Deniz Harp Okulunun yetiştirdiği en önemli şahsiyetlerden bir tanesi Hüseyin Rauf Orbay’dır. Aynı Necip Fazıl Kısakürek gibi devrin baskıcı yöneticileri ile anlaşamadığından dolayı türlü türlü iftira ve suçlamalara maruz kalmıştır. Fakat doğruların bir gün mutlaka ortaya çıkma huyu vardır. İşte bu günkü denizcilik yazımızda Bu büyük denizci ve devlet adamımızdan bahsedeceğiz.
Hüseyin Rauf Bey, gerek Osmanlı Devleti gerekse Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde önemli vazifelerde bulunmuş, denizci, asker, siyaset adamı ve mühim bir diplomattır. Ülkemizin savaş ve işgallerle boğuştuğu her dönemde kilit roller üstlenmiştir. Bahriye vekilliği, başbakanlık, milletvekilliği, büyükelçilik gibi önemli görevleri başarı ile yerine getirmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda ve Misak-ı Milli adı verilen devletimizin temelinde bu zatın emeği ve gayretleri vardır.
Bu büyük hizmetlerinden dolayı İngilizlerin işkencesine ve Malta adasına sürgün ile cezalandırılmıştır. Tarihçilerimizin bu büyük devlet adamına karşı duyarsızlığı gerçekten çok ciddi bir kusurdur. Türk milleti ve denizcileri, bu zatı tanımak zorundadır. Çünkü dünya çapında bir şöhreti ve kimseye nasip olmayan askeri başarıları vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi başkanları ile her konuda anlaşamamış olması bir ayıp değildir. Çünkü kendisi de bir siyaset adamıdır. Cumhuriyetimizin ilk partilerinden olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer almıştır. Umulur ki; Hükümetimiz, Genelkurmay Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bu büyük askeri kişilik üzerindeki ambargoları kaldırarak hakkını ve itibarını iade eder.
Eğer bu kurumlar Hüseyin Rauf Orbay hakkında gerçekleri yazmayıp iftiralar savurmaya devam ederse çok çirkin ve ayıp bir cürümü işlemiş olacaktır. Zira her vatan evladının bu kahraman denizci ve askeri tanıması gereklidir.
Dillere destan olduğu için “Bahriye’de 15 Yıl” isimli kitabımda Rauf Bey’in Hamidiye Kruvazörü Komutanı olarak gerçekleştirdiği harekâta yer vermiş bir çok makalemde bu zatın üstün vasıflarına değinmiştim. Bütün bunları yok sayıp sadece “Mondros Mütarekesi’ni” Osmanlı Devleti adına imzalamasından dolayı devlet resmi söylemlerinde layık olmadığı sözlerle anılması çok üzücü bir durumdur. Bu ateşkes anlaşması konusunda da bilinmesi gereken çok önemli hususlar vardır.
Mondros ateşkesi sürecinde Osmanlı Devletini Mondros’da kimin temsil edeceği sorusuna ilk olarak Adliye Nazırı Hayri Efendi ‘’Hüseyin Rauf Bey’’ ismini vermiştir. Rauf Bey ise diplomasi mesleğinde tecrübeli bir zatın tayini, ordu mensuplarından elverişli birinin de ona yardımcı olarak katılmasını önermiş ve affını istemiştir.
Ancak Sadrazam İzzet Paşa’nın doğrudan hitabı, padişahın da bir an evvel muharebenin sonlanmasını istemesi ve esir tutulan İngiliz General Towshend’in mütarekeyi müzakere edecek “Heyette Rauf Bey’in bulunmasının faydalı olacağı görüşü” üzerine görevi kabul etmiştir.
Bu maksatla 24 Ekim gecesi Peykişevket adlı destroyerle İstanbul’dan Bandırma’ya geçen Osmanlı heyeti üyeleri, buradan trenle İzmir’e, 26 Ekim sabahı Muzaffer adlı römorkörle İzmir’den ayrıldıktan sonra bir İngiliz mayın tarama gemisine geçmişlerdir. Önce Midilli Adası’na, buradan da Liverpool adlı İngiliz kruvazörüyle Limni Adası’nın Mondros Limanı’na ulaşmışlardır. Heyet gece vakti İngiliz Agamemnon zırhlısının güvertesinde Amiral Calthorpe tarafından karşılanmıştır. Fakat saatin geç olduğu ve heyet üyelerinin yorgun olduğu için görüşmeler ertesi sabaha bırakılmıştır.
