İstanbul İslam’a 500 sene başkentlik yapmış mübarek bir şehirdir. Fakat bu isme leke sürmek için Ankara’da hazırlanmış aileyi ortadan kaldırmaya yönelik kararlara “İstanbul Sözleşmesi” adını vermişlerdir.
Yahudi girişimcilerin başlattığı ve sadece Müslüman ülkelerde değil tüm dünyada aile kurumunun çökertilmesini amaçlayan bu projeyi imzaladığımız yetmiyormuş gibi bir de buna uygun kanunlar çıkarılmıştır. İşte son yıllarda kamuoyu önünde meydana gelen dehşetli cinayetlerin en önemli sebebi bu sözleşme ve kanunlarla başlayan ailenin yok edilme çabasıdır.
Hâlbuki Anayasamız ailenin korunması için devlete önemli görevler yüklemiştir. Anayasanın 41. Maddesi “Aile, Türk toplumunun temelidir” diye başlar ve Ek fıkra: 7/5/2010-5982/4 md. İle “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” demektedir. Fakat, Hükümet aileyi ve çocuklarımızı korumak bir yana tamamen çökertmek üzere tuzağa düşürülmüştür. Anayasayı bir kenara bırakın dini inançlarımız başta olmak üzere bu konudaki bütün milli değerlerimiz sinsi bir biçimde ayaklar altına alınmış eşcinsellik meşru hale getirilmeye çalışılmıştır.
İşte bu yazı özellikle Hükümeti ikaz etmek ve yapılan yanlışları dile getirmek için kaleme alınmıştır. Uzun olmasının ve bazı ayrıntıları dile getirilmesinin sebebi; hala yapılan yanlışlıkların farkına varamayan insanları uyarmak içindir. Öyle ki; sözleşmeyi defalarca okuduğunu ve tek bir hata göremediğini söyleyen bazı insanları ancak bu şekilde ikna etmek mümkündür. Ayrıca konu üzerinde çalışma yapmak isteyenlere bir mehaz olması açısından konu derinlemesine ele alınmıştır. İsteyen okur isteyen okumaz. Kimsenin minnetini çekmem…
Günümüzde ekonomi ve siyaset birinci planda konuşulmaktadır. Fakat bunlardan önce gelmesi gereken çok daha önemli konu; sosyal ve kültürel alanlardaki yozlaşma ve yanlış uygulamalardır. Asıl bu konuda acil önlemler alınması gereklidir. Diğer meseleler zaman içinde çözüme kavuşturulabilir. Lakin aile temelleri yıkılan bir devleti yeniden inşa etmek hiç kolay değildir.
Toplumun çekirdeği olan aile konusunda yaşadığımız yozlaşmalar hiçbir dönemde bu kadar ileri seviyelere varmamıştı. Kadınları hiç gereği yok iken çalışma hayatına zorla sokmaya çalışmak çok büyük yıkımlara yol açmıştır. Aileyi yok eden kanunlar çıkarılması ve İstanbul Sözleşmesi gibi Müslüman bir devlette skandal olacak icraatlar fütursuzca icra edilmektedir. Dimyata bulgura giderken evdeki bulgurdan olmamızın en önemli sebepleri arasında işte bu yanlış icraat ve kural tanımayan umursamaz zihniyet yatmaktadır.
Kendileri feminist olup kadınları dinimizin de yasakladığı bir şekilde kocalarına karşı isyana teşvik eden bakan ve bürokratların yaptığı icraatlar, sayılamayacak kadar çoktur. Bunların birçoğunu yazılarımda ele alıp dile getirmiştim. Önemli olması açısından yaşadığım bir örneği dahi yazayım:
Bir veli toplantısında sınıf öğretmeni şöyle demişti. “ Kız çocuklarımızı okula gönderelim iş güç sahibi olsun ezilmesin, kocalarına karşı çıkmasını öğrensinler” Bu söz üzerine hoca hanıma dedim ki; “Biz çocuklarımızı okula gönderiyoruz ki büyüyüp evlendikleri zaman kocası ile nasıl iyi geçinir mutlu olur, öğretiliyordur diye. Fakat siz eşler arasında sevgi ve saygıyı değil üstünlük kurma yöntemlerini anlatıyorsunuz”.
