ABD'nin nasıl kalleş bir ülke olduğunu "Bahriyede 15 Yıl isimli" kitabımla ve Mustafa Gökmen isimli bir gazetecinin benimle yaptığı haberle ispatlamıştım. Şimdi yine tekrarlamak gerekti. bakın yıllar önce nasıl iğrenç olaylar olmuş ve devlet yöneticileri sessiz kalmıştı.
1990’ların başında Baba Bush yönetimindeki ABD, Saddam yönetimindeki Irak’ın Kuveyt’e girmesini bahane ederek Irak’a savaş açmıştı. Irak’ın Basra Körfezi’ndeki ve ülkenin güneyindeki gücü kırılmış, zengin petrol yataklarının bulunduğu Irak’ın Kuzeyi için de Amerika planlar yapmıştı.
Bu plan çerçevesinde Irak topraklarının kuzeyini kendi denetimine almayı başarmıştı. 36 paralelin kuzeyini denetlemek üzere Çekiç Güç adında bir askerî mekanizma kurdu. Bu mekanizmayı da Türkiye üzerinden yürüttü. Kuzey Irak’ı Türkiye’den denetledi.
Dönemin Cumhurbaşkanı Özal, misak-ı milli sınırları içindeki Musul ve kerkük'ü kurtarmak için savaşa katılmak istiyordu. Fakat Genelkurmay Başkanı'nın istifası ve faşist generallerin diretmesi ile bu fırsatı kaçırmış olduk. Asker 50 yıl beslenir; sadece bir gün için. İşte o gün savaşa girmek gerekmiş fakat maneviyattan yoksun darbeci paşalar yüzünden ayağımıza kadar gelen fırsatı yine kaçırmıştık.
İşte tam bu sırada bir NATO tatbikatı sırasında 2 Ekim 1992’de Türk Deniz Kuvvetlerine ait TCG Muavenet muhribi, ABD’nin Saratoga gemisinden atılan iki Sea Sparrow güdümlü mermileriyle vuruldu. Gemi komutanı Dz. Kur. Yb. Kudret Güngör, ile beş denizcimiz şehid oldu. Çok sayıda da askerimiz yaralandı. Bunun arkasından dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in uçağı şüpheli bir şekilde düştü ve Bitlis şehid oldu.
17 sene önce gerçekleşen bu acı olaylar Türk-Amerikan ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu olayın ardından ABD'den korkan siyasetçi ve askerler yüzünden Türkiye, Amerikan politikalarına boyun eğmeye mecbur olmuştu. Ardından gelen Demokrat Başkan Clinton dönemi kısmen sorunsuz devam etse de 8 yılın ardından bu sefer Oğul Bush Amerika’ya başkan oldu. Onun 8 yıllık dönemi hem Türkiye, hem de dünya açısından kâbus gibi geçti. Amerika yeni bir iktidar değişikliği yaşadı. Bu sefer Amerika tarihinde ilk defa bir siyah ve demokrat başkan iş başına geldi. Fakat tam bir hayal kırıklığı yaşandı. Sonrasında işbaşı yapan Trupm ise dünya için felaketin habercisiydi aslında.
NATO tatbikatında Muavenet isimli muhribimizin, ABD’nin Saratoga gemisinden atılan iki güdümlü mermi ile vurulmasını "Bahriye’de 15 Yıl" kitabımda kaza olmadığını söylemiş olsamda kimse üzerinde durmamıştı. Buna karşı çok açık deliller mevcuttu halbuki...
Bu olay bir kaza değildi ve kaza olmadığının anlaşılabilmesi için o dönemde yaşanan siyasî olaylara dikkatle göz gezdirmek lâzımdır. Gerçekten o dönemde ABD’nin Türkiye üzerinde bir baskı kurmaya çalıştığını görüyoruz. Nasıl ki şimdi Sureye'de benzer bir girişim var aynen o zamanda da Kuzey Irak’ta Amerika tarafından bir Kürt devleti oluşturulmaya çalışılıyordu. Bu konuda Kuzey Irak’tan birçok insan Amerika’ya götürüldü, eğitildi. Daha sonra da İkinci Körfez harekâtından sonra da buraya getirilip yerleştirildi. Şu anda da orada yarı bağımsız bir bölge ve devlet meydana geldi. Yakın zamanda bağımsızlık için kimsenin tanımadığı referandumu da yaptılar.
