Disiplinsizlik nedeniyle ordudan atılan askerler şimdi ağlamaya başladılar. Hatta bir kitap çıkarıp kendilerini suçsuz göstermek istiyorlar.
Meseleyi genişçe ele alıp yaşanılan çirkin hadiseleri gözden geçirelim. Bakın neler yaşandı...
Türkiye'nin bir cumhuriyet olduğunu idrak edemeyen zavallı insanları tanımamız gerekiyor. Bu konuda kısa bir değerlendirme yapalım.
"HMS" Kısaltması bütün İngiltere gemilerinin başında yazar.
Monarşik ülkelerin ve özellikle Büyük Britanya Krallığı donanmalarında gemilerin önüne konulan ve Majestelerinin Gemisi (His/Her Majesty's Ship ) anlamındaki bu kısaltma; ordunun hem sahibi hem de komutanının kralda olduğunu ifade etmektedir.
Cumhuriyetlerde ise ordu milletin emrinde olup krallık ve saltanata ait olamaz.
Nitekim Türk Donanmasının gemilerinde TCG Kısaltması bulunur ki; bunun anlamı "Türkiye Cumhuriyeti Gemisi" demektir.
Kısaca cumhuriyetlerde şahsın, kralın veya bir diktatörün ordusu olamaz.
Fakat gelin görün ki bir kısım askerler "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyerek her on yılda bir darbe yapmayı gelenek haline getirmişlerdir.
30 Ağustos 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kara Harp Okulu camisinin açılış töreninde bulunduğu sırada toplu bir isyan girişimine kalkışan iki yüze yakın teğmen içinde sadece 5 tanesinin ve bu teğmenleri azmettiren 3 subayın ordudan uzaklaştırılması hazmedemeyen kişileri görüyoruz.
Elbette sadece darbe sonrasında iktidar yüzü gören ve daima halkın tokadını yiyen CHP’li siyasetçilerin Kara Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kuruluna itiraz etmesini anlayabiliyoruz.
Fakat bir halk yönetiminde krallara ve diktatörlere ait bir ordunun bulunamayacağını güya yurt dışında tahsil görmüş demokrasi düşmanı aydınlara anlatmakta güçlük çekiyoruz.
Faşist devlet yönetimi anlayışı ilk okuldan üniversitelere kadar bütün eğitim katmanlarında milletimize zorla dayatıldığı için işimiz bir hayli zordur.
Her ne kadar ilkokul öğrencisine anlatır gibi basitçe anlatsak da bu kişilerin demokrasi, Cumhuriyet ve halkın yönetimi konusunda gerici tutumlarını hâlâ sürdürüyor olması çok düşündürücüdür.
Bundan yüz yıl önce donanmamızda teğmen olarak görev yapmış M. Celalettin Orhan’ın yaşadıklarını ve ne kadar ilerici bir düzeyde asker olduğunu defalarca yazıp neşrettim.
Umulur ki bu yazılarımdan bir parça ibret alınır.
Allah bu gerici ve yobaz kişileri ıslah etsin.
Tuzla Piyade Okulu’nda darbeci tehdide de değinmek gerekiyor.
Türkiye'yi yeniden darbe sürecine sokmak istiyorlar. Bir yandan Fetö örgütü, bir yandan darbeci faşist subaylar bütün güçleri ile devleti ve anayasal rejimi yıkmaya çalışıyorlar. Bunların azmettiricisi yine aynı güçtür. ABD ve Siyonist güçler...
Bir dönem askeri darbecilerin karargâhı Kara Harp Okulu'ydu. 27 Mayıs 1960 tarihinde gözü dönmüş faşistler Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'u Kara Harp Okulu'na getirip yaka paça dövüp tekmelemişlerdi.
Bu cuntanın ele bazılarından biri Amerikan işbirlikçisi Yüzbaşı Muzaffer Özdağ idi.
15 Temmuz 2016 da yine ABD’nin tertiplediği Fetocu kalkışmadan sonra Kara Harp Okulu kapatılmış ve Milli Savunma Üniversitesi yönetiminde daha demokratik yapıya getirilmek için yeniden açılmıştı.
