Bereketli Ramazan ayı yaklaşıyor. İşte bu vesile ile zaman kavramına ve takvimcilik konusunda yaşanan bazı ilginç olaylara değinmek istiyorum. Ayrıca yıldönümü ve kutsal gecelerin tespiti ile ilgili bazı tartışmalara açıklık getirmekte yarar vardır.
Dünyada en çok kullanılan takvim Miladi ve Hicri takvimdir. Çin’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde kendine özgü takvimler olsa da hayatın içine yerleşmiş olan sadece bu iki takvimdir.
Müslüman ülkelerde dini bayramlar ve özel günler; Kamere yani Ay takvimine göre yapılır. Kameri takvim denilmesinin sebebi; gece gökyüzünde her günde farklı bir şekilde bulunmasıdır. Ayın başı ortası ve sonunda olduğumuzu çok rahatlıkla gökyüzüne bakıp anlayabiliriz. Fakat dünyanın hemen hemen her yerinde Miladi takvim kullanılır. Çünkü bu takvim mevsimlere göre düzenlenmiştir. Özellikle çiftçilere kolaylık sağlar devlet yönetiminde daha elverişlidir.
Güneş takviminin özelliği gereği mevsimler hep aynı zamana yani aynı aylara denk gelir. Bu sayede çok eski yıllardan beri vergiler hasat zamanında toplanabilmekte, mevsim şartları dikkate alınarak planlamalar yapılmaktadır. Fakat önemli yıldönümleri ve kutsal günler açısından kullanılışlı değildir. Zira belirli bir düzen olduğunu söylenemez. Milâdî takvim; yani güneşe göre düzenlenen takvim o kadar çok değiştirilmiştir ki yıldönümlerinin aynı güneş yılı tarihine uygun olması mümkün değildir. Bu konuyu biraz açmakta yarar var. Lakin önce zaman konusuna değinmek gerekiyor:
Zaman, göreceli bir kavram olup Aristo'ya göre zaman; hareket eseri ortaya çıkmıştır. Buna göre zaman hareketin ürünüdür ve görecelik (izafi) denmesi de bu yüzdendir.
Zaman kavramı fizikte “t” harfiyle tanımlanır. Latince zaman anlamına gelen tempus kelimesinin baş harfidir. Yine zamanın objektif olarak var olup olmadığı, fiziğin en önemli ve çözülemeyen konularının başında gelir. Planck zamanı denilen saniyenin 10−43'te birinden daha kısa olan süre, fizikçilerce içinde bulunduğumuz 3+1 boyutlu uzayın sınırı ve kara delik ortamının başlangıcı olarak kabul edilir.
Zamanın tıpkı ışık gibi bükülebileceği varsayılmaktadır. Bu yüzden zaman yolculuğun mümkün olup olmadığı birçok bilim adamı tarafından düşünülmektedir. Bast-ı zaman kavramı İslam terminolojisinde çok önemli olup zamanın genişlemesi anlamına gelmektedir. Aklın eremediği birçok olay bast-ı zaman kavramı ile izah edilmiş anlaşılmaya çalışılmıştır.
Zamanın akıp akmadığı veya hangi yönde aktığı da aynı şekilde fiziğin en tartışmalı konulardan olup uzayda meydana gelen her şey zamanın içindedir. Sebep-sonuç ilişkisi bu sayede zaman akış oku ile izah edilmektedir.
Zaman, ışık hızı ile de dolaysız ilişki içinde olup maddenin ışık hızına yaklaşması durumunda zamanının yavaş akması söz konusudur. Zamanın; ışık hızında durması ve ışık hızı ötesinde de tersine akması teorik olarak mümkün olduğu söylenir.
Takyonlar denilen atomaltı parçacıkların ışıktan hızlı hareket ettiği ve zamanlarının gelecekten geçmişe doğru aktığı veya içinde bulunduğumuz uzayzamandan başka sonsuz sayıda da ihtimalin olabileceği hipotezleri de modern fiziğin ve Rölativite Teorisi’nin temelini oluşturan konulardandır.