Çekiç Güç orada böyle bir devletin oluşması için ihtiyaç duyulan askerî güç idi. Ve Türkiye ile Çekiç Güç arasında yaşanan sorunlar, genelde hükümetin baskısıyla hep ertelendi. Ve sonuçta Muavenet benzeri bir olaydan korkulduğu için hükümet etkisiz kaldı. Bu olaylar, belli bir süreç sonrasında da aynen planlandığı gibi gerçekleşti. Hükümetler bilerek veya bilmeyerek, tedbir almadığı ve gereken karşılığı vermediği için iş daha detaylı ve kötü bir noktaya kadar geldi.
Irak’ın kuzeyinde Süleymaniye’deki Türk askerî birliğinde askerlerin başına çuval geçirme hadisesi de sonra yaşanmıştı. Amerikalılar bir nev’î baskın yaparak oradaki askerlerimizi tutukladılar başlarına çuval geçirdiler. Aslında bu olayın, yani geminin vurulması olayına Amerikalıların Türk denizcilerinin başına çuval geçirme olayı desek mübalâğa olmaz.
Peki niçin bu olay bir kaza değil?
Çünkü bir gözdağıdır. Kitapta dile getirmeye çalıştığım konu buydu. Amerika, Türkiye’ye "Sen kim oluyorsun. Sen benim verdiğim silâhlarla ordunu donatıyorsun. Dolayısıyla bana karşı söz söyleme, karşı çıkma hakkın yok” diyerek gözdağı vermişti.
Türkiye ile Çekiç Güç arasında yaşanan sorunlar neydi ve Çekiç Gücün Kuzey Irak’daki misyonu nasıldı sorusuna da yeri gelmişken cevap verelim.
Verilen gözdağı istenen etkiyi göstermiştir. İşin acı tarafı Türkiye tamamen Amerika’ya boyun eğdi. Üzülerek söyleyebilirim ki, Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Demirel, onursuzca davranmıştır. Türk askerî yetkilileri ise gerekli tepkiyi vermekte pasif kalmış, ülkemizi temsil etme sorumluluğu taşıyan insanlar beceriksizce hareket etmiştir. Bu olay sonrasında hiçbir devlet yetkilisi siyasetçiler, bürokratlar karşı çıkmadı. İşin kötü tarafı muhalefetten de etkili bir söz söylenmedi. Devlet olarak, millet olarak, iktidarda kim olursa olsun gösterilmesi gerekli olan tepki gösterilmedi. Ve bunun üzerine gözdağı verme olayı aşama kaydederek çuval geçirme olayına dönüştü ve bugünlere geldik.
Muavenet adlı gemimizin vurulmasının ardından Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in uçağının düşürülmesi ve faali meçhul cinayetler dönemi başladı. Bunların hepsi ABD'nin kalleşçe oyunlarıdır. Eşref Bitlis Paşa’nın öldürülmesi olayında da kaza olmayacak şekilde büyük iddialar vardır. Orada şehid olan bir orgeneraldir. Fakat farklı bir paşadır o. Yoksa şehit edilmezdi.
Eşref Bitlis Paşa şehid edildiğinde medya niçin suskun kaldı? Bunu anlamak mümkün değil. Ben anlayamıyorum. Bazı olayların üzerini örtmek için komplo teorisi tarzında yaklaşımlar sergileniyor. Burada bahsettiğimiz konular, kesinlikle komplo teorisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, Türk dış politika ve askerî politika sahasındaki acı verici, unutulmaz olaylardır. Sonuçta komplo terorisi değil, ortada şehit olan askerler vardır. Birisi Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve biri Muhrip komutanı ki—bu askerin amiral olma şansı—çok yüksekti. Muhrip komutanları geleceği parlak subaylardan seçilir. Maalesef bu insanlar Amerika’nın politikası sonucu şehid edilmiş insanlardır. Ne yazık ki, medyada silâhlı kuvvetlerde bu acı cinayetler, komplo teorisi demiyorum, “cinayetler” ört bas edilmiştir. Bütün bunlar üstü örtülmüş cinayetlerdir. Aynı darbeci faşistlerin tertiplemiş olduğu bazı cinayetler gibi....