Hoca hanım çok insaflıydı. Bütün kadın veliler bana pis pis bakıp söylendiği halde haklı olduğumu söyleyerek savunmaya çalıştı. Hatta ailesinden almış olduğu eğitimin ne derece güzel olduğunu örneklerle ifade etti.
Evet, şu gerçeği artık görmek zorundayız. Toplumu yozlaştırmak için cinsiyetsiz bir nesil meydana getirmek ve güzel ahlaktan uzaklaştırmak için başta Siyonist kurum ve kuruluşları olmak üzere gecesini gündüzüne katarak çalışmalar yapıyorlar. Dine düşman ve feminist örgütlerde kendilerine en büyük katkıyı sağlamaktadır. Özellikle CHP’li ve HDP’li kadınlar bu konuda başı çekmektedirler.
Kimse doğru dürüst farkında değil. Örneğin bir Güney Koreli müzik grubu üzerinden bütün dünyada "Cinsiyetsiz toplum" projesi yürütülüyor. Türkiye’de de bu maksatla bazı medya organları, Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve Emniyet teşkilatında uzun yıllardan beri sürdürülen çeşitli projeler vardır. İşte sakal ve bıyık yasağı koyarak milletimizi cinsiyetsiz hale getirmeye çalışan bu namus kavramından yoksun insanlar üzerinde biraz durmak istiyorum.
Kadın görünümlü erkek üyeleri aracılığıyla “toplumsal cinsiyet eşitsizliği” denilerek dehşetli bir sözleşme imzalanmıştı. Avrupa Konseyinin oluşturduğu uzmanlar grubu “Kadına Yönelik Şiddet ve Hane İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele” adı altında bir geçici komiteyi yani CAHVIO’yu kurarak; Şeytanı dahi utandıran ahlaksızlık projesini yürürlüğe soktular.
Önceden İstanbul Sözleşmesini biz görünüşte “kadına yönelik şiddeti” önleme konusu diye düşünüyorduk. Fakat kısa zamanda anlaşıldı ki bunların amacı başkadır. Maalesef hükümetimiz bu çirkin projeye alet olmuş hatta bazı kamu kurumları aracılığı ile destek olmuştur.
Fakat zararın neresinden dönülse kardır. Derhal bu ahlaksız gidişe bir son verilmelidir. Bu konuda yapılacak işlerin başında da bu aileyi yok etmeye çalışan sözleşmeden çekilmek gerekiyor. Çünkü eşcinsellik başta olmak üzere cinsi sapıklıkları önleyecek en önemli işlerden bir tanesi erkeklerin erkek gibi ve kadınların da kadın gibi görünmesi gelmektedir.
Bu konuda Kuran’da Lut kavminin başına gelenler zikredildiği gibi hadislerde eşcinsellik konusu üzerinde önemle durmamızı gerektirmektedir. Hadislerde “Resûlullah (asm), kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti." (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh 22) ve " Resûlullah (asm), kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti." (Ebû Dâvûd, Libas 28; bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 2/325) buyrulmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Lemaat isimli eserinde “Erkekler heva ve hevesle kadınlaştıkça kadınlar da hayasızlıkla erkekleştiler” diyerek bu sapkınlığa dikkat çekmiştir.
Kötü ahlak özellikle Avrupa’da giderek yaygınlaşmış ve nihayetinde ülkemizde zorla uygulama alanına sokulmuştur. İçkili sefih eğlenceler, balo adı altında yaygınlaştırılarak Türk kadınının iffeti ve namusu ayaklar altına alınmıştır. Bunu yeterli görmeyen başta Siyonistler, erkeklere de aynı şekilde saldırmış sakal ve bıyık yasağı koyarak özellikle kamu görevlilerinin muhannes gibi yani kadınlaşmış erkekler gibi görünmesini sağlamaya çalışmışlardır.
