümlü İstanbul gazetelerinden Hakimiyet-i Milliye, Akşam, Tanin ve Cumhuriyet gazetelerinin hiçbiri bu olayı yazmadılar. Hala da bu insanlık dışı cinayeti millete duyurmamakta hala ısrar eden benzer anlayıştaki basınımıza yazıklar olsun…
Savaş senelerinde bu milletin başına gelen felaketler ve sıkıntılar; çocukları erken yaşta delikanlı etmiş kadınlara erkek gibi oturup kalkmayı öğretmiştir. Bir baba gibi çoluk çocuklarına sahiplik etmeye mecbur olan bu kadınlarımızdan Şalcı Şöhret Kadın da yetim balalarına bakmak için el işi şal örüp pazarda açtığı sergide satardı. Vilayete doğru yürüyüş yapıldığı olay günü gelip haber vermişler ki: "Şöhret Kadın, senin oğlanlar hükümeti taşa tutuyor, git onlara sahip çık!"
Şöhret Kadın bohçasını kapıp dışarı fırlamış. Hükümet konağının önüne geldiğinde bakıyor ki, asker bir sıra, zabitler bir sıra, millet bir sıra birbirlerine sert sert bakıyorlar. Şöhret Kadın yetimlerini kalabalığın arasında göremeyince, jandarmaların onları alıp götürdüklerini sanmış ve köpürmüş. Bağırarak bohçasındaki takunyaları çıkarmış zabitlere fırlatmış.
"Ula soykanızda kala! Diyerek, nerde benim balalarım?" şeklide memurların şapkalarına sövmüş. İşte Şalcı Şöhret Kadın'ın suçu bu kadar. Yetimlerini koruma içgüdüsü, ana yüreği, din gayreti ve bunun sonucunda ettiği birkaç söz. Fakat işte böyle bir söz sonucunda bir insanı hatta bir kadını idam edecek kadar gözü dönmüş yöneticiler var ve bunlardan hesap sormayı 94 yıl geçtiği halde cesaret edemeyen bir basınımız ve medyamız var.
Ne olduğunu anlamadan Şöhret Ana’yı hemen tutukladılar. Mahkemede idam kararı açıklandı. Bu arada bir sözü olup olmadığı sorulur: O da: “Lan kavat, kadın kısmının idam edildiği nerede görülmüştür” diyerek tarihi bir ders verir. Belki sonunda ölmüştür lakin izzeti ve onurunu bu şekilde korumayı da bilmiştir.
Her ne ise… Yirmi iki erkekle birlikte onu da idam sehpasında asarak idam ettiler. Yalnız Şalcı Şöhret Ana, kadın olduğu ve idamın çok iğrenç bir infaz şekli olmasından dolayı beyaz un çuvalı ile astılar. Yıllar sonra yakında ölen Çetin Altan, bu acı olayı da sütununa taşımaya cesaret etmiştir. Şöyle diyor: "Ben Tatar Hasan Paşa'nın torunuyum. Dedem Erzurum'da şapka yüzünden bir kadını, Şalcı, Şöhret Kadın'ı idam etmiştir maalesef. Orada on beş kişi şapkaya karşıyız diye yürüyor. O kadın da idam edilirken -ula uşaklarım, ben zaten hatun kişiyim, neden şapka giyeyim?- diye bağırıyor. Bu üzücü bir şey!"
Savcı Eğinli İbrahim Ethem tutuklanan ve idam edilmesi beklenen çok sayıda masumu çeşitli hukuki gerekçelerle kurtardığı söylenir yoksa mesele yirmi bir kişiyle kalmayacaktı. Çetin Altan'ın dedesi Merkez Jandarma Komutanı Tatar Hasan Paşa ise Erzurum'da şapka inkılabının Vali Zühtü’den sonraki baş kahramanıdır. 21 can asıldıktan, üç faili meçhul ve yedi kişi Sinop'a sürgün gönderildikten sonra Tatar Hasan Paşa kaybolup gitmiştir. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Berlin'de unutulduğu ve öldüğü söylenir.
Toplu mezarlar 13 sene sonra açılarak naaşları sahiplerine iade edilir. Şalcı Bacının kasap oğlu ne yazık ki korkudan anasının naaşını almaya gelemez. Nihayetinde toplu mezarlardan çıkarılan idamlıklar aradan 13 yıl geçtikten sonra dini merasimleri yapılarak Tuzcu köyündeki mezarlığa defnedilirler.
İşte Şalcı Bacının ibretli ve ibretli olduğu kadar da düşündürücü öyküsü böyledir. Çeşitli kadın dernekleri “kadına şiddet” başlığı ile onca gürültü koparmıştır lakin bir tanesi bile bu acı olaya el atıp hiç olmaz ise Şöhret Ana’nın iade-i itibarı için çalışmamıştır. Bu nedenle kadın örgütlerinin tamamını samimi bulmuyorum. Bunlar Batı dünyasının destekleri ile soytarılık yapan örgütlerdir.
Yazımız uzadığı için Cumhuriyetimizin ilk ve ikinci “first lady’si” olan Fikriye ve Latife Hanım’dan bahsetmiyorum. Bu iki zavallı kadının yaşadıkları çok ibretli ve acıklı olaylardır. Hatta Fikriye Hanım’ın intihar süsü verilmiş bir cinayete kurban gittiği bile söylenmektedir.
Evet, devlet nasıl Dersimlilerden özür dilemiş ise bu kadınlardan özür dilemeli hiç olmaz ise iade-i itabarlarını vermelidir. Fransızlar aradan yüzyıllar geçtikten sonra bile olsa bunu yapmışlardır. Gemi ile gittiğim Rouen’de Jeanne d'Arc’a ait bir anıtı görmüştüm. Meydana dikmişler.
Biliyorum; Hükümetimizden Şöhret Ana için itibarını istemek çok büyük bir iş olup çok zordur. Lakin kadın derneklerinden hiç olmaz ise bir iki makale yazıp izzet ve onuru ile ölen bu kadınlarımızdan bir iki kelimeyle dahi olsa bahsetmelerini istemek, çok fazla bir beklenti midir? Vesselam…
...
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Hamdi TEMEL
Susuzluğun Ayak Sesleri: Hepimizin Sınavı
Erol AYDIN
Köyden Kente Sosyolojik Dönüşüm
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Songül KARAMAN
Bir Yağmur
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)