İşin kötüsü sonuçta Amerika istediği hedeflere ulaşmış kaza sonucu bize maalesef sitimli gemileri dayatmıştır. Kitabımda bu bilgilere de yer veriyorum. 9 tane almak istemediğimiz "Knox" sınıfı gemiyi aldık. Ki bunların teknolojisi eskiydi. Sitimliydi en azından. Biz dizel tahrikli "Perry" Klas gemilerden almak istiyorduk. Bir yerde bu olayın sebeplerinden bir tanesi de bu gemileri almak istemeyişimizdir.
Amerika’ya gemi alımıyla ilgili olarak giden Türk heyeti döner dönmez gemimiz vuruldu. Yani "Sen kim oluyorsun. Sen benim verdiğimi ancak alabilirsin. Senin söz hakkın yok” anlamına gelen bir baskı, bir gözdağı olayıdır. Muavenet ve Eşref Bitlis cinayetleri aynı kalleşler tarafından yapılmıştır. Bu konunun üzerindeki örtünün çekilmesi büyük hayırlara vesile olacaktır. Çünkü üstünü örte örte cinayetler dağları aşmıştır.
Kısaca Türkiye’ye Çekiç Güce karşı başlattığı bu direnişi durdurması için bir mesaj verilmiş ve zorla kabul ettirilmiştir. İsterseniz kitabımda yer verdiğim hususları burada da dile getireyim.
Bir kere kaza nasıl olabilir? Atış yapılacaktır. Gerekli talimnameler çıkarılır. Ki ben denizciyim. Şu anda da bu işi yapıyorum. Atış yapılmadan önce denizcilere ilanlar yayınlanır. Buna göre atış yapılacak bu bölgeye ticaret gemilerinin girmemesi için tedbirler alınır. Bu durum aylar öncesinden belirlenir. Koordinatları belirlenen bölgeye gemilerin girişleri çıkışları yasaklanır. Bu birçok seyirle ilgili yayınlarda dile getirilir. Haritalarda dahi pilotlanır (işaretlenir) belirtilirdi. Bir kere böyle bir planlı atış yok. Atış olsa,”atışta mermi hedefinden şaştı, hata oluştu, kaza ile mermi dost gemiyi vurdu” denilebilir. Böyle bir atış söz konusu değil. Bu birincisi. İkincisi ise iki tane mermi atılıyor. Birincisine kaza oldu diyelim. Yahu bunlar iki tane. "Ah" kolum çarptı gibi bir söz konusu olup kaza da olamaz. Çünkü teknik olarak böyle bir şey mümkün değil.
Bir güdümlü merminin atışının yapılabilmesi için öyle yanlış bir düğmeye basmakla atış gerçekleşmez. Muavenet’e isabet eden Sea Sparrow mermilerinin özelliği şöyledir. Silâh elektronik subayı olarak o yıllarda çalıştığım için bazı aydınlatıcı bilgiler verebilirim. Bu konuda Türk ve Amerikalı uzmanlardan birçok kurs gördüm. Sea Sparrow konusunda da bilgisi olan az sayıda olan kişilerden birisi sayılabilirim. Çünkü mesleğim icabı bu konu ile ilgili teknik bilgilere sahibim.
Sea Sparrow mermisi ile birlikte birçok güdümlü merminin çalışma usûlleri biraz farklıdır. Sea Sparrow güdümlü mermisi “yarı aktif homing” adı verilen bir çalışma prensibiyle çalışıyor. "Yarı aktif homing" olduğu için yönlendirilmeye muhtaçtır. "Attım gitti" diye iş bitmiyor. Yani kaza olduktan sonra mermiye müdahale etme imkânınız vardır. Aktif homing mermiler ve pasif homing mermilerden ayıran en önemli özellik budur. Sea Sparrow mermisi de böyle bir özelliğe sahiptir.