Evet, erkek kadın gibi süslense muhannesliktir, yakışmaz. Mert ve onurlu erkekler cilveli kadın gibi davranmamalıdır. Dinimizin bize kazandırdığı onur ve izzet, Türk tarihinin gösterdiği kahramanlık ve şecaat bu çirkin görüntüye müsaade etmez. Devlet yöneticileri şimdiye kadar tedbir almadı ise hiç olmaz ise bundan sonra dikkatli olmalıdır. Özellikle Milli Eğitim ve Aile Bakanlıklarının bu dehşetli ahlak düşmanlarına uyanık olması anayasal bir görevdir. Çünkü ailenin korunması için anayasamızda açık hükümler bulunmaktadır.
Yapılan çalışmalar açıkça gençlerin unisex kişiliğe ve 3.cinsiyet adı verilen apaçık bir sapıklığa yönlendirmektedir. Lut kavminin başına gelen dehşetli eşcinsel sapıklık bugün hem Türkiye’de hem de bütün dünyada özellikle medya araçları ile sürdürülmeye çalışılmaktadır.
Küresel ahlaksızlık odakları, cinsiyetsizliği yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Bu duruma seyirci kalan hükümetimiz müzik, sinema ve moda yoluyla yaygınlaştırmaya çalışılan nötr cinsiyet, unisex kişilik veya 3.cinsiyet faaliyetlerine karşı önlem almamaktadır. Bilakis seküler yaşamadı altında sapıklık devlet eliyle zorla dayatılmaktadır.
Ne üzücüdür ki İstanbul Sözleşmesi’nin maddelerinden bir çoğu: LGBT adı verilen sapık güruha karşı bunları koruma amaçlı maddelerdir. Sözleşmenin “Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Karşıtlığı” başlıklı 4. Maddesi’ne göre “Bu sözleşme hükümlerinin taraflarca uygulanışında, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği başka statüler temelinde hiçbir ayrımcılık yapılmayacaktır.” Denmektedir.
Ayrıca sözleşme, hane içi şiddetin tanımını yaparken “eş” kavramı ile birlikte “partner” kavramını da ele alarak LGBTİ+ (lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel ve interseks) bireylerin içerisinde olabileceği Medeni Kanunda tanınmayan ilişkileri de kapsamaktadır. Bu utanç verici sözleşmeye imza atmak affedilmesi güç bir hatadır.
“İstanbul Sözleşmesi” adı maalesef 2011 yılının ilk yarısında Avrupa Konseyi’nin dönem başkanı olan Türkiye hükümetinin yoğun çabaları ile 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmıştır. Sözleşmenin hem ilk imzacısı, hem de parlamentosunda onaylayarak sözleşmeye taraf olan ilk ülke Türkiye’dir.
Sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde, 10. üye ülkenin onay mekanizmasını tamamlamasından sonra yürürlüğe girmiş olup 2018 itibari ile sözleşmeye taraf 33 ülkeden bir kısmı bazı maddelere şerh koymuştur. Henüz taraf olmamış 13 devletin varlığını da unutmamak gerekir.
Türkiye gibi Güney Kore de proje ülkelerden bir tanesidir. Gelişmekte olan bu iki ülkeyi bu ve benzer ahlaksızlık ile çökertmeye çalışmaktadırlar. Türkiye’de bu işi sinsizce ve bilinçsiz kamu kurumları ve Sabetay medyası aracılığı ile sürdürürlerken Güney Kore’de apaçık sapıklığa gidilmektedir. Örneğin bu ülkede son dönemde erkeklerinde makyaj yapması moda haline gelmiştir. Müzik Grupları aracılığı ile dehşetli ahlaksızlıklar planlanmaktadır. ARMY adı altında açılımı “gençlik için tapınılası gençlik temsilcisi” adı altında faaliyetler düzenleniyor.
Ray Kurzweil adı altında bir kişi “İnsanlık 2.0” isimli kitabında şöyle diyor: “Kusursuz dünyayı Tanrı’nın değil bizim yarattığımız gençler kuracak” İşte gayet açık bir şekilde Lut kavminin benzer bir örneğini yaşıyoruz.
Doğu toplumlarını dizayn etmek için gelişmekte olan ülkeler arasında teknolojik olarak ileri durumdaki Türkiye ve Güney Kore özellikle seçilmiştir. G. Kore’den gelen verilere göre bir köprüde 40 dakika bir intihar olduğu söylenmektedir. 2011’de bir ara günde 40 gencin intihar ettiği haberleri basına yansımıştır.