Ertesi sabah, müşavir olarak katılacak olan iki kumandan Amiral Seymur ve Albay Labens ile Binbaşı Dikson, kâtiplikle görevli birkaç genç teğmen gelmiştir. Görüşme öncesi baş başa bir konuşma isteğini Calthorpe kabul etmiştir. Rauf Bey, savaşa girme nedenin asıl olarak “Rus tehlikesi olduğunu, bir ihtilal gerçekleşmişse de Rus tehlikesinin tamamen ortadan kalkmadığını, istiklale dokunacak şartların kabul edilemeyeceğini” diplomatik bir dille iletmiştir. Bir saate yakın sessizce dinledikten sonra Calthorpe, Osmanlı ve İngiliz menfaatlerini korur bir dostluğun yeniden başlaması için elinden geleni yapacağını belirtmiştir. Fakat bir çok İngiliz gibi o da sözünde durmamıştır.
Rauf Bey kendisine uzatılan metni incelediğinde bütün askerlik ve siyasi hayatının en sıkıntılı ve küçük düşürücü anıyla karşı karşıya kaldığını hissetmiştir. Bu metni, millet ve devlet adına imzalamak kendisi için çok zor bir durum olmuştur. Maddeleri okumak için süre istediğinde ise Calthorpe’den “Bu bir teklif değil, karardır” cevabını almıştır.
Mevcut durumu Padişah’a ve Bab-ı Ali’ye bildiren Rauf Bey; “evet” cevabı gelince mütarekeyi imzalamıştır. Bundan sonrasındaki mütareke döneminde İstanbul’un en bedbaht adamı da Rauf Bey olmuştur. Zira Mondros’dan dönüşünde gazetelere verdiği “İmzaladığımız mütarekeyle bağımsızlığımız ve saltanat hukuku tümüyle kurtarılmıştır” beyanatı; İngilizlerin sözlerinde durmaması nedeni ile eleştiriye uğramıştır.
Osmanlı Hükümetince 12 milyon İngiliz altını karşılığında satın alınan “Sultan Osman, Reşadiye ve Fatih Kruvazörlerini” teslim almak üzere İngiltere’ye gittiğinde de İngilizlerin verdikleri sözlerde durmadığını bizzat görmüştür. İngilizlerin bu çirkin tutumu yerine Rauf Bey’i suçlamak tuhaf ve anlaşılması güç bir durumdur.
Ne gariptir ki; 40 gün önce Filistin cephesinde Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci Ordu Komutanlarının cepheyi terk edip büyük bir bozguna uğramasına Rauf Bey sebep olmuş gibi çok haksız bir muameleye maruz kalmıştır. Fakat öncelikle Osmanlı paşaları ateşkes anlaşmasının bir an önce imzalamasını Rauf Bey’den istiyorlardı. Mütareke imzalandıktan sonra 13 Kasım 1918 de 55 parçalık düşman filosu, Dolmabahçe önüne demirlemiştir.
Bu haksız itham ve suçlamalara değindikten sonra Rauf Bey’in askerlik hayatından küçük bir kesiti anlatalım. Zira bu küçük zaman diliminde dünya denizcilik tarihinin ilk defa gördüğü bir harekâta Rauf Bey imzasını atmıştır.
Rauf Bey, 1911 yılında İtalyan-Osmanlı savaşında Trablusgarp’ta ikmal işlerini sağlamak için görev almıştır. Hemen akabinde başlayan Balkan Harbi’nde ise Hamidiye Kruvazörü’ne komutan olarak atanmıştır. 1912-1913 yılları arasında Varna, Dıraç Şinkin baskınları ile Osmanlı devletinin belki de tek başarısına imza atmıştır.
Balkan bozgunları sonucunda ortaya çıkan moral çöküntüsüne karşı Osmanlı Deniz Kuvvetlerinin haysiyetini kurtarması neticesinde Rauf Bey’e “Hamidiye Kahramanı” unvanı verilmiş ve harekat sonunda İzmir’de iken rütbesi binbaşılığa yükselmiştir. Çünkü Balkan Harbi, Osmanlı Devleti açısından gaflet, bozgun ve felaket anlamına gelmektedir. Rumeli topraklarının büyük bir kısmı bu savaşta kaybedilmiştir.
Balkan Harbi esas olarak karada cereyan etmiş olmasına rağmen Osmanlı donanması kara savaşına yardımcı olacak taktikler geliştirememiştir. Ancak balkan harbinde Hamidiye’nin Harekatı, Erdirne’nin Enver Paşa tarafından geri alınmasından başka tek başarılı harekât olarak tarihe geçmiştir.