Darbeci faşistler nispeten kontrolü kaybettikleri için bu sefer Tuzla Piyade Okulu'nu darbe karargâhı yapmışlardı. Bu sayede hâlen görevde olan darbeci gelenekten gelen faşist general ve amirallerin etkisi daha çok görülebiliyordu.
Nitekim Tuzla Piyade Okulu’nda; geçen 10 Kasım’da, “Atatürkçü subaylar” ile “Atatürk karşıtı oldukları iddia edilen subaylar” arasında “Atatürk fotoğrafının üniformaya takılması” çerçevesinde yaşanan bir dizi olay ile ilgili ayrıntılar ortaya çıkmıştı.
Millî Savunma Bakanlığı (MSB), yaptığı resmi bilgilendirmede, süreçte yer alan 7 teğmenin, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile “ilişiğinin kesildiğini” açıklamıştı.
Basında açıklanan bilgilere göre yaşanan olaylar sonrasında hazırlanan ve savcılığa gönderilen disiplin soruşturma raporunun detayları ortaya çıkmıştı.
Raporda bazı teğmenlerin "bir gün gelecek hepiniz Atatürk’e secde edeceksiniz" tehditleri ile namaz kılmanın bir cemaate mensubiyet olarak itham edilmesi dikkat çekmişti.
İlgili bölümler şöyledir.
Olayın tarafı olan Teğmen A.A., 10 Kasım sabahı yaşananları özetle şöyle aktardı:
“(...) 10 Kasım günü Atatürk’ü Anma Töreni sebebiyle sabah 08.00’de bölük içtima alanına çıktım. Yakalarımıza takmak için Atatürk fotoğrafı ve iğnesi dağıtıldı. Bir kısım arkadaşıma ve bana iğne yetmediği için tören alanında diğer arkadaşların çevresinden toplu iğne temin etmeye çalıştım.
Tören alanına gelene kadar iğne temin edemedim. Tören alanında yakamda Atatürk fotoğrafını göremeyen Piyade Teğmen A.K.Ş. ve Piyade Teğmen U.Ç., ‘Neden Atatürk fotoğrafı takmıyorsun?’ diyerek ellerinde toplu iğne ve fotoğraf ile yakama takmaya çalıştılar.
Onlara yanıt olarak; ‘Sizin isteğinizle değil, kendi isteğimle takarım’ dedim. Bunu o anki sinirle ve inatla söyledim. ‘Atatürk’ü sevmiyor musun? Cemaatçi misin?’ gibi söylemlerle üzerime geldiler.
Piyade Teğmen A.K.Ş., tören alanında ‘fotoğraf takmıyorsan s... git’ dedi.‘
Buna sen mi karar veriyorsun? yanıtını verdim. Daha sonra durumu Üsteğmen Y.K.’ya ilettim. Y. Üsteğmen beni yanına çağırarak neden takmadığımı sordu.
Ona Atatürk’e bir düşmanlığımın olmadığını söyledim ve ardından Harp Okulu’ndan bu yana gelen süreçten bahsettim.
Beni Atatürk düşmanı gibi lanse ettikleri için sinirle bu şekilde onlara yanıt verdim. Müteakiben bölük komutanına iğne ihtiyacım olduğunu söyledim. İğnenin gelmesi sonrasında bölümün arkasına geçerek Piyade Teğmen E.Ş.’den yakama fotoğraf takmasını rica ettim.
Törenin bitmesini müteakip koğuşa geçtik, saat 09:40 sularında aynı koğuşta kalan iki arkadaşım Piyade Teğmen M.F.Ş. ve Piyade Teğmen F.A. ile koğuşta birlikte olduğunuz sırada Piyade Teğmen S.Ç., Piyade Teğmen S.Y., Piyade Teğmen T.E.E. ve Piyade Teğmen U.T. ve beraberinde tam göremediğim toplam 8-10 kişilik bir grup koğuşumuza girdi. S.Y., Atatürk fotoğrafı neden takmadığımı sordu, ‘Atatürk düşmanı mısın?’ dedi. Ona yanıt olarak ‘Atatürk’e herhangi bir düşmanlık beslemiyorum’ dedim.