Çok yakın bir tarihte kendi çocuğunun gözü önünde hunharca bir cinayet işlendi. Bunun üzerine bir takım LGBTİ kuruluşları, bu cinayeti bahane ederek, halkımıza tuzak kurulmuş İstanbul Sözleşmesini savunmaya başladılar.
Bu elim cinayetin arkasından İstanbul’da başka bir cinayeti oldu. Bu sefer bir kadın kocasını bıçakla öldürmüş ve 4 parçaya ayırmıştı. Fakat hepsi lanetlenmesi gerekirken bazı kuruluşlar bu ikinci cinayeti görmezden gelerek tek kelime dahi etmediler. Demek ki meselenin altında başka planlar ve fitne örgütleri yer alıyor.
Çok zeki olmaya gerek yok. İstanbul Sözleşmesinin değiştirilmesini istediğimiz maddeleri ve bu sözleşmeye dayalı olarak çıkarılan 6284 sayılı yasa, çok tehlikeli ve uygulamada kaldığı müddetçe, bu tür cinayetler süratle artacaktır. Daha nice aile faciaları yaşanacaktır. Çünkü ateşe körükle gidilmektedir. Böyle giderse bu dehşetli cinayetler devam edecek işin içinden çıkılmaz hale gelecektir.
İstanbul Sözleşmesinin feshi, ya da değiştirilmesinin gündemde olduğu şu günlerde, Soros başta olmak üzere, Siyonist güçler, tüm imkanlarıyla, bu sözleşmenin değiştirilmemesi için propagandaya geçmişlerdir. Soros gibi fitnenin finansörleri bizzat milyarlar harcayarak, tüm haber kanallarını ve sosyal medya ile, kadın kuruluşlarını aynı doğrultuda kullanmaya kalktılar. Çünkü onlar için Türkiye; çok önemli bir ülkeydi.
Bu kuruluşların amacı, nihai hedeflerine ulaşmak için, tarım, insan sağlığı ve toplumsal sistemlerin tümünü tarumar etmek ve sonunda, kendi krallıklarını ilan ederek bir dünya devleti kurmayı amaçlamaktadırlar.
Bu maksatla uzun yıllar sinsice çalışarak ciddi mesafeler kat ettiler. Her türlü fitne çıkarılarak bürokratik, ekonomik, siyasal ve askeri yönden dünyayı hakimiyetleri altına çalışıyorlar. Şimdi tahrif edilmiş Tevrat’ta geçen ve Siyonistlerin amacıyla bu amaca ulaşmak için kendilerine yol gösteren maddelere bakalım:
“Sizden büyük ve kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın bastığı yer sizin olacak. Önünüzde kimse duramayacak. Tanrınız, dehşetinizi ve korkunuzu ayak basacağınız bütün diyara koyacaktır”. “O gün Rab, Abram (İbrahim)’ la ahdedip dedi: Mısır ırmağından (Nil), büyük ırmağa (Fırat) kadar, bu diyarı senin zürriyetine verdim”. “Evet, bütün krallar o’na secde etsinler, bütün milletler o’na kulluk etsinler”. “İşte benden sana miras olmak üzere, milletleri; mülkün olarak, yeryüzünün uçlarını da vereceğim”. “O gün, çepeçevre sağda ve solda, bütün kavimleri yiyip bitirecekler”. “Sen benim cenk topuzum ve harp silahımsın ve seninle milletleri kıracağım ve seninle ülkeleri helak edeceğim”. “Ve her kes kardeşine karşı ve her kes komşusuna karşı, şehir şehre karşı ve ülke ülkeye karşı cenk edecekler ve ruhu içlerinde kalmayacak”.
Bu maksatla Soros tarafından harcanan paralarla, harıl harıl, İstanbul Sözleşmesinin maddeleri hakkında yalan ve yanıltıcı bilgiler ortalıkta dolaştırılmaktadır. Hatta işin utanmazca tarafı da, İstanbul sözleşmesine karşı olanların, Feto’cu olduğu hakkında iftiralar atılmasıdır. İstanbul sözleşmesinin iptalini isteyenler kötülenmekte ve iktidar üzerindeki tesirleri kırılmak istenmektedir.