İşte o günlerde Balkan Harbinin en dehşetli anları yaşanıyordu. 500 Yıl idaremiz altında kalan milletler, daha doğru dürüst orduları bile olmadığı hâlde çapulculardan meydana gelmiş topluluklarla vatanımızı işgal ediyordu. Hatta Bulgarlar, uzun bir kuşatmadan sonra Edirne’yi de düşürmüşlerdi.
Bütün bunlara sebep olarak ordunun politikaya karışması, generallerin birbirini ekarte etmek için bilerek orduyu zayıf düşürmesi ve Sabetaycı generallerin ordunun en kilit noktalarını ele geçirmesi en dikkate değer tespitler arasındadır.
O Tarihte İttihat Terakki’nin darbeci yöneticileri tam bir diktatörlük kurmuştu. Yunanlılar birer birer bütün Adalar Denizindeki küçük büyük bütün adalarımızı işgal ediyordu. Osmanlı Donanması, Yunan zırhlısı Averof ’un korkusundan Çanakkale’de kilitli kalmış, Adalar Denizine çıkamıyordu.
İşte bu acılar yaşanırken Rauf Bey ortaya çıktı. Daha rütbesi yüzbaşı idi. Hamidiye Kruvazörü ile Yunan adalarına saldırmayı ve bu sayede Averof ’u üzerine çekerek adalarda direnen Osmanlı askerlerine, bir parça yardım edeceğini söylemişti.
Donanma komutanlığı gerekli izni verdikten sonra gece gizlice Çanakkale’den çıktı. Daha Yunan Donanması ne olduğunu anlamadan Şıra Adasındaki cephaneliklerinin infilâk ettiğini gördü. Değil sadece Averof, belki bütün Yunan donanması Hamidiye Zırhlımızın üzerine gönderilmişti.
Bu arada Karadeniz’de de harekatına devam etmişti. 21 Ekim 1912’de Kovarna, 28 Ekim’de Varna’yı bombalamıştır. Kömür ikmali için İstanbul’a döndükten sonra Bulgar saldırısında darbe almış yaklaşık kırk gün bakım yapılmıştır. Beyrut ardından Port Sait’e yöneldikten sonra Draç’ta Sırp ordugâhını vurmuştur. Şingin’e geldiğinde ise limanda dokuz gemi zincirli bulunmaktadır. Hamidiye’nin topları gürleye ortalığı cehenneme çevirmiştir.
Bu başarılarından evvel Hamidiye Akdeniz’de Trablusşam, Suriye, Mısır ve Hicaz kıyılarını takip ederek, Yemen’in Hudeyde iskelesine kadar gitmiştir. Buralarda Hamidiye’yi Türk denizciliğinin bir sembolü sayan Müslümanlar, çok büyük sevgi gösterisinde bulunmuşlar ve kruvazörün tüm ihtiyaçlarını karşılamışlardır.
Hamidiye’nin yiğitliğini tek şahsın, hatta tek gemi kadrosunun eseri olarak görmek hatalıdır. Bu destan elbette Rauf Bey’in zihninde filizlenmiş, onun mesleki yeteneği ile hayalden gerçeğe dönüşmüştür. Ancak mürettebatı ile onların cesareti bir araya geldiğinde Türk denizciliğinin müstesna yapısı ve kahramanlığı ile mümkün olabilmiştir.
Balkan Harbi’nin acıları içinde perişan olan millet, Hamidiye’ye kadar mağlubiyetler, bozgunlar ile duraklamış sonrasında ise Edirne’yi kurtaran hamle mümkün olmuştur.hatta denilebilir ki Rauf Bey’in mesleğinin haricindeki hizmet ve muvaffakiyetlerinin de yolunu açmıştır.
Hamidiye’nin Komutanı Rauf Bey, Adalar Denizinde cephane taşıyan Yunan ticaret gemilerini batırarak yeni bir savaş metodunu yani “denizlerde ticaret harbini” yapıyordu. Yunanlı gemi kaptanlarından Yunan donanmasının nerede olduğunu öğreniyor ve hepsini kolayca atlatıyordu. Akdeniz’de izini kaybettirmek için Adriyatik Denizine doğru ilerlemiş ve burada birkaç Sırp mevziini de bombalamıştı. Küçük de olsa bazı Sırp lojistik gemilerini de batırmıştı. Balkan Savaşı süresince neredeyse tek başarılı harekât yapan tek askeri birliğimizdi.
