Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın insanlığın en büyük peygamberi olduğunu ifade eden bu hadis-i kutsi’yi iyi anlamak gerekiyor. Bu konuda çok sayıda yorum yapıldığından dolayı çoğu insanın sorularına cevap maksadı ile uzunca bir şekilde izah edilecektir.
Evet Hazreti Muhammed’in (asm) hakikati; alemin yaratılış sebebi olduğu gibi aynı zamanda O zat (asm) kainatın en mükemmel sonucu ve meyvesidir. Çünkü kâinatın yaratıcısı olan Allah’ın hikmetli fiillerinin eserleri ancak Risalet-i Ahmediye (asm) ile yani O’nun peygamberliği ile tahakkuk edip anlaşılabilir.
Peygamberliğinin delilleri pek çok olup okumak ve yazmak öğrenmediği ve ümmi olduğu halde, on beş asrın insanlarını ve filozoflarını Kuran ile hayrette bırakmıştır. Semavi dinlerin birinciliği kazanan bir din ile birden, tecrübesiz ve defaten meydana çıkması emsal kabul etmez. Hiç bir peygamber Sultan-ı Levlak’e (asm) yetişemez.
İşte bu Zatın sözlerinden, fiillerinden, hallerinden çıkan İslamiyet, bu asırda 1,5 milyar insanın ruhlarını, nefislerini, akıllarını terbiye edip ders vermesi ve manevi terakkiyata sevk etmesi, muhteşem bir hadisedir.
Hem, öyle bir şeriatla meydana gelmiş ki, adil kanunlarıyla insanoğlunun en az beşte biri maddi ve manevi terakki etmiştir. O Zat (asm) öyle bir iman ve itikadla meydana çıkmıştır ki, bütün hakikat ehli, her zaman onun iman mertebesinden feyiz almıştır.
Kendisine muhalefet edenler karşısında zerre kadar bir telaş, bir vesvese, bir şüphe vermemesi gösteriyor ki, iman kuvvetinde dahi onun emsali yoktur. O’nun yüksek imanı benzersizdir.
Hem, öyle bir ubudiyet ve ibadet göstermiştir ki, başlangıcı ve sonu birleştirip hiç kimseyi taklit etmeyerek, ibadetin en ince esrarını görüp önce kendisi uyarak en dağdağalı zamanlarda dahi tam tamına yapması örneği olmayan bir durumdur. Yaratıcısına karşı öyle bir dua etmiş ki bu zamana kadar insanlık o mertebeye yetişememiştir.
Mesela, bir çok kişinin üzerinde taşıdığı ve okuduğu, Cevşenü’l-Kebir duası; pek harikadır. Allah’a 1001 isimle dua ederek Yaratıcımızı öyle bir tarzda tarif eder ki, emsali yoktur. Allah’ı tanımak yani marifetullahta kimse ona yetişememiştir.
Hem, öyle bir metanetle insanları dine davet ve öyle bir cüretle peygamberliğini tebliğ etmiş ki, kavmi ve amcası ve dünyanın büyük devletleri ve eski dinlerin tabileri ona muarız ve düşman oldukları halde, zerre kadar korkmayarak, çekinmeyerek umumuna meydan okumuştur.
Miraç adı verilen emsalsiz yolculuğun sahibi de Hazreti Muhammed (asm) olup Kab-ı Kavseyn makamına ulaşmıştır. Başka bir kula nasip olmayan Miraç hadisesi için kitap yazılsa yetmez.
Bütün Müslümanlar, her gün kıldıkları namazlarında “esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatühü- Allah’ın rahmet ve bereketinin üzerine olduğu nebiye selam olsun” der ve onun memuriyetini tasdik eder.
İnsanlığın derin bir aşkla pek kuvvetli bir iştiyakla aradığı sonsuz hayata sağlam bir yol açtığına karşı, İslam alemi minnettarane ve teşekkür ederek namazlarında ettehiyyatü duasını okur ve o’nu anarak manevi bir ziyaret yaparlar.