İstanbul Sözleşmesini okuyup inceleyerek madde madde, yanlış olup ta değiştirilmesini isteriğimiz kısımlarını açıklamak gerekiyor. Bu maddelerin kadın hakları savunulmasıyla hiçbir alakası olmadığı gibi, bilakis kadını tahrip etmekte, kadın haklarını, aile bireylerini ve tümüyle aileyi, sonunda da toplum değerlerini ayaklar altına almaktadır.
Bu sözleşmenin özetlediğimiz ve mutlaka değiştirilmesini istediğimiz maddeleri şu şekildedir:
1. 3/b Madde ve fıkrası, eş yanına bir de partner deyimini eklemiş ki, bu deyimle “eşcinsellik ve homoseksüellik” yasal alt yapıya kavuşturulmuştur. Sapıklık; partner ifadesi ile ev arkadaşlığı adı altında meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.
2. 4/3 Madde ve fıkrası, cinsel yönelim adı altında sapıklık temel haklar arasına alınmıştır. Bu sayede eşcinsellik, homoseksüellik ve lezbiyenliği de cinsel hürriyet adı altında kabullendirmek için, yasal alt yapı oluşturulmuştur.
3. 4/4 madde ve fıkrasıyla, kadınlar lehine alınacak hiç bir karar ayrımcılık sayılmayacak, denilmektedir. Kısaca kadınları korumak adına aile feda edilmektedir.
4. 4. Maddede “aile” olarak tercüme edilen kelime asıl metinde, “domestik” olarak geçmektedir. Domestik, ortak ev arkadaşlığı olup, aile deyimi kalkıyor ve eşcinsel ilişkilerle ilgili oluşturulacak ikametleri de kapsamaktadır.
5. 7. Maddeye göre, devletin alacağı tedbirler (ki, aşağıda bu tedbirler gelecek), tüm sivil toplum örgütlerini de kapsayacaktır.
6. 9. Maddeye göre, devlet (LGBTİ gibi) sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına itibar edecek ve onlarla bu konuda her türlü birlikteliği sağlayacak, teşvik edecek ve güç verecektir.
7. 12/1. Madde ve fıkrasıyla, aile içinde bulunan din, örf ve adetlerimizdeki esasa göre, karı-koca görev ve sorumlulukları kalkmaktadır. Eşler ve çocuklar, birbirlerine karşı bağımsız ve sorumsuz oluyor. Yani aile içinde bir düzen ve disiplin kalmıyor, otel gibi herkes başına buyruk ve istediği gibi, girip çıkabilecek, istediği gibi davranabilecektir.
8. 12/1. Madde ve fıkrada, “ortadan kaldırma” olarak yapılan tercümenin asıl metindeki, kelimenin karşılığı, “kökünden kazıma” olup, böyle tercüme edilmesinden korkulmuş ve yumuşak mana verilmiş. Kısaca örf ve adetlerin getirdiği kurallar, kökünden kazınacaktır.
9. 12/5. Madde ve fıkrasına göre, eşcinsellere karşı din, sözde namus ve kültür kuralları gibi bahanelerle karşı çıkılmayacak, denilerek sapıklık meşrulaştırılmaktadır.
10. 13. Maddeye göre devlet, toplumsal tepkileri önlemek için, bunların dernek ve kuruluşlarına yardım edecek, yanlarında olacak ve işbirliği yapacaktır. Yani eşcinsellere karşı tepkileri yok edecek ve onlara karşı anlayışlı olunmasını esas almaktadır.
11. 14. Maddeye göre, tüm eğitim kurumlarında, cinsel yönelim (eşcinsellik) in temel hak olduğu işlenecektir. Ayrıca bunlara saygı gösterilmesi gerektiği öğretilecek. Çocukluk çağında, beyinlerine eşcinselliğin normal olduğu işlenecek ki, bu teşvik aslında yönlendirmektir.