Daha sonra U.T., Harp Okulu’nda, ‘Cemaatçi olmadığını beyan ediyorsun ama takip edildiniz, biliyoruz ya seve seve ya da s.. s.. takacaksın’ dedi. Ona cevap vermedim. S.Ç. de aynı cümleleri birebir tekrar etti. Yüzüme yaklaşarak bir gün gelecek hepiniz Atatürk’e secde edeceksiniz ifadesini kullandı ona cevap olarak ‘Allah’tan başkasına secde etmem’ dedim.
T.E.E., diğer arkadaşlarıma ‘Nereden emir alıyorsunuz?’ şeklinde sorular sordu.Daha sonra odaya giren dört kişi, ‘Tarikatçıların, cemaatçilerin anasını avradını sinkaf ederiz’ şeklinde sözler sarf ettiler, koridorda bulunan isimlerini bilmediğim 20-30 kadar devre arkadaşım da onlara eşlik etti. Bu esnada fiziki bir temas olmadı. Gelenler, kendilerinden dağılıp gittiler.
Piyade Teğmen A.A., aynı gün öğleden sonra yaşananları müfettişlere şöyle anlattı:“(...) 10 Kasım saat 16:30 sıralarında numarasını hatırlamadığım bir koğuşta yaklaşık dokuz yıllık sivilden tanıdığım devre arkadaşım Piyade Teğmen Ö.Y. ile oturdum. Bana ne olduğunu sordu. Bu esnada aynı koğuşta bulunan Piyade Teğmen B. İ. bana hitaben ’senin ananı avradını sinkaf ederim. O... ç...’ dedi. Yasal olarak amirlerime ve hatta savcılığa şikayetçi olmayı düşündüğüm için haksız duruma düşmemek adına karşılık vermedim ve odayı terk ettim.
Samimi arkadaşlarımla birlikte namaz kılmak amacıyla kurduğum ‘Hubbifillah’ isimli WhatsApp grubunu bana sordular. Bunun ‘Allah için sevmek’ anlamına geldiğini, bir art niyet olmadığını söyledim. Grubu kurma amacım, hadiste belirtildiği üzere cemaatle namaz kılmanın daha fazla sevabı haiz olması olduğunu, gruptaki kişilerin rızalarını alarak gönüllülük esas ile bu grubu kurduğumu söyledim. Koğuşta bulunan Piyade Teğmen A.Ş.’nin ‘Bu ifadenin, Kadir Mısırlıoğlu’nun konuşmasında geçtiğini bilmiyor musun?’ diye sordu. Yanıt olarak, ‘Bu ifadeler Peygamberimizin hadislerinde geçiyor. Google aramasında buldum’ dedim. Sonrasında kendisini bu şekilde soru sorarak beni sıkıştırdılar. Bu esnada herhangi bir darp olayı olmadı. 17:00 içtimasına çıkmak için odayı terk ettim.
10 Kasım sabahında yaşanan olayın öğleden sonraki devamında yaşananları Piyade Teğmen M.F.Ş. ise şöyle aktardı; müfettişlere:(...) 10 Kasım günü akşam saatlerinde 405 nolu koğuşta ben, A.A. ve 3. Bölük‘ten arkadaşımız Piyade Teğmen B.A. varken Piyade Teğmen T.E.E geldi ve A.A. ve beni hedef alarak, ‘Siz kime bağlısınız? Kimden emir alıyorsunuz? Hangi tarikata bağlısınız? Hangi cemaattensiniz?’ şeklinde sözler sarf etti. Ben de ‘Bir yere bağlı olmadığımı, sadece Risale-i Nur’u okuduğumu, cemaatle namaz kılmak konusunda yasak olmadığını’ kendisine söyledim. T.E.E. bunun üzerine, ‘Benim için 28 Şubat kararları geçerlidir’ dedi. Hepimiz şok olduk. Ardından da ‘Bize söyleyecekleriniz bu kadar mı?’ dedi. Biz ona cevap vermedik, daha sonra koğuşta çıktım. (...)”