İmanın altı esası Muhammed’in (asm) risaletine ve hakkaniyetine dahi kati şahadet eder. Çünkü onun hayatının manevi şahsiyeti ve bütün davalarının esası o altı rükündür. Yani Allah’ın varlığına ve birliğine, peygamberlerine, kitaplarına, meleklerine, haşir gününe ve kadere inanmak imanın esaslarıdır. Öyle ise bu altı esasın tahakkuklarına delalet eden bütün deliller, Hazreti Muhammed’in (a.s.m.) risaletinin hak olduğuna ve onun sadıkıyetine, doğruluğuna dahi delalet ederler.
Kainatı bir saray ve Peygamberimizi (asm) de o kainat sarayının rehberi olarak tasavvur ettiğimizde; saray sahibinin, sarayı yapmaktaki maksatlarının gerçekleşmesi iki şeye bağlıdır:
Birisi, rehberin varlığıdır. Eğer o rehber olmazsa, sarayın maksatları ve davetlilerden istenilenler bilinmez. O yüksek maksatlar, boşa gider. Tıpkı, dilini bilmediğimizden kendi başımıza anlayamayacağımız bir kitabın manalarını öğretecek birinin olmaması halinde, o kitabın bizim için bir kâğıt parçasından başka bir anlam ifade etmeyeceği gibi.
Bu nedenle o rehber üstadın varlığı, sarayın var olma sebebi olarak görülebilir. Diğeri de, davetlilerin o rehberin sözünü dinleyip ona uymalarıdır. Davetlilerin rehberi dinlemesi de, sarayın varlığını devam ettirmesine sebeptir.
Elbette, mantıken denilebilir ki: O rehber olmasaydı, bu saray yapılmazdı. Bir anlamı olmazdı çünkü. Ve yine denilebilir ki: O rehber dinlenmediği zaman, o sarayın varlık sebebi kalmadığı nedenle, saray ortadan kaldırılacak ve başka şekle dönüştürülecektir.
Peygamberimiz (asm) olmasaydı, kâinat yaratılmazdı denilebilir. Çünkü kâinatın yaratılış maksatları, ancak onun varlığı ve dersiyle bilinip, gerçekleşiyor. Ve insanlık O’nu dinlemekten tamamen uzaklaştığında, kâinatın varlık sebebi kalmayacak, kıyamet kopacak, ebedî âhiret diyarı ve cennet sarayı inşa edilecek denilebilir."
Peygamberimizin (asm) Allah katında ne derece makbul bir zat olduğunu anlamaya çalıştıktan sonra “Levlake levlake lema halaktül eflak - sen olmasaydın sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” hadisini kabul etmeyen bazı insanlara izahatta bulunmak istiyorum. Çünkü bu önemli hakikati inkar etmek sureti ile zarara girenlere yardımcı olmaya çalışacağım. Zira Peygamberimizin (asm) şefaatinden mahrum kalmaya bir delil bu yaklaşım tarzıdır.
Öncelikle ne diye bu zavallı hadis inkarcılarının fitnelerine alet olup kendimizi sıkıntıya sokalım ki? Bir Rafızı hadise yanlış mana verdi diye hadis inkâr edilmez. Hadis ile verilmek istenen mesaj nedir? İşte bunu anlamaya çalışmak lazımdır.
Bazı zavallılardan salâvat için "gereksizdir", "yağcılıktır", "kutsamacılıktır" türünden laflar edenlere de şunu söyleyeyim:
Salâvatın en genel manası rahmettir. Hazreti Muhammed (asm) biz insanları Allah katında temsil ettiği için bizler de Yüce Rabbimizden O'na rahmet etmesini dileriz. O'na edilen dua Dergâh-ı İzzet'ten geri döndürülmez... Ve O'na ne kadar çok rahmet edilirse, O'nun vasıtasıyla bize de o kadar çok rahmet düşer... Neticede O'na dua ederken makbuliyetinden emin olduğumuz, adeta bir "anahtar" duayla hem kendimize dua etmiş hem de Yüce Rabbimizin emrine ittiba etmiş oluruz. Âlemlerin Rabbi, Melekleriyle birlikte salât eder de (Ahzab 33/56) bize bu kutlu tabloya ittiba etmekten başka ne düşer...!