Bu noktada Rabbimiz olan Allah’ın zamandan ve her türlü kayıttan münezzeh yani ayrı olduğuna iman etmek; Tevhid’in en önemli noktalarından bir tanesidir. Müslümanların bu anlamı içeren “sübhanallah” kelimesini niçin çok zikrettiği şimdi daha iyi anlaşılabilir.
Zaman, başka olaylarla ilgi kurarak ölçülebilir. Bir gün, bildiğimiz gibi, dünyanın, kendi ekseni çevresinde tam bir devir yapıncaya kadar geçen zamandır. Eğer gökyüzünde, dünyanın, tam bir devrinin tamamlandığını gösteren; ilgi noktaları rolü oynayan, güneş ve yıldızlar gibi yer değiştirmeyen cisimler bulunmasaydı, bu zamanı ölçmek son derece güçleşecekti.
Zamanın tarifi konusunda tam bir uzlaşmaya varılamasa da ölçülmesi konusunda anlaşmazlık yoktur. Zaman, fizikte en hassas ölçülebilen niceliklerden biridir. Zaman ölçümünde herhangi bir âna ya da aralığa rakamsal bir değer atanır. Bu atamada sürekli değişikliğe uğrayan herhangi bir unsur, kullanılabilir. Yine zamanın ölçümünde kullanılan başlıca iki tane birbirinden bağımsız ölçek vardır:
Birisi atomik ölçümdür. Yani atomların içsel enerji durumları arasındaki kuantum değişimini gerçekleştirmekte kullanılan elektromanyetik radyasyonun karakteristik frekansından yararlanılan ölçektir. Diğeri dinamik ölçüm adı verilen Gök cisimlerinin çekimsel hareketleri ile ifade edilen yazımızda sözü edilen Ay ve Güneş takvimleri ölçeğidir.
İnsanoğlu, tarih boyunca çeşitli metotlarla zamanı ölçmeye çalışmıştır. İlk başta insanlar için sadece yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın zamanını bilmek yetiyor; mevsimler barınma, göç veya hasat zamanını söylüyorlardı ve yeterliydi. Fakat gittikçe daha küçük zaman birimlerine ihtiyaç duyan insanlık, yılı aylara ve haftalara bölmeye başlamışlardır. Dinler ve peygamberler bu konuda öncülük yapmışlardır.
Daha küçük zaman birimlerinin tarihi, takvimle paralellik gösterir. Yılları ve günleri ilk olarak birimlere bölenler Sümerlerdir. Mısırlılarla devam eden zamanı doğru ölçme çalışmaları, Yunan ve Roma medeniyetlerinde iyice geliştirilmiştir.
Zaman ölçen aletlerimiz bir günü 24 saat olarak gösterir. “Gün” gece ve gündüz sürelerinin toplamıdır. Gece ve gündüz, Dünya’nın kendi çevresi etrafında bir defa dönüşünden ileri gelir. Ama Dünya kendi çevresi etrafındaki dönüşünü 24 saatte değil, 23 saat 56 dakika, 4 saniye de tamamlar.
Mesela; Kandilli Rasathanesinden, Dünyaya göre sabit duran uzak bir yıldıza bakalım. Belli bir açıdan baktığımız zaman bu yıldızı gördüğümüz anda kronometreye basalım. Aynı yıldızı, aynı noktadan ve aynı açıdan tekrar görebilmemiz için geçen zaman 23 saat, 56 dakika, 4 saniye olacaktır. Buna “Yıldız Günü” diyoruz.
Fakat Dünya bu süre içerisinde kendi etrafında dönerken yörüngesi üzerinde de ilerlemeye devam etmiş, yörüngesinin 365’te birini kat etmiştir. Bu nedenle, Güneş’in sabit yıldıza göre olan yönü de değişmiştir. Güneşi de aynı nokta ve açıdan tekrar görmemiz için, Dünya biraz daha dönmek zorundadır. Bu dönme süresi de 3 dakika 56 saniye olacaktır. Buna, 23 saat, 56 dakika, 4 saniyeye ilave edersek 24 saati buluruz ki bizim kullandığımız gerçek güneş günü de budur. Buna göre bir yıldızın dünya üzerinde aynı boylama tekrar gelebilmesi için geçen süreye bir yıldız günü denir ve sabit bir değerdir.