İşte ifadelerde geçtiği üzere Türk Silahlı Kuvvetleri sistematik bir şekilde faşist generallerin ele başı olduğu bir cendere sokulmuş durumdadır.
Bu vahim durumun birinci derecede sorumlusu hükûmetlerdir. Zira demokrasiden yana tavır almak yerine CHP’nin tek partili faşist yönetimini kendisine örnek alarak neredeyse her konuşmasında CHP liderine referans vermekten geri durmayan siyasetçileri bir defa daha kınıyorum.
En son gelinen noktada namaz kılan subaylar 28 Şubat 1997 sürecinde olduğu gibi ordudan atılmıştır.
Sağ siyasetçiler eskiden mağdur edebiyatı yapmışlar ve ordumuzun demokratik düzenin bir parçası olduğunu iddia etmişlerdi. Fakat yaşadığımız acı tecrübelere rağmen demokratikleşme adına doğru dürüst önlemler alınmamıştır.
Bu çirkin faşist kalkışmaların güçlenmesine sebep olmuşlardır.
Allah, akıl ve izan nasip etsin.
Eskiden olduğu gibi yine darbe hazırlıkları son sürat devam etmekte ve sivil yöneticiler yaşanan acı gerçeklerden habersiz gibi davranarak büyük günahlara ortak olmaktadırlar.
Nitekim Tuzla Piyade Okulu'nda dindar subayların dövülmesi rezaletinde aradan 3 yıl geçmesine rağmen hâlâ masum göstermeye çalışan insanları görebiliyoruz.
Durum vahimdir. Zira olaya karışan dört subay ve mağdur olan 3 teğmen görevden uzaklaştırılması ile yetinilmiştir.
Kara Harp Okulu ve Tuzla Piyade Okulu'nda meydana gelen disiplinsizlikleri görmeyen bu kişilere cevap vermek gerekiyor.
Askerlik mesleği en küçük bir disiplinsizlikte dahi derhal müdahaleyi gerektiren sert bir meslektir. Anında gerekli müdahaleler yapılmaz ise disiplinsizlik olayları çığ gibi büyür ve artık önüne geçilmez hâle gelir.
Ülkemizi 24 yıldan beri yöneten Erdoğan ve Ak Parti teşkilatı yaşadığımız acı olaylardan bir parça ders almış ve hukuki uygulamaları kısmen de olsa gerçekleştirmiştir.
Böyle bir durumda akla gelen ilk husus aynı 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan acı hatıralardır. Halkımız canından dişinden arttırdığı paralarla kurup geliştirdiği Türk Silahlı Kuvvetleri kışlarını kuşatmış darbeden sorumlu komutanları tutuklanarak etkisiz hâle getirmiştir.
Mesele çok ciddi olup üstü örtülemeyecek derecede önemlidir. Eğer 10 Kasım'da yaşanan disiplinsizlik olayının üstüne kararlılık ile gidilmeseydi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bulunan ve her 10 yılda bir gerçekleşen darbeci gelenek yeniden hortlayacaktı.
Erdoğan, kalfalık dönemini geçtiğini ve şu anda ustalık döneminde olduğunu söylemektedir. Elbette disiplinsizlik olaylarına gerekli tepkiyi göstermek zorundaydı. Canımız, ciğerimiz olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yaşanan olaylara seyirci kalmak affedilemez bir suçtur.
Elbette bundan 29 yıl önce gerçekleşen acı bir olayı hatırlatmakta yarar vardır. O dönemde Deniz Kuvvetleri Komutanlığında Yüzbaşı rütbesi ile görev yapıyordum.
Erzurum'da bir Jandarma Komutanı kameraların karşısında Başbakan Erbakan'a apaçık bir biçimde "pezevenk" diyerek hakaret etmişti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise daha büyük bir skandala imza atarak "Bu bir boşalmadır" diyerek darbecilere yeşil ışık yakmıştı.