12. 16. Maddesiyle, eşcinsellere karşı tepki ve şiddetin önlenmesiyle ilgili tedbirleri almaktadır.
13. 36. Maddeyle, eş ve partnerlere rızaları olmadan cinsel ilişki kurulamayacak hükmü getirilmektedir.
14. 48. maddeyle, bu sözleşmede tarifi yapılan, şiddete maruz kalanla, şiddet uygulayanların uzlaştırılması ve bu konuda arabuluculuk yapılması, kesinlikle yasaklanmaktadır. Bu konunun kanunla düzenlenmesi istenmektedir.
80. Madde, bu sözleşmenin her zaman müeyyidesiz feshedilebileceğini ifade etmektedir. İşte Hükümetimizin elindeki en güçlü koz budur. Aileyi yıkmayı ve sapık ilişkileri meşrulaştırmayı öngören bu sözleşmeden çekilmek hiç olmaz ise bazı Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi bazı maddelerine şerh koymak gereklidir.
Siyonizmin sinsi bir oyunu işte bu sözleşmedir. Hayvanlar aleminde bile görünmeyen, erkek erkeğe ve kadın kadına cinsel ilişkiyi geliştirecek hususlardan dolayı yüzü manda derisi ile kaplı insanlar bulunmaktadır. Allah, haya ve utanma duygusunu insanlara vermiştir. Lakin bazı insanlar aynı hayvanlar gibi bu duygudan mahrumdurlar. Bunların yüzleri kızarmaz, utanmak arlanmak diye bir yönleri yoktur.
Asıl maksadı ahlakı çökertmek olan fakat arasına serpiştirdikleri maddelerle bunu gizleyen İslam düşmanları; kadın-erkek ilişkilerini bitirerek, üremeyi ve çocuk yapmayı da ortadan kaldırarak, nüfusları zaman içinde bitirmeyi amaçlamaktadırlar. Bu sözleşme, ne acıdır ki; ilkönce Türkiye tarafından imzalanmıştır.
Bugün dünyanın bir çok devleti, özellikle Rusya ve İngiltere gibi büyük devletler; bu sözleşmeyi reddettikleri gibi, Avrupa Birliği üyesi devletlerin yarısından fazlası kabul etmemektedir. Yakın zamanda Paris’te toplanan G7 zirvesinin 4. maddesi olarak gündeme getirilmek istenmiştir. Fakat anlaşma sağlanamadığı için, bu maddeden hiç bahsedilmemiş ve diğer 3 maddenin deklaresi ile yetinilmiştir.
Siyonist felsefenin temsilcisi ve para babası Soros tarafından da iyice kuşatılan halkımız, her gün yapılan yalan ve sahte haberlerle aldatılmaktadır. Kadınlarımız istismar edilerek, kadın hakları adı altında uluslararası hain emelleri, güzel ülkemizde uygulanmak istenmektedir. Bu maksatla her gün medya araçları ile milyarlar harcanarak alçakça insanları etkilemeye çalışıyorlar. Diğer bir sahtekarlığı da şöyle yapıyorlar: güya bu sözleşme iptal edilirse, ülkemiz çok büyük tazminatlara maruz kalırmış, müeyyideler uygulanırmış.
Bu sahtekarlara karşı, 80. madde çok açık olup, o maddede, “istediğimiz zaman, Avrupa Konseyi genel sekreterliğine yapacağımız bir yazılı beyanla, tek taraflı olarak ve müeyyidesiz bir biçimde, bu sözleşmeyi feshedebileceğimiz” yazılıdır. İşte bu hain oyunlara kanmamak ve tehlikelerini sadığımız İstanbul Sözleşmesinin bu maddelerine çekince koymamız gereklidir.
Aksi halde, bu sözleşme ve buna dayalı olarak çıkarılan 6284 sayılı kanunun uygulaması devam ederse, yarın gelecek olan LGBTİ derneklerin çalışmalarının da katkısıyla, milletimizin, inançsal ruhsal ve sosyal yapısına uymayan bu uygulamalar; kısa zamanda etkisini gösterecektir. Sapıklık onarılmaz derecede artacaktır. Ayrıca aile cinayetleri niçin artıyor sanıyorsunuz? Vesselam…
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)