Bediüzzaman, sözünü ettiğimiz hadis-i kutsinin nasıl anlaşılması gerektiğini ve izahını bir çok eserinde yapmıştır. Emirdağ Lahikasında daha net bir ifadede bulunur:" Küllî Hakikat-ı Muhammediye (asm), hem hayatın hayatı, hem kainatı hayatı, hem İsm-i A'zam'ın mazharı ve bütün ziruhların nuru ve kâinatın çekirdeği aslîsi ve gâye-i hilkati ve meyve-i ekmeli olmasından o hitap ( Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım), hitabı doğrudan doğruya O'na (asm) bakar."
Ahmet bin Hanbel, Buhari, Tirmizi, Darekutni, İbni Hibban, İmamı Hakim, İbnül Hacer ve İmamı Suyuti gibi daha nice gerçek muhakkik muhaddisler, kamil veli ve büyük allameler cerh ve tadil usulünü yaparak hadisleri günümüze kadar titizlikle ulaştırmışlardır.
Hadisin sahih ve mevzuu olması, bizim sahamıza giren bir husus değildir. Hadisin sıhhat çalışmasını hadis âlimleri yapmışlar ve bize sunmuşlar. Bize düşen; o hadisi kabul etmektir.
Akıl meselesine gelecek olursak; Evet, İslam dini, aklı muteber saymış. Hatta usulud din ilminin bir kaidesi olan: Akıl ve nakil birbirine muaraza ettikleri vakit akıl asıl itibar olunur. Nakil ise tevil olunur diye pek mühim ve esaslı hüküm vermiştir.
Lakin ey birader, o akıl, senin ve benim gibilerin aklı değildir. Belki içtihad derecesine çıkan külli marifet sahiplerinin ve nurani basiret erbabının akıllarıdır. Ve böyle olan akıl ise, kendisine uygun gelmeyen bir meseleyi ve bir hadisi inkar değil, ancak tevil ve tefsir ederler. Aynı zamanda Nasıl ki Kur’an’ın müteşabihatı var; tevile muhtaçtır veyahut mutlak teslim istiyor. Öylede hadislerinde müteşabihat (benzerlik) gibi müşkilatı vardır. Pek çok teşbih ve temsiller bulunuyor ki müruru zamanla veya ilmin elinden cehlin eline geçmesiyle hakikat-i maddiye telakki ediliyor.
Mesela; Bir vakit huzuru nebevide derin bir ses işitildi. Resulu Ekrem (asm) ferman etti ki; Bu gürültü yetmiş senedir yuvarlanıp ta, ancak bu dakika cehennemin dibine düşen bir taşın gürültüsüdür” demiş. (Sahihi Müslim hadis no: 2844; Müsnedi Ahmed 2/271, İmamı Beyhakinin Delail-ün Nübüvve 4/59 ).
Günümüzde bir takım din düşmanları, özellikle hadis sahasına şüphe atmak için sistematik olarak çaba sarf ediyorlar. Bunu da bir takım ulema-i su kapsamına giren ehli bidat âlimlerince dillendiriyorlar. Bu da avam müminlerin zihnini karıştırıyor.
Zayıf hadisler mahiyetleri itibariyle yine aynen hadistirler. Bu hüküm bütün hadis ulemasınca müttefikun aleyhtir. Yani hadisin zafiyetine sebep gösterilen hallerin bulunmasıyla birlikte, yine de hadisi şeriflerin umumiyeti içindedirler. Fakat dereceleri üçüncüdür. Yani 22 ayar 18 ayar ve 14 ayar altın şeklinde değerlendirebiliriz.
Amma bütün bu ayarlamalar münhasıran hadisin senedindeki insanların hal, vaziyet ve durumlarına göre yapılmıştır. Senedi zaif olan bir hadis , metni de , manası da zayıftır diye bir şey söz konusu değildir. ( El Menhelül Latif sayfa 74 ).
Aynı zamanda muhaddislerin mutlak ekseriyetinin “zayıf” tabirinde murat ettikleri mana şöyledir: Bu hadis senedi itibariyle sahihlerin mertebesinde değildir. Fakat çoğu zaman ifade ettiği manası ve yine çoğu zaman sahih hadislerin manalarına muvafık olan ifadesiyle, hadis aynen hadistir, zayıf olmakla beraber yine hadis olarak kalır ve hiçbir zaman mevzu bir hadis değildir ve olamaz diye ittifak etmişler.