Yerin kendi ekseni doğrultusunda tam bir dönüşü (360 Derece) tamamlamak için geçen zamana gün denir. Gün için farklı referanslar da kullanılabilir. Bir güneş günü, yeryüzündeki, güneşin karşısında bulunan bir noktanın, dünyanın kendi ekseni çevresindeki devrini tamamlaması sonunda, yeniden güneşin tam karşısına gelinceye kadar geçen zamandır. Gerçekte, bu, tam bir devirden daha çoktur; çünkü başlangıç noktası, devir tamamlandığı zaman, olması gerektiği gibi, güneşin tam karşısında değildir.
Yıldız günü de, yerin, kendi ekseni çevresinde hareketine dayanır; ama bu kez, başlangıç noktası, güneş yerine bir yıldıza göre saptanır. Yıldız gününe sideral gün de denir (sideral, Latincede, yıldıza ait, anlamına gelir).
Yıldızlar, o kadar uzaktadır (en yakını milyarlarca kilometre uzakta) ki, dünya, onlara göre çok az yer değiştirmiş olur; böylece, kendi ekseni çevresindeki tam bir devri sonunda, başlangıç noktası, yeniden yıldızın karşısına gelmiş bulunur. Tam bir devir süresi olarak düşünülebilen bir yıldız günü, güneş gününe göre, biraz daha kısadır, ikisi arasındaki fark, yaklaşık olarak, dört dakikadır.
Uzunluk bakımından değişiklik gösteren güneş gününü, günlük zaman ölçüsü olarak kullanmak pek uygun değildir. Güneş gününün değişikliğe uğraması, yerin yörüngesinin elips biçiminde olmasından ve güneşin merkezde değil, elipsin odak noktalarından biri üzerinde bulunmasından ötürüdür.
Dünya, güneşe en çok yaklaştığı zamana göre (perihel = günberi durumu), güneşten en uzak olduğu zamandakinden (aphel = günöte durumu) daha hızlı döner.
Saatle ölçtüğümüz gün, güneşin doğuşu ve batışıyla ölçülen doğal gün gibi olmayıp, uzunluk bakımından değişmez. Biz, bu güne, bütün güneş günlerinin ortalaması olduğu için, ortalama güneş günü diyoruz. Böylece, güneş günleri, ortalama güneş günlerinden, kimi zaman daha uzun, kimi zaman daha kısadır.
Dünya güneşin çevresindeki daireye yakın elips şeklinde bir yörünge hattı oluşturarak dönüş yapar. Bu hattı oluşturduğu düzleme yörünge düzlemi denir. Elips yörüngesinin iki odağı vardır ve güneş bu odakların birindedir. Yani güneş yörüngenin merkezinde değildir. Bu yüzden dünya bu yörüngesel hareket boyunca bazen güneşten uzaklaşır, bazen de yakınlaşarak değişken mesafeli bir hareket yapmış olur. Dünya yörünge üzerinde güneşe en uzak olduğu zamana aphelion (4 Temmuz), en yakın olduğu zamanda pelihelion (3 Ocak) denir. Yörüngesel hareket batıdan doğuya doğru yaklaşık 365 gün 6 saatte tamamlanır ve buna 1 yıl diyoruz.
Dünyanın belirli dönemlerinde güneşe yaklaşıp uzaklaşması güneşten aldığı ışının değişken olmasına neden olur. Fakat mevsimlerin oluşmasındaki asıl etken güneş ile dünya arasındaki bu mesafe değişimleri değildir. Dünya güneş çevresinde dönüşünü yaparken dünyanın kutup eksenleri yörünge düzlemine dik değildir. Bu durumda ekvator ile yörünge düzleminde çakışmaz ve aralarında 23 derece 27 dakikalık bir açı vardır. Bu eğimden dolayı yer kürenin bazı bölgeleri yıl içinde güneş ışınlarını dik olarak alırken bazı bölgelerinde eğik açıyla alır. Işınları dik alan bölgeler daha çok ısınırken eğimli olan bölgeler ise daha az ısınır. Bu ısı değişimine ve bu ısı değişikliğine bağlı olarak mevsimler oluşur. Allah, dünyaya bu şekilde eğim vererek mevsimleri yaratmıştır ve bu eğiklik değişmemektedir.
