Bahriye Mektebinde 1983 yılında Türk öğrencilere oruç tutmak yasaklanmış fakat 15-20 öğrenci arkadaşımla birlikte bu yasağa karşı direnmiştik. Daha sonraki üç yılda bu yanlış ve rezil uygulamanın yürümediğini gören komutanlar oruç tutmayı serbest bırakmış Ramazan ayı süresince iftar ve sahur yemekleri çıkarılmıştı. Oruç tutan öğrencilere uygun bir şekilde mesai düzeni tanzim edilmişti.
Bizden önceki yıllarda da oruç tutmanın yasak olduğunu 1982 yılı mezunu bir büyüğüm söylemişti. Komutan oruç tutarmış lakin kimseye de oruç tutturmazmış. “Sizin günahımız bana” diyerek öğrencilere karşı saygısızca davranırmış.
İşte Deniz Harp Okuldaki oruç tutma yasağı öğrencilerin kararlı tutumu karşısında bir işe yaramayınca bu sefer Ramazan orucu Türk öğrencilerine de serbest bırakılmıştı. Oruç tutmak isteyen öğrencilerden isimlerini verilen listeye yazdırmaları istenmişti.
Sınıfımız 220 mevcutluydu ve bunların içerisinden 30 civarında öğrenci ismini yazdırmıştı. Tabur komutanımız denetlemeler dışında öğrenciler içine çıkmazdı. Fakat ilk defa muayene müracaat taburuna gelmişti. Meselenin Ramazan orucu olduğunu konuşmaya başlayınca anlamıştık.
İkinci Sınıfın Tabur komutanı bu 30 kişilik listeden hoşlanmamış olacak ki bütün öğrencileri bir araya toplamış ve öğrencilerin çok tepkisini çeken bir konuşma yapmıştı. Yaz aylarına rastlayan Ramazan ayında oruç tutmanın çok güç olacağını, spor ve askeri eğitimin yanı sıra görmüş olduğumuz derslerin de oruç tutmaya mani olduğunu söylemişti. Daha bir sürü zırva sayılacak sözleri sıralayarak öğrencilerden açıkça oruç tutmamalarını istemişti.
Bu konuşmayı yaptığı esnada okulumuzun basketbol takımında oynayan ve başarılı bir oyuncu olan Volkan; “müracaatım var komutanım” diyerek taburun önüne çıkmıştı. Dört yıllık okul hayatı boyunca ilk defa bir öğrencinin bu şekilde “müracatım var” diyerek ortaya çıktığını görmüştüm.
Volkan biraz da başarılı bir sporcu olmanın verdiği özgüvenle “oruç tutmanın öğrenciler için bir engel olmadığını” dile getirmişti. Nihayetinde “her türlü güçlüğe rağmen sınıf olarak oruç tutmak istediğimizi” söyledi.
Tabur Komutanımız mos mor olmuştu. Hiçbir şey söyleyemedi ve kendisini aşağılanmış hissederek çok kötü bir biçimde taburdan ayrıldı. Bütün sınıf arkadaşlarım Volkan’ın bu patlamasından gurur duymuştuk. Herkes kendisini tebrik etmişti.
Bu garip durumu herkes tam olarak anlayamayabilir. “Canım ne var bunda? Oruç tutmak istemek çok zor bir iş mi?” diyebilir. Lakin askeri okul öğrencisi olarak hele hele darbe yıllarında bu şekilde davranıp taburun önüne çıkmak büyük bir cesaret işiydi. Çünkü acımasızca askeri öğrencileri okuldan atıp ailelerine ağır para cezası veriyorlardı.
İlginçtir, komutanın ayrılmasından sonra yeni bir liste yapılmıştı ve bu liste önceki listeye göre iki kat daha çoğalmıştı.
Yıllar önce yaşanmış bu olay bana şunu öğretti ki “ülkemizde Volkan’lar bitmez, bu asil millet; dinini ve inançlarından gelen manevi değerlerini daima koruyacaktır”.
İşte nice kıymetli insanla birlikte cesur yazar Necip Fazıl Kısakürek’i yetiştiren Bahriye Mektebi, bu hususu ispatlamıştır. Bu dindar millet; hamiyetli ve gayretli evlatlarını asla unutmamış dualarını asla esirgememiştir.