Küfürbaz Tuğgeneral Osman Özbek yaptığı hakaret sayesinde Tümgeneralliğe terfi etmiş Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki disiplinsizlik ayyuka çıkmıştı.
Bir donanma subayı olarak bu çirkin rezaletlerden dolayı giydiğim üniformadan ciddi bir rahatsızlık duymuştum. Sağ olsunlar başta Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Erbakan Yüksek Askeri Şura kararlarını imzalayarak benim gibi eşi başörtülü binlerce subayı ordudan atmıştı. Halbuki bu siyasetçiler orduda yapılan dindar subay kıyımına son vereceklerini defalarca söylemiş verdikleri sözlere aykırı hareket etmişlerdi.
Elbette perşembenin gelişi çarşambadan belli olur. Bu kadar çirkin olaydan sonra ABD'den aldıkları emirle Fetocular 15 Temmuz 2016'da darbe yapmaya kalkmışlardı.
Ne ilginçtir bu darbeden tam beş buçuk ay önce gazetelerde "Kamikaze Fetullahcı Darbe" ve " Silahlı Kuvvetlerde Fetullahcı yapılanma" başlığı ile makaleler yazmış hükümeti uyarmıştım.
Şimdi yine aynı darbe hazırlığını ihbar etmek zorunda kaldım.
Evet, askeri darbelerin meydana gelmesinde çeşitli safhalar vardır. Bunun ilk habercisi genç subaylar arasındaki disiplinsizlik olaylarıdır. Bu sayede darbe ortamının ne derece olgunlaştığı konusunda değerlendirmeler yapılır. Eğer sivil hükûmetten beklenen tepki gelmez ise bir sonraki safhaya geçilir ve sonunda darbe gerçekleştirilir.
1957 Yılında darbecileri ihbar eden Samet Kuşçu isimli subay Menderes Hükümeti tarafından cezalandırılıp hapse atılınca 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin önü açılmış ihbar edilen subaylar bu kanlı darbeyi gerçekleştirerek Türk siyasi tarihine bir kara leke olarak geçmişlerdir.
Bu yazının bazı çevreler tarafından olumsuz olarak eleştirileceğinden şüphe duymuyorum.
Fakat darbecileri ihbar ederek emekli bir asker olarak sorumluluğumu yerine getiriyorum.
Yıllar önce "Bahriyede 15 Yıl" isimli kitabımda ve yazdığım yüzlerce makalede bu darbecilerin içyüzünü deşifre ettim. Hamd olsun.
Bu sayede halkımız bilinçlendi ve darbecileri don gömlek soyarak perişan etti. Fakat zamanında gerekli tedbirleri almayan hükümet yüzünden yüzlerce vatandaşımız şehit düştü ve yaralandı.
Allah vatanımızı bu darbeci askerlerin şerrinden muhafaza etsin, vesselam...
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Mehmet BOZKURT
Dünya bir utancı konuşuyor!
Özlem Gürbüz
Bilimin Sınırlarında Dolaşmak
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Adnan ÖZ
Şimdi Sıra Trabzonspor Maçında!
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Kaldığımız Yerden mi, Kandırıldığımız Yerden mi Devam Edeceğiz?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Fatih ORUÇ
Amerika’nın Hiroşima ve Nagasaki Katliamları
Aydın BENLİ
Son Kale Haymana ve Memleket Onuru- Recep Tümtürk
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Halil MERT
Bu Coğrafya Bizimdir
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Nihat Güç
Bir Ve Beraber Hareket Etmek Zorundayız!
Bülent ERTEKİN
Bir Direk, Bir Kurşun, Bir Devlet İradesi
Önder GÜZELARSLAN
Gaziantep’te Bir Dulkadiroğlu Eseri: Alaüddevle Camisi
Seyfettin BUDAK
Uyanış ve Sürüden Ayrılan Penguen: Yaşamak mı, Sürüklenmek mi?
Songül KARAMAN
Hoşgeldin Ya Resül
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Ravza ZEYBEK
İlim Neyi Bilmektir?
Hamdi TEMEL
Türkiye’nin Bor Hazinesi Sağlık İçin İşleniyor
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)