Kuzey yarım kürede 21 Mart - 21 Eylül tarihleri arasında yaz mevsimi yaşanırken güney yarım kürede kış mevsimi yaşanır.21 Eylül - 21 Mart arasında ise tam tersi gerçekleşir. Mevsimlerin oluşmasındaki en büyük etken ekvatorun yörünge düzlemi ile yaptığı 23,5 derecelik bu açıdır. Bir defasında yaz mevsiminde çıktığım gemi yolculuğunda Güney yarım küreye geçmiş 6 ay sonra vatanıma döndüğümde yine yaza girmiştim. Kısaca o yıl hiç kış görmedim.
Malumdur ki miladi takvim, dünyanın güneş etrafındaki dönmesine bağlı olarak bir tam dönüş yapması üzerine bina edilmiştir. Günümüzdeki şeklini hasat zamanı alınan vergileri düzenli bir hale getirmek üzere Vatikan tarafından yapılmıştır. Fakat dünyanın hareketindeki dakik nizam ve saniye şaşmayan düzen, başlangıçta tam olarak anlaşılamadığı için, önce Romalılar sonra da Papalık, defalarca takvimi değiştirmişlerdir.
Jülyen takvimi, Julius Sezar tarafından MÖ 46 yılında kabul edilen ve Batı dünyasında 16. yüzyıla kadar kullanılan takvimdir. Artık yıl hesaplamasındaki ufak bir fark sonucu bir kayma oluşturduğu için, yerini Gregoryen takvimi almıştır.
Sezar, o zamana kadar kullanılan takvimdeki karışıklıkları çözmesi için İskenderiyeli astronomi bilgini Sosigenes'den yardım alır. Sosigenes, 1 yılı 365,25 gün alarak oluşan mevsim kaymalarını düzeltmeyi hedeflemiştir. Böylece 4'e tam bölünemeyen yıllar 365 gün olmuş, bu yıllardan artan çeyrek günlerse 3 yılın ardından gelen artık yıla eklenerek, artık yılı 366 güne çıkarmıştır.
Ayrıca 1 yılın 12 ay kalabilmesi için artık yıllarda aylar 6 ay 30, 6 ay 31 gün çekecek şekilde düzenlenmiştir. Artık olmayan yıllarda ise yılın son ayından 1 gün çıkarılmıştır. Bu da o dönemde yılbaşı mart olduğundan dolayı şubat ayının artık yıllarda 30, diğer yıllarda ise 29 güne çekilmesine sebep olmuştur. Ayrıca takvim düzenlemesini yaptığı için Temmuz ayının ismini değiştirerek kendi adından gelen July ismini vermiştir.
Fakat Sezar'ın öldürülmesinden sonra takvimde yapılan bu ıslahat düzgün uygulanamadı. Takvim düzenlemelerini yapan Pontifeksler, 3 yılda 1 artık yıl uygulaması yaparak takvimde tekrar bozulmalara sebep olmuştur. Bu uygulamanın yapıldığı yaklaşık 40 yıl boyunca 3 gün kayma meydana gelmiş ve MÖ 8. yılda Augustus 12 yıl boyunca artık yıl uygulamasını durdurarak bu kaymayı düzeltmiştir. Augustus tıpkı Sezar gibi takvimde değişiklik yaptığı için bir ayın adını değiştirip kendi ismi olan Augustus'u vermiştir. Ki bizde bu ismi kullanıyoruz. Fakat ismi Sezar'dan gelen Temmuz ayının 31, Ağustos ayının ise 30 çekmesinden dolayı Şubat ayından 1 gün alınıp Ağustos ayına eklemiştir. Ne yani kendisi Sezar’dan daha küçük müydü ki gün sayısı az olacaktı? Böylece Şubat ayı artık yıllarda 29, diğer yıllarda 28 güne düşmüştür.
Bu takvime göre yıldönümü meselâ Hz İsa’nın doğum günü güneş yılı hesabı ile tam olarak bulunamaz. Ancak takribi bir şey söylenebilir. Zira hem takvimle çok oynanmıştır hem de bir yıl 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyedir. Yıldönümleri ancak yaklaşık bir tarih denilebilir.