Bu vatanın yetiştirdiği askeri öğrenciler her türlü olumsuz ve güç şartlara rağmen gerektiğinde Volkan olup patlayabilmiştir. 15 Temmuz 2016 askeri darbesi esnasında tanklara karşı göğsünü siper ederek kahramanlık yönünü bir kere daha ispatlamıştır.
1980’li yıllara dönecek olursak bizim sınıfın mezun olmasından sonra Deniz Harp Okulunda müthiş bir terör estirilmişti. Namaz kılan ve başarı listelerinde en önde olan öğrenciler okuldan atılmışlardı. Gerekçe “disiplinsizlik” idi. Namaz kılıp oruç tutmak, içki içmemek demek ki bu faşist darbeci askerlerin gözünde disiplinsiz bir davranıştı.
Bu düpedüz din düşmanlığı sonunda bütün öğrenciler dinden ve dindar insanlardan korkutulup ürkütülmek istenmişti. Edepsizliğin bini bir paraya düşmüştü. İşte bu durumu fırsata çeviren FETÖ örgütü, namaz kılanlara, oruç tutanlara ve dinini yaşamak isteyenlere karşı çıkmıştı. Dininin asgari gereklerini yani namaz ve oruç gibi ibadetlerini yapanlara “Donkişot” diyerek akıllarınca dalga geçiyorlardı.
Fetocuları bu sayede tanıma fırsatını bulmuştuk. Bunların yaptığı fenalığın en açık delili oruçtu. Öğrenciliğimizin ilk yılında oruç yasak olduğu halde bizimle beraber tutan öğrenciler, Feto’nun kancasına takılınca; oruç tutmak serbest bırakıldığında dahi bu sefer Ramazanı yemeğe başlamışlardı. Niçin böyle yaptıkları sorulunca “midesinden rahatsız” olduğunu söyleyerek aklınca insanları kandırdıklarını zannediyorlardı.
İşte bu hain FETÖ-Faşist işbirliği; 1980’li yıllarda acımasızca devam ediyordu. Faşist Evren “irtica” yaygaraları ile insanları kışkırtıyor komutanlar da hukuksuz ve yasadışı emirler yayınlayarak dindar askerler için “komayın, yaşatmayın” demişlerdi. Her türlü zulmü gencecik vatan evlatlarına reva görüyorlardı.
Bunun en insafsızca uygulaması 1987 yılında yine Deniz Harp Okulunda uygulamaya konulmuştu. Bu zulmü yaşayan bir deniz subayı, yaşadıklarını bana şöyle anlatmıştı:
“Sizin sınıf yani 9000’ler mezun olduktan sonra 7 son sınıf öğrencisi ki bir tanesi Deniz Lisesi birincisi idi, hepsini okuldan attılar. Birkaç ay sonra subay olacak olan bu öğrenciler derslerinde başarılı olduğu gibi okulun en disiplinli öğrencilerindendi. Sırf gözdağı vermek için namaz kılan bu öğrencileri okuldan attılar. Yüklü bir maddi ceza ödettikleri yetmiyormuş gibi bir de eğitim haklarını da ellerinden almışlardı. Okulda tam bir terör estiriyorlardı. O yıl Ramazan orucu yasaklanmamıştı. Fakat iftar ve sahur yemekleri çıkarılmıyordu. Üstelik öğle ve akşam yemeklerine girmek mecburi idi. Girmeyen öğrencilerin sırası boş kalıyor, bu öğrencileri disiplin cezası ile cezalandırıp hafta sonu izinsiz bırakıyorlardı”.
İşte “Çin işkencesi” adı verilen zulmün Türkiye uygulaması böyle oluyordu. Resmen oruç tutan öğrencileri yıldırmak için yemeğe zorla sokup terör estiriyorlardı.
Bu subay arkadaşımı; musibet ve sıkıntıların geçici olduğunu, bunun devamlı olamayacağını ve sabredenlerin büyük mükafat ve ecir kazanacaklarını söyleyerek teselli etmeye çalıştım.
Nitekim 1987 yılı benim için de çok zorlu geçmişti. O yıl ki irtica teröründen ben de etkilendim. Deniz Harp okuluna çağırarak öğrencilere “namaz kılmak ve Said Nursi’nin kitaplarını okutmaya çalışmak” suçu ile okul yönetimi tarafından sorgulandım.
Yine bir Ramazan günü yapılan bu sorgulamada zavallı öğrencileri karşıma dizip bu iddialarını yüzüme karşı söylettiler. Ben de “öğrencilere baskı yapmadığımı fakat suç olarak iddia edilen namaz kılma hususunu ve kitapları tavsiye ettiğimi” hepsinin yüzlerine söyledim.