Başka cephelerde ise mağlûbiyetten başka hiçbir sonuç alınamıyordu. Bu arada onarım ve yakıt ikmali için Malta’ya da gitmişti. Rauf Bey ülkelerarası hukuk kurallarını ve inceliklerini çok iyi biliyordu. İngilizcesi fevkalade idi. Yunanlıların bütün olumsuz girişimlerine rağmen İngilizlerin kontrolündeki Malta’da onarımlarını yaptı ve kömür ikmalini temin ederek, tekrar Akdeniz’e açılmıştı.
Yine Yunan gemilerini batırıyor, bütün Yunan donanmasını peşinden sürüklüyordu. Beyrut’a gitmiş burada bir müddet kaldıktan sonra aldığı bir emir üzerine Süveyş Kanalından geçerek, doğruca Kızıldeniz’e geçmişti. İsyan eden Yemenlileri, tehdit ederek tekrar hizaya getirdikten sonra tekrar Süveyş’i geçerek Ege’ye gelecekti.
Bu arada savaş bitmiş, Osmanlı Ordusu belki de Hamidiye’nin başarılarından örnek alarak toparlanmaya başlamıştı. Edirne, Bulgarlardan geri alınmıştı. Rauf Bey, milleti için her türlü tehlikeye atılmış ve başarılı olmuştu. Bu derece şerefli ve başarılı harekât yaptığı hâlde kendisini pahalıya satmamıştı. O milletin çektiği acıları yaşıyor, her gün yeni bir felaketin yaşandığı İstanbul siyasetinden, uzak duruyordu.
Almanlar, onun bu harekâtından çok etkilenmişlerdi. Sırf bu yüzden iki büyük zırhlıyı, Birinci Dünya Savaşı esnasında Atlantik Okyanusuna gönderdiler. Amaçları aynen Rauf Beyin Yunanlılara yaptığı gibi İngilizlerin ikmal yollarını vurmaktı. Fakat onlar Rauf Bey gibi başarılı olamadılar. Arjantin açıklarında Birinci Falkland Savaşı sonucunda, her iki gemiyi de kaybettiler.
Almanlar, İkinci Dünya Savaşı esnasında da “ticaret savaşı” taktiği bir kere daha denediler. Fakat yine başarısız oldular, bu sefer batmaz dedikleri Bismarck Zırhlısı da batırılmıştı. O dönemde ve daha sonraki yıllarda da anlaşılmıştır ki, savaşta zafer için en önemli etkenlerden bir tanesi; ikmal ve lojistiktir. Eğer ikmal yolları kesilirse, ne kadar mükemmel silâhları da olsa, o ordu yenilmeye mahkûmdur.
Günümüzde ABD ordusunda en önemli mevkilerde ikmal kökenli subaylar bulunmaktadır. Çünkü bu subaylar yükselme konusunda diğer branşlardan yetişen arkadaşlarına göre daha şanslıdırlar. Ne yazık ki kara kuvvetlerinde lojistik, biz denizcilerin kullandığı ifade ile ikmal bölümü, gerekli önemi kazanabilmiş değildir.
Bu nedenle Rauf Bey cephanesini çok az kullanıyordu. Hatta yakaladığı Yunan gemilerinden bazılarını, mahmuzlayarak batırmıştı. Dünya denizcilik tarihinde son mahmuzlayarak gemi batırma şerefi de kendisine ait olarak kalacaktı. Zira Hamidiye eski savaş gemilerinde bulunan şimdi ise ancak buz denizlerinde işe yarayan sivri kısmı kullanıyordu. Top sesi işitilmeden Yunan gemilerini mahmuzlayarak delen Rauf Bey Akdeniz’de Yunan gemilerinin bir kâbusu olmuştu. Fakat diğer denizci subayların kendisi gibi cesur ve yürekli olamayışından dolayı Balkan savaşı büyük bir bozgun ile sonuçlanmıştır.
Rauf Bey ve Hamidiye, 7 Eylül 1913 günü İstanbul’a gelmiştir. 7 Ay 24 günlük bir ayrılığın arkasından gerçekleşmiştir. Hamidiye’yi padişah ve hükümet adına daha Çanakkale’de karşılayan Binbaşı Ömer Fevzi Bey olmuştur. Rauf Bey ile Trablusgarp Savaşı’ndan arkadaş olan Ömer Fevzi Bey Hamidiye’ye Doğu Akdeniz’de kömür temin eden kişidir.