Fakat Müslümanlar kamerî aylara göre takvimlerini düzenlerler. Kamerî aylarda değişiklik olmaz. Zira Ay’ın hareketi muntazamdır. Ayrıca çok kolay gözlem yapılarak takvim belirlenebilmektedir. Öyle mükemmel bir nizam ve düzen vardır ki; saniye şaşmamaktadır. Mesela; Dünya Ay’ın sadece bir yüzünü görmektedir. Zira Ay’ın kendi ekseni etrafındaki dönüşü ile Dünya etrafındaki dönüşü aynı süredir, saniye şaşmaz. 27 gün 7 saat 43 dakikada Ay’a göre hem bir yıl hem de bir gün olmaktadır. Ne ilginçtir ki Ay kendi ekseni etrafında bir saniye geç dönse veya dünya etrafında ne bileyim bir dakika fazla dönse görünmeyen yüzünü görme imkânımız olacak. Şu halde ancak Ay’a gönderilen uzay araçları ile bize görünmeyen yüzünün şeklini görebiliyoruz. Bunun tesadüfi bir şey olması mümkün değildir.
Elbette bunun bir hikmeti vardır. Biz hikmetinin anlaşılmasını din alimlerine, astronomlara ve ilim adamlarına bırakıp takvim meselesini bitirelim.
Hicrî takvimin milâdî takvimine göre üstünlüğünü yıldönümlerini nazara vererek açıklamak mümkündür. Tekrar etmek gerekirse değişiklikler sebebi ile Hazreti İsa’nın doğum gününü miladi takvimle belirlemek neredeyse imkânsızdır. Fakat kamerî takvime göre Peygamber Efendimizin (a.s.m) doğum gününü belirlemek çok kolaydır. Rebiyülevvel ayının 11. gecesi Mevlid kandilidir. Keza Kur’ân ayeti ile sabit olan 80 yıldan daha hayırlı Kadir Gecesi Ramazan ayının 27. Gecesidir.
Müslümanlar hasat zamanını ve mevsimsel şartları ikinci plana iterek mübarek gün ve geceleri esas almışlar ve hicrî takvimi kullanmışlardır. Zira bu günlerin farkında olmamak büyük bir kayıp demektir. Bu günlerin kıymetini bilenlerden olmak dileğiyle, vesselam…
Vehbi Kara
Fatma Saçak Akbulut
LEYLEK
Fatih ORUÇ
Abd Ve İngilizlerin Irak Felluce Katliamları
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Hüseyin KURT
Karadeniz’i Atık Çukuru Yapmak
Halil MERT
Türkiye–iran kardeş devletleri için Emperyalizmin büyük tuzaklari
Eyüphan KAYA
Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal
Ravza ZEYBEK
Bir Bayrama Uyanmak
Seyfettin BUDAK
Görünmek mi, var olmak mı?
Adnan ÖZ
Türk futbolu böyle yö-ne-ti-le-mez!
Songül KARAMAN
Geçmişten Günümüze Ramazan Gelenekler
Nihat Güç
İsrail-ABD, İran Ve Biz
Özlem Gürbüz
Çocukların Dilinde Mekke Sevgisi
Hamdi TEMEL
Oruç: Hücrelerimizi Yenileyen İlahi Sistem
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Problem Çözmenin Önemi
Mehmet BOZKURT
İran Yalnızlaşırken, Ortadoğu Yanıyor!
Mehmet Nuri BİNGÖL
ABD, İran, Vekâlet Savaşları ve Caydırıcılık Meselesi
Levent ERTEKİN
Karatüre Üzerinden Kültürel Restorasyon (3)
Aydın BENLİ
İran’a saldırı, bölgeye saldırıdır!
Aydan KURT
Oyunlar…
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Z kuşağı daha az zeki mi, yoksa daha fazla yorgun mu?
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 76
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Bülent ERTEKİN
EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SUS GÖNLÜM!
Gülay ÇETKİN
Denizli milli eğitimde usulsüz lojman mı tahsis edildi?
Ahmet DÜZGÜN
Bir Oy Vermenin Değeri
Ahmet SAĞLAM
İNANMAK
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Özhan KIZILTAN
İyi Polis ve Kötü Polisten Sonra Mason Polis Tartışması
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)