Okul Komutanı Ekmel Totrakan beni hukuksuz olarak sorgulayan ise Alay Komutanı da Gürkan Key idi. Alay Komutanı sahsıma karşı alaycı bir yaklaşım ile küstahça davranmıştı. Ben de Volkan’ın 3 yıl önce göstermiş olduğu cesareti göstererek “Siz ne biçim Alay Komutanısınız, okulda irtica yok, komünist faaliyetler var” diyerek ikinci bir Volkan patlaması gerçekleştirmiştim.
Rütbem Teğmendi ve yeni olduğu için pırıl pırıl parlıyordu. Karşımdaki Alay Komutanı ise bütün öğrencilerin önünde tören yürüyüşü yapan bir Kurmay Albay idi. Benim yüksek sesle cevap vermem karşısında Alay Komutanı aynı Tabur Komutanımız gibi mos mor olmuştu. Sözlerime tahammül edemeyerek makam odasını terk etmişti.
Odadan ayrılıp muhtemelen Okul Komutanının yanına gitti. Bir müddet sonra dönünce yüzü hala mosmor idi. Yanında daktilo yazan astsubayları getirmişti ve beni soru yağmuruna tutmaya başladı. Bildiklerimi bütün içtenliğimle ve pervasızca haykırdım. Gözüm kararmıştı ve ordudan atılmaktan korkmuyordum. Önemli olan herkesin bildiği bu gerçekleri haykırmak ve kayda geçirmekti
Saatler süren sorgu sualden sonra nihayet Alay komutanının aklına gelmiş olacak ki “oruç tutuyor musun?” diye sordu. “tutuyorum” deyince de asker karavanasından yemek getirtmişti.
İftarımı açarken de komutanın hala çenesi durmuyordu. Artık cevap vermemeye başladım. Sorularına cevap vermeyince de o da sustu. Bana 50 sayfaya yakın konuşma tutanağını imzalattılar. Her sayfasını oku ve imzala dediler. Söylenilen her şey daktilo ile yazılmıştı. Sözlerimden başka farklı bir şey görmedim ve bütün sayfaları imzaladım.
Daha sonra beni görev yaptığım birliğime gönderdiler. Her halde yakında beni de ordudan atarlar diye düşünmüştüm. Lakin başka soruşturmalar daha oldu. Yapılan yanlışlıklar fark edilmiş olsa gerek ki beni ordudan atmadılar. Yüzbaşı rütbesine kadar savaş gemilerinde ve karargah birliklerinde görevime devam ettim.
Nihayet eşimle birlikte başörtüsü yasaklarına uymadığım için önce “şüpheli” sonra da “sakıncalı” kategorisine alınarak 28 Şubat 1997 tarihinde Yüksek Askeri Şura Kararı ile resen emekli edilerek ordudan ayrılmak zorunda kaldım.
Ordudan ayrılış belgesinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ve Başbakan olarak da Necmettin Erbakan’ın imzası vardı. Bu dönemde faşist generallere şirin görünmek isteyen sivil yöneticiler; benim gibi binlerce askeri acımasızca ordudan atmışlardı.
Bunun sonucu ise ortadadır. FETÖ örgütü ile beraber faşist generallerin işbirliği ile her 8-10 yılda bir kesintisiz darbe süreci devam etti. En sonunda 104 Amiral’in darbe bildirilerine çok benzeyen bildirisine karşı soruşturmalar açıldı.
Bu yazıyı okuduktan sonra FETÖ örgütünün nasıl palazlandığını ve dindar insanların gözünün yaşına bakılmadan nasıl ordudan tasfiye edildiğini anlayabilirsiniz. “Bahriye’de 15 Yıl” isimli bir kitap yazarak bu konuları daha detaylı bir şekilde yayınlayıp neşrettim. Bu kitap ilk olarak 1997 yılında yayınlandığı halde hiçbir ders alınmadı. Kesintisiz darbe süreci devam etti.
İnşallah bu volkan patlamaları ve üzücü olaylardan ders çıkaran yöneticiler olur. Orduda dindar insanlara karşı yürütülen acımasız müdahalelere bir son verilir, vesselam…
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatih ORUÇ
SADİZM
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Halil MERT
Polislerimiz şehid oldu
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Rahmetin Kapısında Bir Gece
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Aydan KURT
Çok şey istemedik...
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)