Bahriye Nazırı Mahmut Paşa, Maliye Nazırı Rıfat ve Dâhiliye Nazırı Talat Beylerle muhtelif cemiyetler temsilcileri ile İstanbul şehri adına heyetler ve cidden muazzam bir kalabalık tarafından karşılanan Hamidiye ve kahraman mücahitleri etrafları bayraklarla donatılmış vapurlar, istimbotlar ve sandallarla dolu halk tarafından da coşkun tezahürlerle selamlanarak, alkışlana alkışlana gazaları tebrik edilmiştir.
Hüseyin Rauf Bey, Birinci Dünya Savaşı esnasında da çok önemli görevler almıştı. En önemlilerinden bir tanesi ise şuydu. İngilizlerden kaçarak Osmanlıya sığınan ve sonradan Yavuz ve Midilli adlarını alan her iki gemiyi de işgal etme planını yapmıştı. Çünkü bu iki gemi satın alındığı iddia edilse ve Türk bayrağı çekilmiş olsa da Alman donanmasına bağlı olarak hareket ediyordu. Subaylarının çok azı Osmanlı zabitiydi.
Fakat Osmanlı Hükümeti daha savaş başlamadığı halde bu önemli planı kabul etmedi. Sonunda Alman provokasyonu ile savaşa girmek zorunda kalacaktık. Bize sığınmış ve bayrağını değiştirmiş bu gemiler, Enver Paşanın da karşı koymasına rağmen Rus limanlarını topa tutmuş, savaşa Almanlar tarafında girmemize neden olmuştu.
Rauf Bey, Filistin bozgunu sonucunda Mondros’a giderek ateşkesin imzalanmasını sağlamış ve Mondros Ateşkes sınırları, daha sonra “Misak-ı Milli” sınırlarımız olmuştur. İşte Milli mücadelenin en önemli belgesinin altında da bu zatın imzası vardır.
Son Osmanlı Meclisinde Misak-ı Milli’nin ilanından sonra İngiliz askerleri Meclis’i basmış ve Rauf Bey’i tutuklayarak Malta Adasına sürgün etmişlerdi. İngiliz subaylarının serbest bırakılması karşılığında sürgünden kurtulmuş ve Ankara’ya gelerek milli mücadeledeki en önemli görevleri üstlenmişti.
Yeni kurulan Mecliste aktif olarak görev yapıyordu. Hey’et-i Temsiliye Reisi, yani bugünkü tabirle başbakanı olmuştu. Fakat nedense onun bu özelliği doğru dürüst bilinmemektedir. Hatta denizcilerimizin çoğu bu önemli şahsiyeti bile bilmemektedirler. Muhtemelen bu makaleyi okuyana kadar birçok kişi bilmiyor olacaktır.
Fakat zararın neresinden dönülürse, kârdır. Tarihi, hele hele kendi tarihini bilmemek kadar büyük bir ayıp olamaz. Milli mücadelede Rauf Bey en az Ethem Bey kadar hizmet etmiştir. Fakat bizler ne yapmışız, bu şahısları, sırf CHP’nin genel başkanları ile anlaşamadı diye unutuvermişiz. Hatta düşman sınıfına sokmuşuz.
Bahriye mektebinde derslerimizden bir tanesi de Deniz Harp Tarihiydi. Dersin hocası değerli bir binbaşıydı. Fakat bu derste çok lüzumsuz şeyler anlatılıyor yukarıda değindiğim önemli olaylardan hiç bahsedilmiyordu. Hatta Alman amirali Karl Dönitz’in hatıraları kitabını, satın bile almıştık. Fakat nedense Rauf Bey’den hiç bahsedilmemişti.
Evet, bu Alman amiralinin kitabı gerçekten çok güzeldi ve denizaltı savaşını anlatıyordu. Ama ben hiç olmazsa Türk amirallerini, Zheng He’yi ve Rauf Bey’i de bilmek isterim. Bu vesile ile bize anlatılmayan, fakat sonradan hayatını öğrendiğim birçok denizcimizin dillere destan hikayelerini öğrenmek dileğiyle, vesselam…
Nihat Güç
Rol Modellerimz (!)
Halil MERT
İran… Abd’nin Pehlevi Dayatması
Seyfettin BUDAK
İç Pusulan Bozulduğunda Hayat Kime Ait Olur?
Adnan ÖZ
Kupada iki de iki yaptık!
Önder GÜZELARSLAN
Muğla Şehit Ziya İlhan Dağdaş Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesi
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)