Aktif homing özelliğine sahip mermiler “At, unut” prensibine göre çalışır. Bu mermileri atarsınız. Verdiğiniz koordinatlara mermiyi sevk edersiniz. Ondan sonra mermi kendi küçük bilgisayarıyla hedefini bulur ve imha eder. Artık ona müdahale etme şansınız yoktur. Keza pasif homing mermiler de ki çoğu ısıya hassas mermiler. Mermi atıldıktan sonra artık kendini ısıya doğru yönlendirir. O gider hedefini kendisi vurur. Müdahale şansınız yoktur.
Fakat yarı aktif homing mermiler ki—Sea Sparrow güdümlü mermisi—yarı aktif homingdir. Mermiyi sevk etmek zorundasınız. Nasıl sevk ediliyor? Bir atış kontrol radarı hedefi aydınlatır. Bu aydınlatma dediğim hedefi traklar, hedefle temas kurar. Hedeften yansıyan ekolar, mermiye gelir. Ve mermi o ekolara doğru kendini yönlendirir. Yani burada bir kontrol mekanizması mevcuttur. Nitekim yanlışlıkla atış gerçekleşmiş olsa bile, hedefe varmadan mermiyi geri çevirme imkânı var. Fakat Muavenet olayında böyle bir işlem yapılmamıştır. Kasıt unsuru vardır. Nitekim Bahriye’de 15 yıl kitabında bu konuyu elden geldiğince açıklamaya çalıştım. Bu işin kaza olmadığı çok açık. Bir gözdağı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Nitekim ikinci bir husus daha söyleyeyim. Tek mermi değil, iki mermi atılıyor. Eğer kaza olsaydı tek mermi atılmış olurdu. Fakat bu Sea Sparrow güdümlü mermisi uçaklara karşı da kullanıldığı için, harp başlığı küçük. Tahrip gücü düşük. Yani patlayıcısı düşük. Dolayısıyla iki tane atılmış ki, ciddî bir hasar verme amacı güdülüyor.
Peki, Amerikan hükümeti o olaya sebep olan askerlere ne yaptı? Bir ceza verdi mi? Zurnanın "zırt" dediği nokta budur. Olayda yaralanan ve tazminat için mahkemeye başvuran subaylardan bir tanesinin verdiği bilgiye göre mahkemeden, Amerikalı subayların kariyerlerini meslekî yönden etkilemeyen bir sonuç çıktı ortaya... Benim bu konuda çok bilgim olmamakla birlikte, ceza almadıklarını biliyorum. Nitekim olayın perde arkasına bakıldığı takdirde bir sindirme hareketi olduğu açıktır.
“Verilen ani bir emir ile Muavenet Muhribi ile Kılıç Ali Paşa Muhribinin yerleri değiştirilerek Muavenet, Saratoga’ya hedef seçildi” iddiası var ki, bunlar gerçekçi değildir. Zira tatbikatta yer değiştirmeler mümkündür. Ben yıllarca Deniz Kuvvetlerinde muhriplerde görev yaptım. Buna benzer olaylara rastladım. Tatbikatı yöneten komutan bu şekilde talimat verebilir.
NATO aradan geçen yıllar sonucunda kabuk değiştirdi. Komünist blok olan Varşova Paktına karşı geliştirildiği halde, şimdi yeni yapılanması, maalesef İslâma ve Müslüman ülkelere karşı bir blok şekline dönüştü. Bu maalesef acıdır. Türkiye, bu ittifak içinde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olmasına ve NATO içerisinde bulunmasına rağmen Müslüman ülkeleri temsil kabiliyetini yeterince gösteremedi. Bu NATO nezdindeki askerî ve sivil bürokratlarımızın beceriksizliği ve aymazlığıdır, vesselam...
Vehbi KARA
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Eyüphan KAYA
Cuma Hutbemizin konusu; Veda Hutbesi
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Halil MERT
Şehirler medeniyetin merkezi mi, suç kaynağı ve alanı mı?
Fatih ORUÇ
II. Körfez savaşı veya ABD-IRAK savaşı
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Fatma Saçak Akbulut
Sevmek
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
İsa ÇOLAKER
Şiirin Gürültülü Sessizliği
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)