Mesela; men kezebe aleyye muteammiden hadisi mütavatirdir. Fakat aynı hadis aynı metin farklı bir senedle zayıf olarak da gelmiştir.
Zayıf hadisler ne kadar zayıf da olsa, yan yana gelseler, yani aynı manayı ifade eden hadisler aynı noktaya parmak bassalar, o zaman şahsi zafiyetleri zail olup, umumiyet içinde kuvvetlenirler” diye kati görüş beyan etmişler. (Aliyy-ul Karinin şerh-üş şifasında 1/694, İmamı Suyutinin Ed-Dürer-ül Müntesire s. 153 de mevcuttur).
Başta İmam-ı Azam olarak birçok müçtehit, fukaha ve bazı muhaddisler: ‘’Rivayetle gelen hadislerin senedinin sahih veya zayıflığına bakılmadan; Eğer Ümmeti İslamiye’nin telakki-i bi-l kabulüne mazhar olmuşsa artık o meselede rivayet veya hadis hüccettir” diye kabul etmişlerdir.
Mesela; “Levlake” hadisinin mana ve hakikati, İslam aleminin kalbine o kadar yerleşmiştir ki; hadis usulüne göre yüz kere zayıf da gösterilse onu ümmetin telakki-i bi-l kabulünden çıkarmak mümkün değildir. Yani ümmetin ekseriyetinin kabulüne ve manası itibarıyle doğruluğuna olan inancına mazhar olmuşsa, artık o meseleyi beyan etmek için hadisin senedinin zayıflık veya kuvvetliliğine bakılmaz tarzında ifadeler ileri sürülmüştür.
Şimdide levlake hadisini tasdik eden diğer hadislere bakalım:
1. Evvelu me halakallahu nurii- Allah önce nurumu yarattı. (Acluni- Keşful Hafa, Abdullah Kettanin Nazmul Mütenasir s. 111 de mütevatir olarak kaydetmiş, Şa’rani El-Yevakıt Ve-l Cevahir 2/18 , İmamı Kastalani Mevahibü Ledunniye)
2. Resûlullah (asm) bir hadisi kudsîde: "Allah, seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım, buyurdu" (Îmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)
3. “Adem ruh ile cesed arasında iken ben peygamberdim” buyurmuştur. (Tirmizi hadis no: 3069, Teberani hadis no 12571, Ahmed bin Hanbelin müsnedi 4/66, İbni Hibban Fethul Kebir).
4. “Sen olmasaydın cenneti yaratmazdım ve yine sen olmasaydın cehennemi yaratmazdım” buyurmuştur. (Deylemi- Müsnedül Firdevs 5/227, İbni Hacer – Tesdidül Kavs eserinde geçer, Suyuti- Kenzul Ummal hadis no : 32025. Hatta Nasirüddin El Elbani bile sadece zayıf diyebilmiş)
Levlake hadisini tasdik eden muhaddisler ve kitapları da şunlardır: Suyuti- El-Leali-l Masnua, Şevkani-EL-Fevaid-ul Mecmua, Acluni- Keşful Hafa, İbnul Hacer, İmamı Leknevi.
Bu imamlar eserlerinde levlake hadisinin manasını diğer hadisleri ele alarak ve ayetler çerçevesinde de değerlendirerek doğruluğunu kabul ve tasdik etmişlerdir.
Hatta hadis otoriterlerince pek itibara alınmayan ve şiddetli lakabıyla adlandırılan İbni Teymiye bile bu Hadisin manasını fetva kitabında izhar etmiştir.
Cumhuru ulemanın görüşü de benzer şekildedir. Şeyh Abdulkadir Geylani, İmamı Rabbani, İmamı Gazali, Mevlana Cami, Mevlana Halidi Bağdadi, Şeyh Ahmedi Cezeri, Bediüzzaman Said Nursi bu hadisi kutsiyi kabul edip izahta bulunmuşlardır, vesselam…
Fatma Saçak Akbulut
LEYLEK
Fatih ORUÇ
Abd Ve İngilizlerin Irak Felluce Katliamları
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Hüseyin KURT
Karadeniz’i Atık Çukuru Yapmak
Halil MERT
Türkiye–iran kardeş devletleri için Emperyalizmin büyük tuzaklari
Eyüphan KAYA
Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)